Osman Gürün’e varsa hakkımı bende helal etmiyorum!

Dünkü yazımda Burçin ve Tamer Özsan çiftinin aile dostları Beyazıt Öztürk’ün (Beyaz)  Muğla Özel Eğitim Uygulama Okulu yararına gerçekleştirdiği performansta “magazin” olarak pek çok olay medya, sosyal medya mecrasına taşınabilirdi... Ama bir “gazeteci” gözüyle bakıldığında bütün o “olayların” önüne benim “olayım” geçer manşet olurdu...

Osman Gürün’e; Size hakkımı helal etmiyorum” başlığını taşıyan 13 Nisan 2024 tarihli yazımın altına yapılan yorumlardan birinde Muğla’nın renkli simalarından sevgili Akif GirayArtık uğraşacak yeni bir hedef bulun. 25 yıl seçimle gelerek hizmet etmiş bir başkana, sataşmak yerine, Muğla’ya faydalı olacak fikirleri paylaşalım, diye düşünüyorum...” demişti.

O gün “Akifim ben kimseyle sataşmıyorum, ama sen bana sataşıyorsun...” diye karşılık vermiştim.

İnanın meslek yaşamımda kimse için “Şuna bir sataşayım” dediğim kişi olmadı. Olmazda... Hem ‘sataşmak’ ne ya...  Ben Osman Gürün’e hiç sataşmadım, ama şu ana kadar kendisine Ali Turbalıoğlu’nu saymazsak en çok sataşan şu anda Menteşe Belediye Başkanı olan Gonca Köksal oldu... Onu da farkına varmamış olanlar için  Pazartesi günü anlatırım...

xx xx xx

Aslında 13 Nisan 2024 tarihli yazım üzerinden Akif Giray bana sataşıyordu.

O gün kendisine tam olarak “Fikrin varsa yaz paylaşalım. Akifim ben kimseyle sataşmıyorum, ama sen bana sataşıyorsun... Ayrıca benim kimseyle uğraşacak zamanım olmadığı gibi niyetimde olmaz. Ama sana takabilirim:)))” demiştim.

Gerçekten zamanım yok. Şu anda daha hayırlı bir şey yazıyor olabilirdim. Aslında Akif Giray’a da hak veriyorum. Ben neyi nasıl anlatmak istersem isteyeyim, herkes anlamak istediğini, anlamak istediği kadarını anlayacaktır...

Akif Giray o gün “Yazdığım gibi Muğlamız için önerilerimizi, görmek istediklerimizi de sizin yazılarınızda okumak istiyorum. Sizin yazılarınızı, bazen katılmasam da görüşlerinizi okumak güzel, asla sataşmak gibi bir niyet taşımıyorum. Herkesin görüşüne ve inanışına saygı duyarım. Bu bizim şehrimizin hamurunda var...” diye devam etti. Vallahi Muğla için bana bir önerisi de olmadı, onu belirteyim, ama bu sözlerinde kendisine katılıyorum. Katıldığımı gıcıklık (:)) olsun diye yazmadım, şu yanıtı verdim:

Akif Giray, ama Osman Gürün'e sataştığımı söylüyorsun. Ben sataşmam. Yanlışı ‘kral çıplak’ diye ilan ederim, ‘yakışmış başkanım’ diye yalakalık etmem... Aynı yalakalar şimdi Ahmet Aras'ı kuşatmış durumda... Sataşmaksa Ona da sataşırım (gerekirse), ama senin hatırına yapmayacağım. Bundan sonra yalaklara sataşacağım...

Kesinlikle öyle yapacağım...

Akifcim üzgünüm, hafta başında “Beyaz”ı izlemek için gittiğim Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi’nde yaşadığım olay, ne “Kültür Turizm şehri” denilen, ne “Üniversite Şehri” denilen, ne de senin “Bu bizim hamurumuzda var” dediğin “Hasletlerin şehriMuğla’ya ve ne de “Doktorum” diye her zaman övündüğüm Ortopedi Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Osman Gürün’e (yakışmayan değil) yakışmaması gereken bir olaydı...

Bugünkü yazımla seni dinlemeyip, kendisiyle yine sataşacağım...!

xx xx xx

Dünkü yazımda “Yeri gelmişken bende, salona giriş çıkışımda bana yardımcı olan öğretmenlerimiz Halime Hınç ve Berna Çelik ile Nazmi Özdemir’e çok teşekkür ederim.” derken, şu ifadem olmuştu:

Aslında o gece asıl olay benim salondan çıkışımda yaşandı, Beyaz eğer neredeyse sahne önünde gibi yaşananı, ne olup bittiğini fark etseydi, inanıyorum ki o “muazzam eseri” ortaya koyanların kulaklarını da çınlatırdı... Beyaz’ın yerine yarın ben çınlatırım...

Çınlatalım...

Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi binasını beğeniyor musunuz?

Ben dış mimarisini hiç beğenemedim. Nedense bana Hitler Nazizmi’nin ihtişamını anımsatıyor... Bir beton yığını, soğuk bir yapı... Düğerek’teki Cezaevi’nden farkı yok. Ki karşısında da askeri kışla var... Zaman zaman MuğlalılaraKent Meydanı” diye yutturulan “gayri nizami” yer altı katlı otoparkı projesinin sahibi mimar ile bu beton yığınının mimarı aynı mimar olabilir mi diye düşündüğüm çok oldu.

Acaba Akif Giray da düşünmüş olabilir mi?

Şimdi Gonca Köksal kızımız o “Kent Meydanı” denilen ucube için bir hal yolu bulmak üzere anket yaptırıyor. Anketten ne bekleniyor onu da anlamış değilim... Pazartesi günü bakarız...

xx xx xx

Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi’ne CHP’nin il kongreleri dahil bazı etkinliklerde, ilk ve son olarak (çünkü bir daha çağrılmadım) bir basın kahvaltısına gittim. Salon etkinliklerinde hiç gidip en öne oturmadım, gerektiğinde çıkmam kolay olsun diye mi bilmiyorum hep en arkada, arkadan 3. sırada oturdum.

O yüzden sahne önüne nasıl ulaşıldığını yaşamadım, bilmiyordum. Sanırdım ki oraya asansörle inilen tuvaletlerin bulunduğu zeminden açılan iki (sağdan ve soldan) koridordan “dümdüz” ulaşılıyor...

Kim olsa böyle düşünür. Ama Osman Gürün, Onun yönettiği koskoca Büyükşehir Belediyesi’nin anlı sanlı daire başkanları, mimar-mühendisleri ve de proje üstleneni düşünememiş... Onların düşünemediği gibi, orada katıldıkları etkinliklerden sosyal medya hesaplarında fotoğraf paylaşımı yapan “özel insanlarla, engellilerle” ilgili STK’ların çok saygın yöneticileri de “düşünülmeyeni görmemişler”, gördülerse de gereğinin yapılmasın için hiçbir şey yapmamışlar...! Çok üzgünüm...

xx xx xx

Orada eşimle biletimizi gösterip, bir görevliden yardım istedik. Bizi aldı soldan götürdü. Salona sahne önünde açılan kapıya vardık, açtı merdivenlerle karşılaştık. “Buyurun” deyip çıkmamı bekledi. “Çıkamam” deyince, koltuk değneklilerin çıkabildiklerini söyledi. “Ben onlardan değilim” deyince bir “metal rampa” getirdi. Bir adım attım yaylanıyor, ipte cambaz gibiyim, kenarında korkulukları da yok, ürktüm... Yine çıkamayacağımı söyledim, bir kişi daha yardıma geldi, çıktık, nasıl oldu anımsamıyorum... Muğlalıca tam bir “tamışalık”...

Sevgili Uğur Çolakoğlu ve Tamer Özsan beni oturmak üzere olduğum yerden alıp sahnenin öteki ucundaki köşeye ikinci sıraya yerleştirdiler. Sağ olsunlar... Beyaz’ı, Burçin Özsan’ı keyifle izledik. İzlerken, orada önümdeki sırada oturan Vali Yardımcısı ve Büyükşehir Belediye Başkanı içinde (aynı yerden giriş yaptılarsa) metal rampa konmuş mudur diye düşündüm. Çünkü her bir basamak “standart basamakların” iki katıydı... Sonra “Osman Gürün’ün fark etmediğini onlar neden, nasıl fark etsin” diye geçiştirdim...

xx xx xx

Yok, hayır, bu kadar değil... Vallahi egzajere etmiyorum... İnanmayan o gece çıkışta bana (fiziki) yardımda bulunan Muğla Özel Eğitim Uygulama Okulu’nun özel öğretmenleri Halime Hınç ve Berna Çelik ile Nazmi Özdemir’e sorabilirler.

Beyazıt Öztürk oldukça eğlenceli ve “uyarıcı” programında “Eh yavaş yavaş sonuna geldik” deyince, eşime “Hadi çıkalım, ayak altında kalmayalım” dedim... Giriş yaptığımız çok basamaklı kapıya sahne önünden gitmemiz yakışık almazdı. Arkamızdan kulağımız çınlatılırdı... Hemen orada pervazında “çıkış” yazılı kapıya yöneldik, yine basamaklı merdivenler ve bizim rampacı da yok... Allah’tan öğretmenler bize yakınmış, onlar yetişti... Yoksa çıkamazdık... Evet, üzgünüm, Akif kardeşim Osman Başkanının ve ilgililerin kulaklarını dışarıda otomobile binince kadar çınlattım...

xx xx xx

Neymiş, seçim sırasında bir toplantıda hesap vermiş, kasada para bırakmakla övünmüş... Hadi Kurşunlu Caminin oradaki “Katlı Otopark cinayeti”, Atatürk Stadı karşısındaki “Kent Meydanı cinayeti” ve daha çok sayabilirim, Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi cinayeti gibi ardında bıraktığın onca cinayetle de övünsün...

Kültür Merkezi”ymiş... Kültürün sanatın merkezi insan odaklı olur. Estetik olur... Barı cephelerde sokak sanatçılarının “duvar resmi” yapmalarına izin verseydiniz diyeceğim, ama ne estetikle ne sanatla ilginiz yok... “İnsan” ile de yok... Çok uzaksınız. O kadar uzaksınız ki, uzak olduğunuzun farkında değilsiniz...

Türküdeki “Bizim Kabemiz İnsandır” sözü sizin için yazılmamış...

Orada konserler, tiyatro oyunları oluyor. Beyazıt Öztürkakustiğini” çok beğendi... Ama konser ve tiyatrolarda dekor ve ses, ışık düzeni taşıyan tırlar salona bile yanaşamıyormuş! Aklım almıyor... Bir “yarışma düzenlemesi” akıl edilmeyen Proje, neden bir sahne sanatları insanına, bir engelli insana gösterilmedi acaba?

O kadar çok soru var ki Akifcim ben de bıktım...

xx xx xx

Akif kardeşimin “sataşma” kabul ettiği “Osman Gürün’e; Size hakkımı helal etmiyorum” başlığını taşıyan 13 Nisan 2024 tarihli yazımın manşet konusu, Osman Gürün kürsüde hesap verirken, Büyükşehir’den atılmış bir işsizin, “Size hakkımı helal etmiyorum” diye seslenişiydi.

O yazımın altına Akif Giray’ın dışında yorum yapanlar da oldu. Hepsi de hakları helal etmediklerini yazmışlardı. İsteyen sayfamdan bakar... Osman Gürün’de hesap verirken seslenene “Onun hesabını da ahirette veririz” demişti. Bende o yazım da “Keşke bu dünya da hesap verebilseydi... O seslenişin o kadar çok ortağı var ki... Neyse belki O’nun yerine Ahmet Aras onlarla helalleşir...” demiştim...

Ben mi? Ben hep kendisiyle ilgili yazılarımda “Biraz dozu kaçtı mı?” diye sorup kendimle hesaplaşmışımdır. Ne de olsa doktor Osman Gürün’ü severim. Çok vicdan yaptığım oldu. Abartmışım...

Beyaz’ı izlemeye gittiğimde yaşadıklarımdan sonra ben de helal etmiyorum (varsa) hakkımı...

------------------------

GÜNÜN SÖZÜ; Herkes anladığını yapmalı bu yeryüzünde, anladığıyla sınırlı kalmalı. --Sabahattin Kudret Aksal

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Özcan Özgür - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hamle Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hamle Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Hamle Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hamle Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Yellov Yellov - Ben helal etmiyorum hakkımı bu Osman Gürün 1973 den buyana gelmiş geçmiş en kötü belediye başkanıdır diye hatirlanacaktir yaptığı kendisine biat edenleri işe almıştır Düğerekte geçen yıl kanalizasyon çalışması yapıldı her gün borun patlamasından su kesiliyordu neden kanal kazıcıların yanında bir tek MUSKİ görevlisi olmadiģı için o görevliler oturdukları koltuktan kalkıp kazı yapılan yere gelişmişlerdir bir kişi yeni bir insaat başlayacağı zaman inşaat için su bağlatacağı zaman MUSKİ ye müracaat eder MUSKİ oradaki su şebekesinin geçtiğı yerden kazı yapar suyu bağlar dekki su şebekesinin nerden geçtiğini eldeki belgelerle biliyorlar peki kanalizasyon kazısında MUSİKİ nin o Osman Gürün üniversitesinden mezun olanlar koltuktan kalkıp neden kazı yerine gelmediler Akmercanin elamanları sabah erken den kanal kazı ekibinden önce kazı katılacak yere gelip akşam onlarla beraber gidiyorlardı MUSİKİ elemanları boru patladığı zaman tamir ekibi geliyordu Dıügerek.giridinden hayvan pazarına kadar yeni Denizli yolunda kanal kazısı yapıldı kanal işlemi bitince yeni Denizli yolu kazılan yerler kapatıldı üzerine asvalt döküldü Bir Hafta sonra yol çöktü belki yotuz kirk yerinden çöktü yama yapildü düzeltilmesi hala yol.bozuk öyle duruyor en iyi yaptığı iş bu

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 29 Nisan 10:48