İsmail Zorba

İsmail Zorba

SÖZÜN EŞİĞİNDEN
İsmail Zorba'nın ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Bize Ait Zamanlar

Eklenme : 24.11.2020 00:00:00
Görüntülenme: 744

"Kütüphaneye ilk öğrencilik yıllarımda gelişim ve her hafta sonu kafamdaki yepyeni hayallerle ve hikayelerle buluşmanın heyecanıyla dostlarıma sarılışım. Okuduğum o kitapların verdiği sıcaklığı, dostluğu asla unutamam. Mesela Çocuk Kalbi, Küçük Prens, Çalıkuşu, Beyaz Geceler diye anmaya başlasam kırk gün kırk gece düğünlere eşlik edeceğim masallarla tamamlanır hatıralarım."

Kışın soğuğu yavaş yavaş sahne almaya hazırlanırken Muğla sokaklarında güneşin tadını çıkarmak ve de alabildiğimiz kadar D vitamini depolamak için yollara bırakıyorum adımlarımı. Hafif bir soğuk vücudumu ürpertiyor. Tatlı bir ürperti bu. Kışa hazırlanan kıyafetlerimiz dolaplarda sırasını bekliyor. Onlar bekliye dursun Saatli Kule caddesinde bir zamanlar nabzının attığı idari merkezinde yepyeni hikayeleri beraberimde götürüyorum.

Sabahın erken saatleri sabah ezanı okunmuş, vakit geliyor Saatli Kule'nin çanı saati yedi kere çalıyor. Ve Şeyh Caminin eteğinde kurulan Hamam'dan aklananlar paklananlar çıkıyor. Hamam sefası da amma güzeldir. Kaynayan sudan vücudunuza değen her bir damladan çıkan buharla nemlenir, sıcağın imtihanında olgunlaşır tazelenirsiniz. Nane limon kokuları sarar her yeri. Sonbaharla başlayan kışın kendini belli eden soğuk algınlıkları eşliğinde içilen ıhlamurlar, adaçayları, dağ çayları, kekikler, papatyalar oya oya buğular eşliğinde bir resmigeçide dönüşüyor. Salgın günlerinin hakikatinde normal günlerimizin hatıralarına sığınıyorum sık sık. Ve hamamın kapısının önünden ilerlerken hamamdan pir ü pak hafifleyerek çıktığımı düşünüyorum.

Hakikat sadece yaşadığımız ana mı zapturapt edilir. Ben buna bağlı kalsam nefes alacak hava, umut pınarından içecek su bulamam. Gönlümü azade bırakıyorum. Hakikat sadece şu an yaşadıklarımda değil; geçmişte yaşadıklarımda ve de gelecekte yaşayacaklarımda. İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar, umudun ipine tutunup dar zamanlardan kurtulabilir. Bu duygular eşliğinde Hoca Mustafa Efendi İl Halk Kütüphanesine doğru yürüyorum.

Saatli Kule Caddesi'nin yolu üzerindeki dükkanlar iyice tenhalaşmış, in cin top oynuyor. Malum yaşadığımız zor günlerin çilesinden esnaf da payına düşeni yaşıyor. Yıllar öncesine gidiyorum. Siyah beyaz fotoğraflar eşliğinde buraların hayatın merkezinde yer aldığı zamanlarda insanların telaş içerisinde bu cadde üzerinde yaşanan hikayelerin tatlı hatıraları gözümün önünde canlanıyor.

Ve o fotoğraflara gülümseyen insanların gözlerinde okuduğumuz mesajlar. Hüzün ve mutluluk gözlerden yansıyan ışıkla belli oluyor. Kimi gözler o kadar ışıltılı ta can evinizden yakalıyor sizi, aydınlatıyor yüreğinizi. Kimi gözler çok uzaklara bakıyor, dalmış gitmiş. Özlem dolu, hasret dolu o bakışlarınızda yüreğinizin bir kanadı kırılıyor. Kimi gözler sabitlenmiş donmuş kalmış, sanki hayata mahkum. Biz de onun bakışlarında zamanı durduruyoruz. Hep kahır mı nasibimize düşen. Siyah-beyaz fotoğraflarda gözler ne hikayeler anlatıyor bizlere.. Fotoğraflardaki gözlere gönüllere nakşedilen yarım kalmış insan hikayeleri.

Konakaltı Kültür Merkezi, Şehir Müzesi, Belediye Binası ve ortasında bir amfitiyatro gibi düzenlenmiş bir meydana iniyoruz. Minyatür amfitiyatronun sahnesinde o kadar güzel bir mekan var ki tarih, kültür ve hayat tamamlanıyor. Kuş cıvıltıları dolduruyor meydanı. Ağaçlar, çiçekler eşliğinde soluklanıyoruz. Burada zaman içerisinde başka zamanlara geçiyoruz. Sırtımı döndüğüm meydanda başka bir hayat yatıyor. Konakaltı mescidi, ulu çınarın gölgesi etrafında kahveler. Çay bardaklarından gelen kaşık sesleri eşliğinde sonsuzlanan sohbetler.. Hayat orada bu meydandan farklı akıp gidiyor.

Tarihi kütüphanenin merdivenlerinden çıkıyorum. Taş binanın her bir köşesine tarih sinmiş. Ve kitapların hayat bulabileceği en müstesna mekandayız. Yavaşça kapıyı açıyorum, kütüphanelere has o muhteşem kokuyu duyuyorum. Kitaplardan akıp gelen tayy-ı zamanların kokusu. Duygular, düşünceler ve hayatlardan akıp gelen insan insan tamamlanan mısralar, cümleler eşliğinde kitap sayfalarına sinen dost sıcaklığı ve de sadece bize özel mahremiyet.

Bu kütüphaneye ilk öğrencilik yıllarımda gelişim ve her hafta sonu kafamdaki yepyeni hayallerle ve hikayelerle buluşmanın heyecanıyla dostlarıma sarılışım. Okuduğum o kitapların verdiği sıcaklığı, dostluğu asla unutamam. Mesela Çocuk Kalbi, Küçük Prens, Çalıkuşu, Beyaz Geceler diye anmaya başlasam kırk gün kırk gece düğünlere eşlik edeceğim masallarla tamamlanır hatıralarım. Ne zamanki dostlarımla arama ince bir mesafe koyma zarureti yaşadığım alerjik hastalığım ortaya çıktı kütüphane ziyaretlerimin arası açıldı gitti. Bu da bir nevi zorunlu bir sıla hasreti yaşattı bana. Üniversite yıllarımın tadına doyum olmayan Milli Kütüphane'de geçirdiğim vakitlerin unutulmaz hatıraları saklı hikayelerimin bir köşesinde.

Kütüphanede kalma sürem sınırlı olduğundan kütüphanenin sessizliğinde sakin ve yumuşak adımlarla yerleri incitmeden kimseye rahatsızlık vermeden adım adım geziyorum. Girişe konulan dergilere göz gezdiriyorum. Odalarda ve koridorlarda raflara özlemle bakıyorum. Üst kata çıkıyorum. Yüksek duvarların mekana ferahlık ve genişlik veren havasında kitaplarla buluşuyorum. Ve de hasret gideriyorum. Zamanım olsa her bir rafta her bir kitapta onların yılları içlerine sindiren hikayelerini dinlerdim.

Her ne vakit kütüphanede olsam kulaklarıma Ziya Taşkent'in söylediği bir şarkının sözleri eşlik eder. "Ne o bensiz edebilir / Ne temelli gidebilir / Bende böyle bunu bilir." Ve kütüphaneme, kitaplarıma ayrılsak da beraberiz demek gelir içimden. İçimde bir sızı hemen ayrılmam gerektiğini hatırlarım. Muğla'nın sinesinde saklanan çok özel bir yer kütüphanemiz. Kuş cıvıltıları eşliğinde tarihi bir mekanda kendinizle ve en sadık dostlarınızla bir yürek ne güzel vakitler geçirirsiniz. Hayattan dem alır kendi hikayenize yepyeni umut dolu hikayeler eklersiniz.

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft