“Epistemik Cemaat”ten Ayrıldım, Topluma Kavuştum

Yazıma, iki değerli arkadaşımı hatırlatan bir başlık vermenin sızısı yüreğimin derinliklerinde…

“Epistemik cemaat” ifadesi 2 Ocak 2018 tarihinde kaybettiğimiz değerli sosyolog Prof. Dr. Hüsamettin Arslan’a ait. Rahmetli, İstanbul Üniversitesi’nde Prof. Dr. Ümit Meriç ile yaptığı doktora tezini, Epistemik Cemaat adıyla bastırmıştı ve bu ifade ile üniversite camiasını; yani akademyayı kasd ediyordu. Bütün dünyada böyle midir bilinmez ama bizde akademik çevre, bir süre sonra “cemaat” özelliği taşıyor.

Nedir bu özellik?

Beraber olmanın ve sürekli aynı ortamlarda bulunmanın getirdiği bir “aynılaşma” ve daha çok da “yeknesaklaşma”; yani “tekdüzelik”…

Farklı zihniyet yapılarında olsalar da bir süre sonra akademisyenlerin büyük bir çoğunluğu, birbirlerine benzer tavırlar sergilemeye başlarlar… Kabulleri, reddedişleri, itirazları, tepkileri ve meşgaleleri birbirlerinin fotokopisi gibi olmaya başlar. Hele hele kampüs üniversitelerinde, bir akademisyen için dünya kampüsten ibarettir. Bir de lojman kampüste ise o akademisyenin hayatı, lojman, ofis, derslik ve laboratuvar arasında geçer. İdeal bilgi üretimleri için ideal ortammış gibi görünen kampüsler, asosyal insan yetiştirmek için birebir mekânlardır.

Mekânda bir yeknesaklık olur da bu insanlar arasındaki ilişkiye yansımaz mı?

Bal gibi yansır!...

Hayattan beklentiler, insanlarla ilişki, konuşulan konular ve en çok tekrarlanan kelimeler… Bir süre sonra hep aynı şeyler döner konuşmalarda sohbetlerde. Bilgi üretimiyle ilgili konular olsa neyse… Çok seviyesiz ve daha çok çıkar ilişkisine ve mevki-makam kapmacaya yöneliktir bu sohbet ve ilişkilerin konusu.

Akademya ile ilgili daha pek çok “aynılaşma” özelliği sayılabilir… Ama uzun uzun sayıp sizi yormayalım.

İşte bu tür “aynılaşma” özelliği gösteren toplumlara sosyologlar “cemaat” diyor. Rahmetli Hüsamettin Arslan da akademyanın bu özelliklerinden dolayı, “epistemik cemaat” dedi üniversitelilere; yani “bilgi cemaati.”

Tabii aslında ince alay vardı bu adlandırmada. Akademya ve bilgi!..

Çok safsın Süheyla!...

Akademya kendisi pek bilgi üretmez; daha önce üretilmiş bilgileri aktarır. Yani bir tür “tekrarcılar pazarı”dır veya “envanter cetveli çıkaranlar çarşısı”…

İşte böyle düşüncelerle oluştu yazının başlığı…

Başlıktaki ikinci arkadaşım da 6 Aralık 2023 günü ebediyete uğurladığımız Mustafa Çalık’tır…

Çalık ile 1977-1978’lerden beri bir tanışıklığımız vardır ama esas irtibatımız Nisan 1989’da çıkarmaya başladığı Türkiye Günlüğü dergisi münasebetiyledir. Rahmetli bir yandan DPT’de çalışır ve dergi çıkarırken bir yandan da doktora tezi hazırlıyordu. Tezini MHP Hareketi –Kaynakları ve Gelişimi– 1965-1980 başlığı ile bastı. MHP ile arasına bir mesafe koyan rahmetli, kitabın arka kapağında, bizim kuşağın bunalımlarından birine işaret ediyor ve şöyle diyordu: “Kabilemden ayrıldım, esas ait olduğum yere döndüm, cemiyete kavuştum”. (Hüsamettin “cemaat” diyordu; Çalık “kabile” diyor. Dikkat edilirse ikisi de benzer özellikli topluluklardır)

Bizim kuşaktan okuma-yazma işinde bağımsızlaşanlara, artık siyasi hareketler dar gelmeye başlamış ve ülkücülüğü bağımsız bir aydın tavrı olarak sürdürme temayülü başlamıştı. Rahmetli Çalık, tam da bu “bağımsızlaşma” anına işaret ediyordu o cümlesinde. Aynılaşmış ve tekdüzeleşmiş bir hareketin yeni bir ivme kazanamaması, okuyup yazan ve düşünen insanlara, tahammül edilemez sınırlar getiriyordu ve o insanlar bu sınırları zorluyorlar; sonunda “cemiyete kavuşarak” normal habitatlarında neşv ü nema bulmaya gayret ediyorlardı.

Dışarıdan bakınca cazip görünen akademik hayatın içeriden bakıldığında pek öyle cazip falan da değilmiş yani. 42 Sene bulunduğum bu camiadan 15 Temmuz 2023 günü emekli olunca, yıllardan beri kafamda tasarladığım Arasta’da bir mekân açıp entelektüel bir mahfil oluşturma işini gerçekleştirince, “İşte” dedim, “… kabilemden ayrıldım cemiyete kavuştum.”

Gerçi, kendimi hiç bir zaman “kapalı toplum mensubu” gibi görmedim. Yani hayatımın her aşamasında toplumla iç-içe olmaya gayret ettim. Ankara’da üniversite öğrencisiyken üniversite dışı seminerler, konferanslar ve dergicilikle uğraştık. Meslek hayatına atıldığımda Elazığ’da Kültür Bakanlığı Kitap Satış Bürosu, Fırat Kültür Sarayı, Foto Şedele ile üniversite dışı kültür faaliyetlerinde bulundum. Muğla’da ise Menteşe Grubu, Metinbilim Enstitüsü Derneği ve Türk Ocağı’nda kültürel faaliyetlerde bulunupgazete yazıları, seminerler, konferanslar, paneller ve sempozyumlarla toplumun içinde yer aldım. Yani pek öyle “epistemik cemaat” mensubu gibi yaşamadım.

Uzun lafın kısası…

Artık epistemik cemaatten ayrıldım, çarşı esnafına ve serbest sohbet mahfillerine kavuştum.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Namık Açıkgöz --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hamle Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hamle Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Hamle Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hamle Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Muhli̇s Karakaya - Hocam mükemmel olmuş

Bu gibi durumların bir diğer adını Rahmetli MİYO eski genel sekreterlerinden MEHMET SEVİM Hocam koymuştu ;; KENDİNİ DÜNYANIN MERKEZİ SANMAK;;

Elinize sağlık

Bu düşüncelerinizi ve tespitlerinizi emekli olduktan sonra yazmış olsanızda

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Mayıs 11:47