Algı

Dünyamızı algılar yönetiyor.

Algı da, yazılı ve görsel medya, moda, sinema ile kültürel faaliyetler ile yapılıyor.

Algın’ın gücünü ıskalayanlar da gol yiyorlar ve "Neden bu böyle oldu?" diye yakınıyorlar…

1989 yılında Sovyetler Birliği kendiliğinden lav edilince NATO açıkta kalmıştı.

NATO'nun varlığını devam ettirebilmesi için, bir düşmana ihtiyacı vardı.

Sovyetler devre dışı kalınca NATO, " Yeni düşmanımız İslam’dır" diye İslami hedef tahtasına koydu.

Batıda İslamifobi "İslam korkusu" zaten vardı.

Türkiye, hem NATO üyesi, hem de halkının % 99 Müslüman bir ülke idi.

Türkiye Cumhuriyetini yönetenler "Biz laik bir ülkeyiz, NATO'nun bu tavrı bizi ilgilendirmez" düşüncesinde ferah bularak sesini yeterince çıkarmadı...

Halbuki NATO husumetini Türkiye'ye tevcih etmişti.

Hatta bazı NATO tatbikatlarında hedeflere Atatürk ve Erdoğan resimlerini bile koymaktan çekinmediler.

Uyarmamız üzerine NATO bu resimleri kaldırdı...

Çünkü, batı kültüründe Müslüman ile Türk kelimeleri aynı anlama geliyordu…

Batının algısı böyle idi, biz bu gerçeği görmek istemiyorduk..

Zaten 1960, 1971, 1980, 1997, 2016 askeri darbe ve teşebbüsleri "Türkiye’ye İslam şeriatı geliyor" diye laik düzeni korumak için yapılmıştı…

Yeni Dünya düzeni, II.DÜNYA savaşından sonra Yahudi - Hristiyan dünyası tarafından tasarlanmış ve inşa edilmişti..

Son yıllarda dünya düzeni o denli baştan çıktı ki, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "Dünya beşten büyüktür" diye BM düzenine karşı çıktı ve itiraz etti.

BM ve kuruluşları, İslam Dünyasına üvey evlat muamelesi yaparken, Yahudi - Hristiyan Dünyasına, has evlat muamelesi yapıyordu.

Erdoğan’ın bu çıkışı aslında yürek isteyen bir çıkış idi ve dünyada tek idi.

Bu çıkışa, içimizdeki Batı yanlıları, bu itirazı yok hükmünde kabul ettiler…

Çünkü, ABD'ye ve NATO'ya itiraz etmek tehlikeli idi, uysal çocuğu oynamak daha kolay idi.

NATO, dünyadaki bu çarpık düzeni korumak için kurulmuştu ve biz de NATO üyesi idik.

Halbuki, dünyada küçük bir kesim "bir eli yağda, bir eli balda" yaşarken, büyük bir kesim de yokluklar içinde kıvranıyordu…

Adaleti savunmak, kardeşliği savunmak, eşitliği savunmak zordu, yürek isterdi…

Sovyetler, 1989 yılında yıkılınca Rusya, NATO'ya "Bizi de NATO'ya alın" diye ciddi ciddi sözlü olarak ABD Başkanı Clinton'a müracaat etmişti…

ABD Başkanı Clinton önce bu isteğe olumlu yaklaştı.

Sonra NATO ve Pentagon'un itirazı ile Clinton "Olmaz" demek zorunda kaldı.

Çünkü, NATO'ya düşman lazımdı.

Yeni dünya düzeni, bir denge üzerine inşa edilmişti.

Ama küçük bir detay vardı, o da ABD ile Rusya gizli ortaklar idiler.

ABD ile Rusya, zor anlarında birbirlerine yardım ediyorlardı.

Hatta, ABD ile Rusya tarih boyunca hiç savaşmamışlardı ve II. Dünya savaşının müttefiki idiler.

Biz bu gerçeği algı yöntemi yüzünden ıskalıyorduk.

Bu ittifakın hedefi, iki dünya savaşını çıkaran ve potansiyel tehlike olan AB idi.

ABD ve Rusya , AB'yi istediği noktaya getirmek için , NATO'ya eski Warshova üyelerini teker teker almaya başladı…

Rusya bu katılımlara rol icabı "Benim dibime kadar gelmeyin. Hani siz, bize söz vermiştiniz. Eski Worshova paktı üyelerini NATO'ya alamayacaktınız" diye itiraz etti...

NATO bu itiraza rol icabı kulak bile asmadı ve Ukrayna’yı da NATO'ya almak için adımlar attı.

Oyun büyük oynanıyordu.

Sonunda da olan oldu, savaş çıktı ve yüz binlerce Ukraynalı öldü ve milyonlarca kişi evinden barkından oldu.

Yüz binlerce Ukraynalı çoluk çocuk AB ülkelerine iltica ettiler.

Savaş iki tarafı keskin bıçak gibi görev yapıyordu.

İltica edenler ve büyük yıkımlar.

Kuzeyimizde bunlar olurken, güneyimizde İsrail, Gazze şeridinde yaşayan Filistinli Müslümanlara Hamas bahanesi ile saldırdı.

Gazze yerle bir edildi ve 32 bin kişiden fazla, çoğu çoluk çocuk öldürüldü…

Bu 21. Asrın soykırımı idi.

İsrail Başbakanı Netanyahu, bu soykırıma, "Kutsal kitabimiz Tevrat’ın emirlerini yerine getiriyoruz" diye kendisini savunuyordu.

Çünkü, İsrail, laik bir devlet değildi ve Yahudi şeriatı ile yönetiliyordu…

İsrail'in bir sonraki hedef de "Vad edilmiş Topraklar" idi.

Netanyahu, dünyamızı "Armegedon" diye adlandırılan büyük hesaplaşmaya, savaşa sürüklüyordu…

Bunu da Algı yöntemi ile yapıyordu.

Fanatik dinci batı da, Armegedon savaşından sonra Hz. İsa'nın Mesih olarak dünyaya ineceğini inanıyor.

Algı böyle bir şey...

Diğer yandan da, Hindistan Başbakanı Modi, batının bu halinden yararlanarak, Hindistan'daki 300 milyonu bulan Müslümanlara karşı düşmanca davranmaya başladı.

Hatta, Modi, bizim tarafımızdan yapılan 600 yıllık tarihi camileri de birer birer yıkmaya bile başladı.

Belki yakında Taç Mahal'i bile yıkacaktır…

Son günlerde Batının, Yahudilerin ve Hinduların husumeti İslam Dünya'sının üstüne yoğunlaşmış durumda.

Tüm bunlar gözümüzün önünde cereyan ederken BM teşkilatı hiç bir şey yapamıyor...

Çünkü, BM daimi temsilcileri olan beş atomik devlet, 196 Dünya devleti ile adeta alay ediyor.

Hiç bir devlet, hiç bir inanç, rakip tarafın hoşgörüsü ile varlığını devam ettiremez.

Tarih bunun örnekleri ile doludur…

İslam dünyasını korumak için, Cumhurbaşkanı Erdoğan "Dünya beşten büyüktür" diyerek bu adaletsizliğe itiraz ediyor.

Ve Erdoğan "Daha adil bir dünya kurmak mümkündür" diye dünyanın vicdanı olmaya inatla devam ediyor.

Bu ses mazlum dünyanın sesi olarak tüm dünyada yankılanıyor…

Ama, bazı kesimlerce bu haklı ve güçlü ses duyulmak istenmiyor.

Çoğumuz, içeride 31 Mart 2024 Pazar günü yapılacak mahalli seçimlerden başımızı kaldırıp, çevremizde neler oluyor, diye bakamıyoruz bile…

Çevremizde algı ile İslam dünyası karalanırken, karşı tarafın kullandığı algı silahı ile kendimizi yeterince savunamıyoruz.

Algı olayına karşı çıkmak başka, Algı silahını kullanmak başkadır.

Hatta içimizdeki bazı kişiler "Adamlar haklı kardeşim. İslam dünyasında elle tutulur bir devlet var mı?" diye kendi kalemize gol atıyoruz.

Hatta, kötü yanlarımızı vitrinliyor, güzel ve iyi yanlarımızı da gizliyoruz.

Buna da ters algı yöntemi deniyor.

Netanyahu, Müslüman Filistinliler için "Hayvansı yaratıklar" diyor.

21. Asırda söylenecek söz mü bu?

İslamifobi dünyamızı bir kanser gibi sarıyor.

Bugün Gazze'de olanlar, İslam Dünyasına yayılır ise, kimse şaşırmasın.

Bir felaket karşısında "Ben laik bir kişiyim. Benim bunlar ile bir ilgim yok" diyerek kendilerini rahatlatanlar bir daha düşünmeli…

Hepimiz aynı gemideyiz…

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Özden Akgüç - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hamle Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hamle Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Hamle Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hamle Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.