Kozun Kadar Konuş!

Bu haber 11 Eylül 2019 - 0:32 'de eklendi ve 1.070 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

Eskiler cevize koz dendiğini bilirler. Sığırın yavrusunun buzağı olduğunu bilmeyenler, eminim ki kozu da bilmiyorlardır. Ancak başarı fırsatı olan elverişli duruma ya da bir saldırı ve savunma fırsatına da “koz” deniyor.

Bu açıdan bakıldığında herkesin bir kozu var. Herkes, başarı kriteri olarak belirlediği hedefine ulaşmak için kozlarını kullanıyor. Kozu sayesinde karşıdakini alt edecek gücü kendisinde bulabiliyor. Bu kozlar özellikle de iş hayatında fazlasıyla önemseniyor.

Elinde yöneticisine, mesai arkadaşına, müşterisine ve hizmet alanlara karşı kullanabileceği ya da kendisine kurumsal ilişkilerde güç ve etkinlik kazandıracak bir kozu olanlar, kendisini çok daha güçlü ve rahat hissediyor; çok daha hoyrat ve nobran oluyor.

Kiminin kozu dayısı… Bunlar, arkası doğuştan sağlam olanlar. Onlar bu yakınının güç ve otoritesinden beslenirler ve her zaman dört ayak üzerine düşerler. Dayısının adını kullanarak iş yaparlar.

Kiminin kozu yakın/yakını oldukları yöneticiler…  A takımına girenler, üst yöneticinin koruma şemsiyesi altına girebilenler, kurumsal ilişkilerinde kendisini daha güçlü hissederler. Bu güçten aldığı cesaretle daha bir cesur davranırlar.

Kimin kozu da çirkefliği… Bunlar da saldırgan ve nahoş üslubuyla insanları etrafından uzaklaştıran, böylelikle de kendisi için korunaklı bir alan oluşturan kişiler. Çirkeflik onların en büyük kozlarıdır.  Yöneticilerine veya mesai arkadaşlarına “Aman bu deliye dokunmayalım.” ya da “Ben bu işi tek başıma yapmaya razıyım; yeter ki onu bu işe bulaştırma.” dedirterek yorulmadan, rahatını bozmadan ve sorumluluk almadan mesaisini tamamlamaya çalışırlar.

Kiminin kozu siyasi, dinî veya sosyal mensubiyeti… Özellikle de mensubu olduğu siyasi, dinî veya sosyal grubun varlık sebebine, felsefesine, yaşantısına, söylemine bakmaksızın; hatta bazen bütün bunların aksine davranışlarla kendisine özel ve korunaklı bir alan açmaya çalışanlar, bu mensubiyeti çok iyi kullanırlar.

Kiminin kozu da sahip olduğu makam veya unvan… Onlar dünyalık şeylerin gelip geçici olduğunu unutup makamına/unvanına sımsıkı sarılanlar; her sözü söyleme, her şeyi belirleme, herkese müdahale etme hakkı olduğunu sanırlar. Oysa gür çıkan sesleri ile susturdukları insanların da bir özgül ağırlığının olduğunu, bir sahibi olduğunu unuturlar.

Kiminin kozu parası, kiminin kozu güzelliği, kiminin kozu da yasak ilişkisi… Yani herkes kozuna göre konuşuyor, kozuna göre hareket ediyor, kozuna göre tehdit ediyor.

Elbette sosyal yaşamda birileriyle yakınlığımız, sosyal veya siyasi bir mensubiyetimiz olabilir. Bir makam veya unvanın emanetçisi olabiliriz. Bu normal bir durum. Anormal olan bu ilişkileri işine taşıyarak, etrafındaki insanlar ile bu ilişkiler üzerinden iletişim kurmaya çalışmaktır.

İş hayatı içinde başkalarına karşı bir “koz” olarak birilerine ya da bir şeylere ihtiyaç duymak, kurumsal ilişkilerde başkaları üzerinden güç devşirmek; en basit şekliyle asalaklıktır. Burada asalak, biraz ağır bir sıfat gibi gelebilir. Ancak başkalarının sırtından geçinen, başkalarının desteği ile ayakta durabilen kişiye başka ne denir ki?

Oysa kişiyi yücelten ve yükselten şey bunlardan farklıdır: Olumlu kişilik ve karakter özellikleri, görgü ve nezaket kuralları ile süslenen bir davranış, sosyal ve kurumsal iletişim becerileri, mesleki bilgi ve deneyim, işe olumlu katkı, sahip olunan doğal yetenekler, sosyal sorumluluk çalışmaları, sosyal sermaye, okuma ve yazma becerileri; sosyal, sanatsal ve sportif beceriler iş hayatında ve sosyal yaşamda kişiye başarı fırsatı sunan durumlar; yani gerçek kozlardır.

Öğrenmeyi öğrenen, hayatın olağan akışı içinde kişisel ve meslekî gelişimine önem vererek mesleki bilgi ve deneyimlerini arttıran ve görgü-nezaket kuralları ile davranışlarını süsleyen, özgüveni ve özsaygısı oluşmuş kişiler, iş hayatında ve sosyal yaşamda başkaca kozlara gerek duymayacaktır.

Diğer taraftan, meslekî yetkinliği ile işine ve işyerine katkı sağlayan, üreten, sorumluluk alan kişinin bu gönüllü çabası, onun en büyük kozu olacaktır.

Kozuna güvenerek nara atanlara meşhur atasözümüzü hatırlatalım: Garip kuşun yuvasını Allah yapar.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.