Ramazan Hâllince

“Saygı ki akılla beslenir, idrakle olgunlaşır, irfanla demine ulaşır. Evet, bugünün penceresinden baktığım Ramazan boynu bükük, insanları arıyor. İnsan olmadan hiçbir şeyin manası hükme varamıyor. Herkes kendince yaşar, kendi aynasından seyreder hayatı AMMA; ille de "EDEP YÂ HÛ!", "EDEP YÂ HÛ!"

Hasret kaldı yürekler rahmetine, bereketine. Susuz çöllerde kalmış gibiydiler. "Aşk ile, aşk ile" susamıştı tüm bedenler, tüm yürekler, tüm ruhlar. Kalem kılınmıştı da gölgesinden okunurdu elifin boynunun eğriliği. "Vav" gibi beli bükülmese de "Hak"tan halka halka uzanmıştı eller semaya. Semadan yeryüzüne "beliğ" bilirdi insan.

Kurdundan kuşuna rahmete hasretti tüm canlar. Açtı doyurulmaya muhtaçtı diller, kulaklar, gözler..

Zaman, hükmünü vermişti. Geldiği gibi giderdi kervan, yolundan dönmek bilmezdi. Dön ha dön, yana yana; kana kana. Her dönüş bir tamamlanıştı aslında. Lâ mekân üzere zamana tahammülsüzdü tüm fani akıllar, fani bedenler.

Dünyanın kaynağında dil de tahammülsüzdür, akıl da. Sırra vakıf olamadığından çeşmeden akan suya "dur" diyemediğin gibi zamana da "dûr" diyemezsin. Fâniliğin nişanesi ulak olur bedene zaman; "Gel, sen de geç; sen de geç!" dercesine. Ama hallince geçmeyi bilemez ki, tahammülsüzdür, sabrın helvasının tadına da varamaz. Oysa mana olmadadır, ermededir, tahammüldedir, teslimiyettedir.

Zaman vaktine Ramazan'a muhtaçtır. Ramazan zamanında kendine gelmededir. Ramazanda içine, özüne döner. Tahammül ehlidir Ramazanda zamanlar.

Tüm yaratılanlar şükür içerisinde Ramazan zamanında özüne dönerler. Hasretlikler kavuşmaya döner. Zaman beş vakit üzere değildir artık, beş vakit dünya zamanındadır.

" Nesilden nesile götürsün diye 
Kanatlar üstünde şanlı tekbiri.
 
Nice başbuğların açtığı yolda
 
Biri yardan geçmiş, öteki serden.
 
Yolcular gidiyor yarına doğru,
 
Kafile kafile bu köprülerden.
 ''

Arif Nihat Asya

Ramazan zamanı iftar ile imsak arasındaki uyanıştadır, silkiniştedir, kendine geliştedir. "Uyan ey gözlerim, gafletten uyan!" sırrına eriştedir.

Bakmayın kalem sahibi, kelamın saflığına erememektedir. Bu da tahammülsüzlüğündendir, sabrın sırrına erememesindendir. Lafı dolandırır durur. Laftan söze geçiş köprülerini aramaktadır. Bilir ki, her bir kelime senin için vardır. Her bir kelime bir köprüdür, her bir kelime ruhu aydınlatan bir kapıdır.

Kelam üzere kelimeler manaya erişmek için vardır ve "insan" olma demine varmak içindir. Uyanmak, uyanmak "aşk"a kanatlanmaktır. Ramazanda tutulan oruçtan, yapılan ibadetten, verilen sadaka ve zekâta her bir zikirde zaman da tayy-ı zamana erişir. Ramazan dünya zamanından sıyrılış, nurlanış, aklanış, paklanıştır. Yaratılış hükmünden kendi hissesine düşeni bulma arayışıdır.

Sözden lafa dönsek bugüne meyletsek, bugünde Ramazan'a baksak; ne kadar çaresiz, aciz kaldığımızı görürüz. Gafletin ötesinde kalplerin mühürlendiğini, akılların durduğunu, gözlerin karardığını, kulakların, gözlerin nurdan yoksun kaldığını görür. İnsan hasrete düşmüştür. Yetimdir; Ramazan vakitlerinde çaresizdir, boynu büküktür. Hasrete, yollarını gözleyen âşıklar sabrederler de onların yüzü suyu hürmetine mühürlenmiş kalpler çoğaldıkça çoğalır.

Umut kervanlarına yüz çevirmemek gerek. En karanlık, en ışıksız zamanlarda Yaradan'a sığınmak gerek. Kimsesizler kimsesinden ummak gerekir. Ummak gerekir. Yeri geldiğinde "elif" gibi dimdik durmalı; yeri geldiğinde "vav" gibi boyun eğip teslim olmalıdır. Şair Arif Nihat Asya'nın mısralarıyla yola düşmelidir:

"Elsizlere el, dilsizlere dil ver yeniden, 
Lütfet, bize bin şanlı nesil ver yeniden,
 
Dünyayı alıp avcuna bir gün Tanrım,
 
Avcunda bu dünyaya şekil ver yeniden."

Bugünün penceresinden gördüklerimiz bize neler söyletir? Biraz buruk, biraz kırılmış, biraz küskün bir söze dönüşür ifadelerimiz. İnsanız sonuçta, insanın kirinden insanın nuruna varmadır muradımız:

Ramazan ayındayız çok şükür! Ve çok şükür ki onca sıkıntımıza rağmen ezanların her daim okunduğu, ay yıldızlı bayrağımızın her daim dalgalandığı bu İslâm diyarında özgürce yaşıyoruz.

Ramazan ayını yaşayan ve de idrak eden milyonlarca insan adına biraz saygı bekliyorum. Saygı ki akılla beslenir, idrakle olgunlaşır, irfanla demine ulaşır. Evet, bugünün penceresinden baktığım Ramazan boynu bükük, insanları arıyor. İnsan olmadan hiçbir şeyin manası hükme varamıyor. Herkes kendince yaşar, kendi aynasından seyreder hayatı AMMA; ille de "EDEP YÂ HÛ!", "EDEP YÂ HÛ!"

Derkenar: Dünyaya dair bir perde çekilir. Ramazan’ın ilk günü çok sevdiğim ama nedenini sonucunu aramızda tamamlayamadığımız bir dargınlık yaşadığımız bir aile dostumuzu gördüm. Allah’ın selamını verdim, karşılık vermedi. “Ben”lik davasında bizden kaynaklı hatalar olabilir, faniyiz elbet eksiklerimiz olacak. Ama kendi terazimden baktığımda bu yaşananlara değer mi, diye düşündüm. Cevabını bulamadığım için susmaya durdum. Ramazan susmaya durma, kendi içinde muhasebe etme vakti değil midir? Rabbim bilir hakikati, biz görmeyen gözler, işitmeyen kulaklar,  idrak edemeyen gönüller çekilir hesaba. Değil mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Zorba - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Hamle Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Hamle Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Hamle Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Hamle Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.