İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Geldiğin Yeri Unutma!

Eklenme : 15.09.2021 00:00:00
Görüntülenme: 830

Çoğu zaman; görevde yükselerek ya da seçilerek belirli bir makama ve göreve getirilen insanların bu görev-statü değişimi ile birlikte değiştiği, eskisi gibi olmadığı, insanlara tepeden bakmaya başladığı gibi birçok eleştiri yapılır. Bu eleştiriler, en çok kişinin yakın çevresi tarafından dile getirilir. "Artık onu tanımakta zorlanıyoruz." derler.

Böyle bir durumda; belirli bir düzeydeki değişim doğaldır, hatta gereklidir. Makam, unvan, statü değişimi ile birlikte; görev, sorumluluk ve günlük iş alışkanlıkları da zorunlu olarak değişmektedir. Diğer taraftan, yeni pozisyona uygun iletişim biçimleri de mevcuttur. Dolayısıyla bu kişinin yakınlarıyla olan ilişkileri de yeni pozisyonun gerektirdiği iş yapma biçiminden ve mesaideki yoğunluğundan etkilenebilmektedir.

Bu doğal değişimi ve yoğunluktan ya da yeni pozisyonun sırtına yüklediği sorumluluktan kaynaklanan durumu görmeden eleştirmek ise bir haksızlıktır. Hele ki bu eleştiri, yakın arkadaşa ve dosta yöneltiliyorsa bu bir vefasızlıktır.

Ancak bütün bu doğal değişim ve durumların ötesinde; belirli bir makama ve göreve getirilen insanların bu görev-statü değişimi ile birlikte değişmesi, geldiği yeri ve çevresini unutması, arkadaşlarını ihmal etmesi, halktan/çalışanlarından kopması, araya duvarlar örmesi de sıkça rastlanan bir durumdur.

Belki de bu endişeden hareketle birçok makam odasında, "Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen hem yolunu kaybedersin hem dostunu." (Necip Fazıl Kısakürek) uyarısının asılı olduğu levhalar görmek mümkündür.

Tabii ki odanın bir duvarında asılı olan bu uyarı, zihnimizin ve yüreğimizin bir köşesine kazınmamış ise hiçbir anlam ifade etmiyor.

Yardımcılarının bir randevu alarak odasına girdiği, alt kademe yöneticilerin sekreteri/özel kalemi ile muhatap olabildiği, çalışanlara ve vatandaşa kapısının kapalı olduğu yöneticilerin makam odasının duvarına hangi özlü sözü astığının ya da sosyal medyada hangi mesajı paylaştığının önemi var mı?

Bir imza ile geldiği yerden bir imza ile gönderilen, gece yarısı yayımlanan bir kararname ile verilen koltuğu yine bir gece yarısı elinden alınabilen insan; aciz insandır. Hangi makam ve pozisyonda olursa olsun acizdir. Dolayısıyla bu acizliğinin farkında olan, geldiği yeri de unutmaz. Geldiği yeri unutmayan ise bulunduğu pozisyonun insanlar ile kendisi arasında bir duvar olmasına fırsat vermez. Geldiği yeri unutmayan, sahip olduğu gücü; insanları aşağılamak, hor görmek için kullanmaz.

Geldiği yeri unutmama konulu güzel bir hikâye anlatılır.

Gazneli Mahmud, bir gün ava çıkar. Yolunu kaybedince bir Türkmen çadırına rastlar. Uzun süre yol almış ve susamıştır, karşılaştığı çocuktan su ister. Sultanı karşılayan Ayaz, hiç tanımadığı ama önemli birisi olduğunu anladığı Sultan'a çok saygılı davranır.  "Babam, çeşmeye su almaya gitti. Az sonra gelir." diyerek onu bir müddet oyalar. Biraz sonra da çadıra girip bir kâse su getirip Sultan'a verir. Gazneli Mahmud; "Babam, çeşmeden getirecek diye beklettin ama suyu içerden alıp getirdin. Neden böyle yaptın?" diye sorar.  Ayaz, şöyle cevap verir: "Sultanım, terli ve yorgundunuz. Suyu hemen verseydim hasta olabilirdiniz. Terinizin soğuması için sizi beklettim, sonra size suyu ikram ettim." diye cevap verir.  Bu cevap üzerine Gazneli Mahmud, bu akıllı genci himayesine alır ve bir süre sonra da sarayın başhazinedarı yapar.

Ayaz; saraya ilk geldiği gün, geçmişini unutmamak için perişan kıyafetleri ile delik ve yırtık çarığını bir odaya saklar. Zaman zaman da kilitli tuttuğu bu odaya tek başına girip kapıyı arkadan kapatarak; "Gazneli Mahmud'un kölesi oldun diye kibirlenme, eski çarığına ve pırtılarına bak ve kim olduğunu hatırla." diye kendi kendine söylenir.  Sultan Mahmud'un en çok kıymet verdiği ve güvendiği adamı olduğundan etrafındakiler onu çekemezler ve "Kilitli odasında çaldığı altınları ve defineleri saklıyor." diye onu Sultan Mahmud'a şikâyet ederler.

Ayaz'ı tanıyan ancak onu çekemeyenlere de bir ders vermek isteyen Sultan, odanın kapısının kırılıp Ayaz'ın ve odadaki her şeyin alıp getirilmesi talimatını verir. Odanın kapısı kırılınca hazine ve altınlar yerine Ayaz'ın yırtık eski elbiseleri ile delik çarığından başka hiçbir şey bulunamaz. Sultan, olup bitenlerin bunun sırrını Ayaz'a sorar. Ayaz, şu cevabı verir: "Senin huzuruna gelmeden önce bu elbiseye ve çarığa bakarım, gururumu bununla defederim. Benim değerim budur, bundan başka ne varsa senin cömertliğindendir."

Unutmayalım ki; atama ya da seçim yoluyla bize verilen her pozisyon, bu Devlet'in ve bu milletin cömertliğinin bir sonucudur. Oturduğumuz bu koltuklar, bize emanettir. Ve her emanet gibi, bir gün geri alınacaktır.

Geldiğimiz yeri unutmayalım!

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft