İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

İş Yapma Kültürümüz

Eklenme : 22.09.2021 00:00:00
Görüntülenme: 579

Türk toplumunun iş yapma kültürü hakkında da bir şeyler yazmak ve yirmi yıllık kamu deneyimimi sizlerle paylaşmak isterim.

Öncelikle, bireysel çalışmayı daha çok önemseyen bir toplumuz. Girişimciliğimiz, bireysel başarıya odaklı bir girişimcilik. Bu nedenle de takım çalışmasına pek yatkın değiliz. Atalarımızın, "Çatal kazık, toprağa girmez." sözü; bu psikolojinin bir yansıması olsa gerek.

Bireysel çalışmayı önemsediğimiz için aynı zamanda da rekabetçi bir çalışma anlayışına sahibiz. Rekabet ile gelişir, rekabet ile var oluruz. Bireysel rekabet ve ekip arkadaşına ya da rakip gördüğü kişilere karşı kazanılan galibiyet; en büyük motivasyon kaynağımızdır.

İyimser bir çalışma anlayışına sahibiz. "Sorun etme, hallederiz." ya da "Elbet bir çare buluruz." düşüncesi, en iyi rahatlama ve rahatlatma yöntemidir. Her zaman bir çıkışın olduğuna inanır, bir şekilde meseleyi hallederiz.

Faydacılık, iş yapma biçimimize iyice sinmiş. Kısa vadeli planlar işimize daha çok geldiğinden uzun vadeli planlamaları pek sevmeyiz. Aslında plan yapmayı da pek sevmeyiz. İşler yolunda gittiği ya da yaşanan sorunlar bir krize dönüşmediği sürece, rutini değiştirmek istemeyiz. Sorunları, halının altına süpürmeyi tercih ederiz. Sorunlar, krize dönüştüğü zaman da çözüm üretmek konusunda oldukça başarılıyız. İmkânsız diye bir şey yoktur, sadece biraz zaman alır ama mutlaka çözüm bulunur.

Kurulları ve toplantıları sevmeyiz, bir zaman kaybı olarak görürüz. Toplantılar ya âdet yerini bulsun kabilinden ya da üst yöneticinin sorumluluğu üzerinden atması için yapılan toplanmaların ötesine pek geçemez. Toplantılar; çoğu zaman birilerinin otoritesini hissettirdiği, birilerinin laf ebeliği yaptığı, birilerinin reklamını yaptığı organizasyonların ötesine geçemez. Kurul ve komisyon çalışmaları, bir-iki hamal üyenin sırtından yürüyen çalışmalardır; ancak başarı, herkese aittir.

Kibir, vazgeçilmez özelliğimiz. Bulunduğumuz makam ya da pozisyonun hakkını verdiğimiz, o makam ya da pozisyon için en uygun kişi olduğumuza olan inancımız tamdır. En küçük eleştiriye dahi tahammül edemeyiz. "Bana işimi sen mi öğreteceksin!" ya da "Ben ne diyorsam o!" ikazı, hedefine atılmaya hazır bir ok gibi her daim dilin ucunda hazırdır. Diğer taraftan da muhatabın bir eksiğini yakalama, bir açığını yakalamak için sürekli fırsat kollama, iletişim esnasında birini zor durumda bırakma, fırçalama, üst perdeden konuşmalar ile baskılama, unvanını hatırlatarak uyarma; günde üç öğün içilen kekremsi bir şurup gibidir.

Güvensizlik, en büyük sorunumuzdur. Çünkü bize, babamız dahil kimseye güvenmemek gerektiği öğretilmiştir. Mesleki bilgi, deneyim, davranış bilgisi, temsil yeteneği konularındaki zayıflık ve özgüven eksikliği; bu güvensizlik duygusunu cilalayan durumlardır. Güven iklimi oluşturmak, güvenilir olmak yerine; herkesin güvenilirliğini ispatlamasını bekleriz. Bu da sürekli ihtiyatlı olma, tetikte bekleme, şüphe etme, yersiz sorgulama gibi huyların ortaya çıkmasına neden olur. Yani oturduğu yerde güvensizliği besleyen ve kendi kendini kemiren duyguların esiri olmaktan kurtulamayız.

İşimizi ilerletmek, kariyer basamaklarını tırmanmak, avantaj elde etmek için işinde iyi olmayı değil; ilişkilerinde iyi olmayı tercih ederiz. Bu amaçla koalisyonlar kurarız. Bu amaçla sivil toplum kuruluşlarının müdavimi oluruz. Bu amaçla muhitimizi, düşüncemizi hatta yaşam tarzımızı değiştiririz. Geliştirdiğimiz ilişkileri, görevi başarmaya ya da hedefe ulaşmaya dönük bir araç olarak kullanırız. Çünkü ilişki geliştirmek ve arkasını sağlama almak, görevini iyi yapmaktan daha önceliklidir.

Bencilik, ruhumuza işleyen bir zehirdir. Yaptığımız iş her ne olursa olsun, bulunduğumuz makam ve pozisyon ne olursa olsun, içinde bulunduğumuz süreç ve ihtiyaç durumu ne olursa olsun; söz konusu fikir, çözüm, proje ya da başarı bizi parlatmayacaksa ve başkalarının hanesine puan olarak yazılacaksa bizim için hiçbir değeri yoktur. Her iki tarafın da kazanmasını, başkalarının da başarmasını kabullenemeyiz. Fikrin, projenin; kurumun, şirketin veya toplumun yararına olmasının bir önemi yoktur. İlk söyleyen siz değilseniz bir başkasının söylemesi de gereksizdir. Puanların başkasına verilmesine razı olamayız. Sırf bu bencillikle nice güzel fikirler, nice projeler çöp olmaktan kurtulamaz.

Söylemek, talimat vermek, nutuk çekmek, ayar vermek, azarlamak, dikte etmek, emretmek; iş yapma ve yaptırma yöntemi olarak sıkça başvurduğumuz yöntemlerdir. Dinlemek, fikir almak, soru sormak, paylaşmak; zayıflık olarak görülür.

Ne yapalım, biz de böyleyiz! 

22.09.2021

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft