Bir Seçim Analizi

Başlığa bakarak yerel seçimlerin siyasi sonuçları hakkında bir değerlendirme yapacağım zannedilmesin. Bu şimdilik pek mümkün değil. Ancak yerel seçimlerde sandık kurulu üyesi olarak görev alan biri olarak sizlerle seçmen davranışları ve yaptığım gözlemlere dair birtakım değerlendirmelerimi paylaşmak isterim.

Öncelikle selamla başlamak isterim. Görevli olduğum sandıkta 250 seçmen oy kullandı. Sınıfa girdiğinde bize selam veren seçmen sayısı maalesef 10’u geçmedi.

Kapıda sırada bekleyen seçmenleri sırayla, “Buyrun, hoş geldiniz.” diyerek içeri davet etmeme rağmen ancak yüzde 10’undan karşılık alabildim. Oyunu kullanıp imzasını atan seçmene kimliğini uzattığımda teşekkür eden seçmen sayısı yine yüzde 10’u geçmedi. Girişte selam veren ve oy verme işlemi sonrasında teşekkür ederek ayrılan seçmenin tamamı 50 yaş üzeri kişilerdi. 

Malum oy pusulaları çok uzundu. Siyasi partilerin yanı sıra 20’den fazla bağımsız aday olunca büyükşehir belediye başkanı seçimi oy pusulası hem uzun hem de diğerlerinden daha genişti. Öyle olunca katlamak ve zarfa koymak bir hayli vakit aldı. Kapıda kuyruklar oluştu.

Zarfların açılması sırasında gördüğümüze göre toplum olarak estetikten oldukça uzağız. Bir kâğıdı katlamanın ve zarfa koymanın belli birkaç yöntemi olmalı. Oysa ne yöntem ne usul ne estetik vardı. Adeta pusulalar zarfa tıkılmıştı.

Oy verme süresine baktığımda da genel olarak kadınlar, erkeklerden daha önce kabinden çıktılar. Yine genç kuşağa baktığımda kızların erkeklerden daha önce oylarını kullanıp kabinden çıktıklarını gördüm. Ayrıca genç kızların zarfı genç erkeklere göre daha nizami kapatılmış idi.

Seçmen imza listesini imzalatma ve kimlik kontrolü görevi bende idi. 250 seçmenden biri bile imzanın tanımına ve imza atma usullerine uygun imza atmadı. Yani gördüm ki biz sadece selam vermeyi, teşekkür etmeyi, estetiği değil imza atmayı da bilmiyoruz.

Ama çok iyi yaptığımız şeyler de var. Mesela görevini yapmaya çalışan görevlilere ve Devlet’e ayar vermek. Önemli sayıda “bilmiş”, ukala ve kendisini başkalarına ayar vermeye odaklamış insan; daha kapıdan girerken başlıyor görevlilere ve Devlet’e saydırmaya. Devlet memuru ve görevliler sanki şamar oğlanı…

Kabadayılığı da çok iyi yapıyoruz mesela. Ortada hiçbir sorun yokken ve daha salona girmeden gerilmeye başlayan, yumruklama ile mühürleme işlemini birbirine karıştıran, zarfı sandığa adeta fırlatır gibi atan, listeyi yırtarcasına imza atan ve kimliği uzatırken kolumuzu zor kurtardığımız agresif seçmen sayısı da oldukça fazlaydı.

Son yıllarda kamu görevlilerinin önemli bir kısmı seçimlerde görev almak istemiyor. Başta ben de görev talep etmedim ama ikinci aşamada görev çıktı. İtiraz etmedim ve seçim sabahı saat 07.00’de sandık başındaydım. 07.00-23.00 saatleri arasında, kısa aralıklar hariç o sert sıralarda oturarak görev yaptım.

Sandık kurulu üyeliği ciddi anlamda yorucu bir görev. Sandık kurulu başkanı acemi ve partili üyeler de kendisini parti temsilcisi gibi görüyorsa vay halinize.

Ancak asıl zorluk muhtar adayları ve onların tayfasıyla mücadele etmek. Bizim sandıkta beş muhtar adayı yarışıyordu. Her muhtar adayının 10’ar yaveri var. Ellerinde bir tomar kâğıt, 10 dakika arayla biri kapıdan girip “Kabinlerdeki pusulalarımızı kontrol edeceğim.” diyor. Biz hiçbir muhtar adayının yaverini kabine sokmadık. Sandık kurulu başkanı belirli aralıklarla pusulaların varlığı kontrol etti.

Vay, siz misiniz onları kabine sokmayan. Kısa sürede okulun mimli sandığı olduk. Çünkü bizim dışımızdaki tüm sandıklarda her gelen kabine alınıyordu. Onlara durumu zor da olsa anlattık ama gelen telefonlara cevap vermekte zorlandık. Her arayan, “Herkes izin veriyor, siz de verseniz ne olur?” diyordu. Biz izin vermedik ve günün sonunda her sandık başında tartışma, gürültü oldu; bizim sandığın sayımları sorunsuz tamamlandı şükür. Üzerine vazife olmayanları işe karıştırmayınca gerisi sorunsuz oluyordu.

Bir kez daha anladım ki muhtarlık, sadece devletin sırtında bir yük değil toplumun huzurunu da bozan bir müessese. 50-100 seçmenin olduğu köylerde/mahallelerde dahi beş yıllık muhtarlık için kuşakları aşan husumet, rakibe ve taraflarına yönelik fitne-fesat ve cinayetlere varan rekabet toplumsal huzurumuzu dinamitliyor.

Siyasetin ve hizmetin muhtarlar üzerinden sürdürülmesi, yaşanan bu olumsuzlukları körüklemekten başka bir işe yaramıyor. Kardeşi kardeşe düşman yapan bir muhtarlığın topluma katkısı olup olmadığı hususu masaya yatırılmıyor. Oysa “Eski sistemin bir aracı kurumu olan muhtarlığın, yeni yönetim sistemindeki yeri ne olmalı?” sorusuna cevap arama zamanı çoktan geldi.    

Bir seçim de böyle geçti. Bir sonraki seçime bu konularda bir iyileşme yaşanır mı? Beş yıl sonra daha görgülü, huzurlu ve ahlaklı bir toplum olur muyuz? Bu kafayla çok zor ama umut da fakirin ekmeği…

03.04. 2024

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Koç --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hamle Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hamle Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Hamle Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hamle Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Çetin Çelebi̇ - Emeğine sağlık hocam. Muhtar konusuna gelince kapıya gelip de bizi evde bulamayan postacının bıraktığı tebligat zarfını almak dışında bugüne kadar başka işimi görmedi. Sorgulamaksa hiç düşünülmedi .Selamlar

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 03 Nisan 01:44