İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Kaymakam Mı Suçlu, Yoksa Öğretmen Mi?

Eklenme : 6.10.2021 00:00:00
Görüntülenme: 1110

Geçen hafta bir kaymakamın, okul ziyareti sırasında girdiği sınıfta "Hoş geldiniz." diyerek kendisine elini uzatan öğretmeni, "Haddini bil, çık dışarıda bekle." diyerek sınıftan kovduğu haberini okuyunca içimiz acıdı.

Acıdı, çünkü bu saygısızlığa maruz kalan sınıfındaki bir öğretmendi. Acıdı, çünkü bunu yapan bir kaymakamdı.

Herkes kendi tarafından yorumları arka arkaya sıraladı, birilerini suçladı. Ama gördüğüm kadarıyla kimse, iki tarafın da bu habere konu olmasının altındaki nedenlere dair bir cümle laf etmedi.

Neresinden bakarsanız bakın, bu yaşananlar bir davranış bilgisi eksikliğinden kaynaklanıyordu. Bunun temelinde de eğitim sorunu vardı. Sınava hazırladığı gençleri hayata hazırlayamayan bir sistemin ve bu sistemin değirmenine su taşıyanların günahı vardı.

Geçen hafta sonu Pendik Kitap Fuarı'ndaydım. 8-12 yaş aralığındaki çocuklarının elinden sıkı sıkıya tutan anneler, stand stand dolaşıp çocuğunun akademik başarısını artıracak kitaplar arıyorlardı. İmza masasında önümde duran kitabın içeriğini soran annelere, "Temel görgü, nezaket ve iletişim konularını içeren bir rehber." dediğimde çoğu anne "hıı" diyerek dönüp gidiyordu. Hatta bu fuarda ilk defa bir anneden, "Kızımın görgü ve nezaketinden şüphem yok." cevabını aldım. Bütün anneler ve babalar, çocukları için ya macera kitabı ya da okul/sınav başarısına yönelik kitaplar arıyordu.

İşte sınava hazırladığımız bu çocuklarımızı hayata hazırlayamadığımız için ihtiyar dünyamız her geçen gün yeni sorunları sırtlanmak zorunda kalıyordu. Aile içi ilişkilerden başlayarak hayatın her alanındaki ilişkilerimiz, günden güne içinden çıkılmaz bir hâl alıyordu.

Kaymakam krizine geri dönersek, yaşananlar bir sonuç. Her yönüyle, bir eğitim sorununun doğal sonucu.

Öncelikle; temel eğitimden başlayarak eğitimin hiçbir aşamasında çocuklarımıza ve gençlerimize görgü ve nezaket eğitimi vermiyoruz. Varsa yoksa sınav başarısı, yüksek diploma notu, iyi bir meslek ve rahat bir gelecek. Ancak o mesleğin icrası ve o rahat geleceğin inşası için lazım olan davranış bilgisini onlara veremiyoruz.

Bir şekilde yükseköğretimini tamamlayıp meslek hayatına atılan gençlerimiz ise iş hayatının gerektirdiği davranış biçimlerini zaman içinde tokat yiyerek öğreniyor. Kırıyor, kırılıyor, üzüyor, üzülüyor. Diğer taraftan, temel görgü ve nezaket eğitimi verilmeyen gençlere hizmet içi eğitimlerde verilen protokol kuralları eğitimleri ise onlara yedikleri tokatları hatırlatmaktan ve kurallardan daha da soğumalarını sağlamaktan başka bir işe yaramıyor.  

Kariyer mesleklerine yönelen gençlerimize ise hizmet öncesi eğitimlerde protokol kuralları eğitimi veriliyor. Oysa temel görgü ve nezaket eğitimi verilmeyen gençlere verilen bu protokol eğitimi, o güne kadar eline bir tabanca bile almayan birine tam otomatik makinalı tüfek vermekten farksız. Tetiğe dokunduğu anda ortalık savaş alanına dönüyor.

Aslında kaymakam, hizmet öncesi eğitimlerde kendisine protokol kuralı olarak öğretilen "Ast, üst kişi elini uzatmadıkça üstüne el uzatamaz." kuralını uyguladı. Bir öğretmenin ne haddineydi, koskoca kaymakama el uzatmak! Öğretmen ise temel görgü kurallarından bihaber, sokakta karşılaştığı arkadaşıyla tokalaşır gibi kaymakama elini uzattı.

Öğretmen, görgü eğitimi almamanın; kaymakam ise görgü ve nezaket eğitimi almadan protokol kuralları eğitimi almanın kurbanıydı aslında. Ama kimse bu noktayı göremedi maalesef.

Oysa tüm gençlerimize önce görgü, sonra protokol, en sonunda da nezaket eğitimi vermeliydik. Bu temel eğitimden sonra onların bir iş, meslek ve kariyer sahibi olmalarını sağlamalıydık.

Kısacası, her ikisi de genç ve yolun çok başında olan kaymakam ile öğretmenin çok da bir suçu yok. Suç; annelerde, babalarda. Suç; dersi, sınav ve okul başarısını olmazsa olmaz gösterip buradan bir şekilde nemalanmaya çalışan öğretmenlerde ve eğitim yöneticilerinde. Suç; "özel" çocuklara "özel" ders ve kaynak pazarlayanlarda. Eğitim sektöründe!

Gayesi; hayata hazırlamadan sınava hazırlamaya evrilen, dolayısıyla da "milli" olma özelliğini kaybedip sektörleşen bir eğitim sistemi.

Suç; görgü ve nezaketi bir ders olarak müfredatına koyamayan eğitim sisteminde.

Haftaya buradan devam edelim. Bu arada şu sorunun cevabını arayalım: Sınavda başarı mı, hayatta başarı mı?

06.10.2021

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft