İnsan Beyni ve Eylemi

Eklenme : 6.11.2021 00:00:00
Görüntülenme: 347

Beynimiz, akıl ve düşünce üreten, hayal eden çok önemli bir organımızdır...

Beynimiz, vücudumuzda en çok kan tüketen organımızdır, aynı zamanda.

Vücudumuz ise, beynimizin düşündüklerini, hayal ettiklerini hayata geçirmek için organize olmuş yanımızdır.

Beynimizin ihtiyacı olan kanı, vücudumuz yediğimiz, içtiğimiz yiyecek ve içeceklerden elde eder..

Vücudumuz için, kan üreten bir kimya fabrikası bile diyebiliriz.

Beynimiz, doğada var olan ve yediğimiz bitkileri düşünceye dönüştüren bir fabrika gibi çalışır.

Beynimiz, doğru, sağlıklı düşünce ve hayaller üretebiliyor ise, doğaya faydalı işler yapabiliyoruz, demektir.

Aksi oluyor ise, önce insanlığa, sonra da doğaya büyük zarar veriyoruz demektir.

İnsan denen canlının kaç yıldır bu dünyada var olduğunu kesin olarak bilemiyoruz.

Bu konuda tahminler var.

Bazı ilim adamları 150 bin yıl der iken, bazıları da 20 bin yıl diyorlar.

Dünya'da ne kadar zamandır var olduğumuzu hâlâ bilemiyoruz.

Bu günümüze gelirsek;

Bugünkü teknolojik noktamıza aşağı yukarı 4 bin yılda ulaşabildik.

Son 200 yılda gelişmemiz ise, hızlı oldu.

Hele, son 50 yıldaki gelişmemiz akıllara durgunluk verecek şekilde hızlı ve şaşırtıcı oldu.

Bu günlerde yani, 2021 yılında ise, insanoğlu, büyük bir hesaplaşmanın ve huzursuzluğun eşiğine ulaştı.

Her yüzyılın ilk çeyreğinde dünya yeniden şekilleniyor.

Şu anda da 21. asrın ilk çeyreğinde bulunuyoruz.

Nükleer gücü elinde tutan devletler egoistçe " Dünya benim olacak ve ben ne diyorsam o doğrudur " iddiası ile hareket ediyorlar.

Her an, III. Dünya savaşı çıkabilir.

Bu savaş da büyük bir ihtimal ile nükleer bir savaş olacaktır.

İki sene önce Rusya Başkanı Putin " Rusya'nın olmadığı bir dünya bizi ilgilendirmez" diyebilmiştir.

Çin ise, "Bize karşı nükleer silah kullanılmaz ise, kimse bizim sahip olduğumuz nükleer silahlardan rahatsız olmasın" demektedir.

BM'ler Güvenlik Konseyinin beş daimi temsilcisinin birer nükleer güç olduğunu da unutmamak lazım.

Eğer, bir nükleer savaş çıkar ise, dünyadaki insanların yüzde 99'u yok olacaktır.

Dağ başlarında, mağaralarda veya kıyıda, köşede kalan bazı insanlar ancak hayatta kalabileceklerdir.

Bu insanlar da, cilalı taş devrine benzer bir ortamda bulacaklardır kendilerini.

Bunları düşününce, "Acaba dünyamızda daha önce böyle bir nükleer savaş oldu da, insanoğlu işe tekrar baştan mı başladı?" diye düşünmeden edemiyor insan.

Nükleer savaştan kurtulabilen sıradan bir insan ne yapar?

Gördüklerini bir yerlere resimler halinde çizer.

Taşa çizdikleri kalır, kağıda, çeliğe çizdiklerini, doğa zaman içinde yok eder gider.

Arkeologlar da binlerce yıl sonra taşa çizimleri yorumlama durumunda kalırlar.

Tekrar günümüze gelirsek, doğamız biz insanların yüzünden can çekiyor.

Sorunlarımızı beynimiz ile yani akıl ile çözemiyor isek, Nuh tufanına benzer bir felaketle karşı karşıya kalabiliriz.

Hani ilkokulda okur iken sorulan bir sorudaki gibi, kuyuya düşen ve dışarıya çıkmaya çalışan kurbağa misali bir duruma düşebiliriz.

Kuyuya düşen kurbağa gündüzleri 5 metre yukarıya tırmanıyor, geceleri de uykusunda 4 metre aşağıya kayıyor, bu kurbağa kaç günde 30 m derinliğindeki kuyudan çıkar, diye sorulan soru gibi.

Beynimizi kullanmaz isek, uygarlığımızı koruyamaz ve içine düştüğümüz kuyudan çıkamayız...

Bu günlerdeki sorunumuz da bu maalesef.

 

ÖNCEKİ yazı
SONRAKİ yazı
{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft