İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Ayasofya Sevincimizi Kursağımızda Bırakanlar

Eklenme : 2.06.2021 00:00:00
Görüntülenme: 781

Dokuz asır kilise olarak hizmet veren Ayasofya, İstanbul'un 29 Mayıs 1453'te fethiyle birlikte camiye dönüştürüldü. Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonraki ilk cuma namazını 1 Haziran 1453 günü Ayasofya'da kıldı. Tarih boyunca aynı yerde üç kez inşa edilen Ayasofya'ya Bizans'ın verdiği değer Osmanlı döneminde de devam etti ve Ayasofya, "Fethin Sembolü" olarak hep değer gördü.

1930-1935 yılları arasında halka kapatılan Ayasofya'da kubbenin demir kuşak ile çevrilmesi ve mozaiklerin ortaya çıkarılıp temizlenmesi gibi çeşitli restorasyon çalışmaları yapıldı ve Bakanlar Kurulu'nun 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla müzeye dönüştürüldü. Müze olarak hizmet veren Ayasofya, 1985'te UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girdi.

İnşasından İstanbul'un fethine kadar 915 yıl kilise, 1453'ten 1934'e kadar 481 yıl cami, son 86 yıldır da müze olarak hizmet veren Ayasofya; Danıştay 10. Dairesinin, 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesiyle tekrar eski statüsüne kavuşmuş oldu. 10 Temmuz 2020 tarihli ve 2729 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Diyanet İşleri Başkanlığına devredilerek ibadete açıldı.

Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması bir kesim tarafından iç siyaset malzemesi olarak yorumlansa da Ayasofya Türk milletinin 86 yıllık özlemiydi. Türk milletinin çok büyük bir kesimi, müzeye çevrilme kararını ve arkasındaki niyeti hiç sorgulamadan Ayasofya'nın ibadete açılacağı günlerin özlemi ile yaşadı. Ayasofya, onlar için öncelikle bağımsızlığın bir sembolüydü.

"Bağımsızlığın şuuruna vardığımız gün, kendimizi Batı'dan bağımsız hissettiğimiz gün, Ayasofya yeniden cami olacaktır." diyen Sezai Karakoç ve "Ayasofya bir semboldür. Ayasofya Camii'nin bir an evvel ibadete açılması hem Vakıflar Kanunu'nun gereği hem de bir insanlık görevidir." diyen Necmettin Erbakan bu özlemi en güçlü sesle dillendirenlerden ikisidir.

Şükür ki, zincirler kırıldı ve mahzun Ayasofya ezan, Kur'an ve namazla buluştu. İlk günden Diyanet İşleri Başkanlığınca Ayasofya Camii'ne üç imam ve beş müezzin ataması yapıldı. Prof. Dr. Mehmet Boynukalın da Ayasofya'nın başimamı oldu. Oldu olmasına da 86 yıl Ayasofya'nın aslına dönmesi umuduyla yaşayan insanların bütün sevincini kursağında bıraktı.

Bir bilim insanı olarak, olaylara çok daha akılcı ve kucaklayıcı bir bakışla yaklaşması ve ifa ettiği görevle Ayasofya kararını farklı yorumlayan insanları da ikna etmesi gereken başimamımız, her konuya maydanoz oldukça tam aksine bir başka kutuplaştırmanın kahramanı oluverdi.

Ayasofya'nın imamı olmak; herkesi arkasında aynı saflarda omuz omuza, yan yana toplamak dururken, toplumda siyasi ve sosyal kutuplaşmaya malzeme edilen her konuda fikir beyan ederek Ayasofya'yı kutuplaşmanın bir başka aracı haline getirmek midir?

Ayasofya bir mahalle camii mi? Ayasofya'nın dini, siyasi ve sosyal açıdan bir sembol; Türk milletinin bağımsızlığının ve Türk'ün bu topraklarda varlığının bir teminatı olduğunun bilincinde olmayan bir imamın, bu millete ve İslam'a verdiği zararı görememesi neyle izah edilebilir?

Neyse ki, akademik çalışmalara yoğunlaşma bahanesiyle başimam görevi bıraktı ya da bıraktırıldı. Bir üslup sorunuydu yaşanan. İçinde bulunulan mabedin, okunan Kur'an'ın, kılınan namazın; hasılı İslam'ın ruhuyla bağdaşmayan söz ve davranışların kaçınılmaz sonucu.

Bu millet; İstanbul'a kazandırılan sembol yapıların arka arkaya açılışların keyfini çıkarmak ve 86 yıl sonra İstanbul'un fethini Ayasofya ile birlikte kutlamak isterken, bir başka imamın patavatsızlığı ile her şey toz duman oldu.

Tanımam etmem; bildiğim bir şey var ki böyle imamlık olmaz. Ayasofya'nın ibadete açılmasından on ay sonra kürsüden anlatacak başka konu, okuyacak başka ayet yok mu? Kur'an'ın ayetlerini bir sopa gibi kullandığımız, İslam'ın ruhunu anlayamadan ayet ve hadislerin lafızlarına göre yorum yaptığımız sürece bir arpa boyu yol alamayız. Lanetlemekle, slogan atmakla, itham etmekle hiç kimseyi ikna edemeyiz. Bu tavrı, Peygamberimizin "Kolaylaştırın zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin!" tavsiyesi ile asla bağdaştıramayız.

Kürsülerden insanların gönlüne hitap edemiyor, aksine insanların değerlerine hakaret ederek bu ülkenin çoğunluğunun nefretini kazanıyorsak, kime ve neye hizmet etmiş oluyoruz?

Duygularını kontrol edemeyen, düşünceleri berraklaşmamış, olayların neden-sonuç analizini yapamayan, sınırlı ezberlerini tekrarlamaktan başka becerisi olmayanların davamıza ve inancımıza zarar vermekten başka işe yaramadığını ne zaman görebileceğiz?

Bu insanlara sormak lazım: "Geldikleri gibi giderler." inancı ve azmi ile yola çıkan Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde milli mücadele kazanılmamış, Boğaz'daki düşman savaş gemilerinin topları hâlâ İstanbul'a çevrilmiş olsaydı, 86 yıl sonra da olsa Ayasofya'da o lafları etme fırsatınız olacak mıydı?

02.06.2021

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

Powered by BilgiSoft