Ustaya Hürmet

Geçen hafta bir iş nedeniyle evden çıktığımda İsmail Zorba hocamın telefonuyla kendimi Arasta’da buldum. Önünden defalarca geçtiğimiz halde pek girmediğimiz, birçoğumuz için mimari tarzından başka bir anlam ifade etmeyen Arasta…

İsmail Hocam, “Seni bir okurun ile tanıştırmak istiyorum. Arasta’da Elektrikçi Türkay’ın oradayım.” demişti. Tarif üzerine Elektrikçi Türkay’ı buldum. İsmail Hocam beni Ali Osman Soyer ustayla tanıştırdı. 

Ali Osman Usta, 40 yıldan beri Arasta’da esnaflık yapan bir elektrik ustası…

Usta hem bizimle sohbet ediyor hem de önündeki elektrikli ısıtıcıyı tamir etmeye çalışıyordu. Ustanın sohbetinde, yüzünde, işine odaklanışında 40 yılın deneyimi; dükkanında 40 yılın izleri vardı. Radyoda ise Türk sanat müziğinin eşsiz eserleri arka arkaya çalıyordu. Yıldırım Bekçi vardı mikrofonda:

“Yıllar sonra rastladım çocukluk sevgilime,

O aşina bakışlar içimi deldi yine.

O bakış ki götürür beni yıllarca geri,

Hatıramda canlandı –ah- ilk aşkımın günleri.” 

Muhabbet sürerken bir ara içeriye iki genç kız girdi. Lise öğrencisi olan gençler, okullarındaki bir sosyal sorumluluk projesi için atık pil topladıklarını söyleyip kapının önündeki iki atık pil kutusunu göstererek, “Bunları biz alabilir miyiz?” dediler.

Ali Osman Usta o naif sesiyle, “Çocuklar, bunu müşteriler getirip buraya bırakıyor. Ben de Belediye’ye veriyorum. Mademki güzel bir iş için yola çıktınız, kendiniz pil toplayarak bu çalışmaya katkıda bulunun. Size hazıra konmak yakışmaz.” deyince kızlar sessizce dükkândan çıktılar.

Ali Osman Usta’nın bu tepkisi belki gençleri üzmüştü. Ancak 40 yıllık bir ustanın gözünden bakıldığında, emek olmadan yemek olmazdı ve bu bir şekilde gençlerimize öğretilmeliydi. Bize de dönüp “Çocuklarımızı hazırcılığa alıştırmamamız lazım.” dedi.

Usta demek, öğretmen demekti. Her usta aynı zamanda bir eğitimciydi.

Oysa bugün gerçek anlamıyla “usta”lığın giderek yok olduğu, meslek insanlarının bir türlü çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa terfi edemediği, ustalığın ya da usta öğreticiliğin duvarlara asılan çerçeveli belgelerden ibaret olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Usta kalmadı ki, usta öğretici olsun.

Biz çaylarımızı bitirmiştik ki içeriye iki kişi daha girdi. Kendilerini tanıtan bu kişiler toptan elektrik malzemesi satan iki pazarlamacıydı. Ali Osman Usta ile meslek, malzeme ve ticaret hakkında konuştukça İsmail Hocamla göz göze gelip gülümsedik. Toptancı çok uygun fiyatla bir ürünü vermeyi teklif ettiğinde Ali Osman Usta, “Yan komşuda var. Soran müşteri çok oluyor. Ama şimdi dükkâna koymam hoş olmaz.” diyerek o üründen almadı.

Piyasa fiyatının yarı fiyatına teklif edilen bir ürünü kaç esnaf alıp raflarına koymazdı ki? Ya da “Allah’a şükür ben siftahımı ettim. Siz komşuya bakınız. O daha siftah etmedi.” diyecek kaç esnaf var çarşıda?

Pazarlamacılar çıktıktan sonra laf lafı açtı; eskileri, yenileri, ustalığı, esnaflığı konuştuk kısa kısa. Ustanın önünde tamir etmeye çalıştığı elektrikli ısıtıcı hâlâ duruyordu. Eşyanın tamiri, ilişkilerin tamiri ilişkisine geldi söz. Ali Osman Usta, “Bunun anahtarı bozuk, yenisi de yok. Ama ben bir şekilde buna bir anahtar uyduracağım.” dedi. Yani bahane bulmadan, bir şekilde çözüm bulacaktı. Emek verecek, bir şekilde arızayı giderecekti.

Ustalık da bu değil miydi?

Bırakın arızayı gidermeyi, arızayı tespit dahi edemeyenlerin eşyalarımızı ve paramızı çarçur ettiği bir dönemde Ali Osman Ustaların kıymetini bilmek gerekiyor.

Çocuklarımıza ve gençlerimize meslek öğretemediğimiz bir dönemde, hiç olmazsa Ali Osman Ustaların sohbetinden ve deneyimlerinden istifade etmek gerekiyor. Onlarla sohbet etmek, çocuklarımızı onlarla tanıştırmak gerekiyor.

Ali Osman Usta, sohbetin sonuna doğru heybemize çok güzel bir söz koydu:

Çocuklarımıza anne-babasına, öğretmene ve ustaya hürmeti öğretmeliyiz.”

İsmail hocamla yine göz göze geldik. Bu mesaj; çocukların anne-babayı kankası olarak gördüğü, öğretmeni hizmetçisi olarak gördüğü, ustayı ise hiç tanımadığı ve sözlüğünde “hürmet”in olmadığı bir çağ için önemli bir mesajdı.

Büyüğe, bilgiye, deneyime, emeğe saygının olmadığı bir dünyada geriye ne kalırdı ki?

Allah, Arasta’larımızı ustasız bırakmasın!

24.04. 2024

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Koç --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hamle Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hamle Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Hamle Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hamle Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.