Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Alıç Mevsimi Geldi

Eklenme : 27.10.2020 00:00:00
Görüntülenme: 398

Herkesin kivi, avakado, ananas ve envai çeşit tropikal meyveye alıştığı günümüzde "Alıç da nerden çıktı hocam?" diyenleriniz olacaktır.

Sizin için alıç "çıkmış" bir meyve olabilir ama benim hayatımda alıç yeni çıkmayan, hep olan bir meyve idi.

Hatırlayanınız vardır. 9 sene önce bu sütunlarda "Alıç Ağacına Ağıt" diye bir yazım yayınlanmıştı. Orada, üniversite kampüsünde çalı zannedilerek kesilen bir alıç ağacını anlatmıştım. O alıcın kesilmesi, benim çocukluğuma vurulan balta gibi gelmişti bana. O zaman da demiştim, ben ayları, mevsimleri takvimden değil, ağaçlardan, çiçeklerden, bitkilerden takip ederim. Zamanın geçtiğini, yeni zamanların girdiğini onlar hatırlatır bana. O kesilen alıç ağacı çiçek üstündeyse bahardır; meyve üstündeyse son bahardır.

İşte o son baharlar benim çocukluğumdur.

Babalarımız "Uzaktır. Gitmeyin" dediği halde oğlak ve kuzuları sürdüğümüz Belin Gediği'ndeki o alıç ağacının sadece meyvesi değil büyüsü de vardı. (Yıllar sonra gördük ki o "uzak" denen yer, köyümüze 2 kilometre tutmayan bir uzaklıkmış. Babalarımız "uzak" derdi ama 7-8 yaşındaki biz çocuklara da uzak gelirdi.) Oğlak ve kuzuyu oraya sürmek; onların bol güz çimenleri ile beslenmesi, bizlerinde avuç avuç sarı alıç toplaması başlı başına bir sevinç idi.

Köyün içindeki ve bağımızın yolundaki alıçlar ayrı bir güzellikti elbette.

Önce bu büyü ile girdi alıç hayatıma, sonra Yunus Emre'nin Hacı Bektaş-ı Velî'ye götürdüğü alıç ile. Yıllar sonra o Orta Anadolu alıçlarını Ankara Altındağ pazarında gördüm. İpliğe dizilip gerdanlık gibi satılıyordu. Sarı alıçlar, kırmızı alıçlar. İri iri. Etli etli.. Keşke şimdi Ankara'da olsam da o alıçlardan alıp yesem!... Ey Ankara'daki dostlar!... Başta Cemal Kurnaz ve Ali Akbaş olmak üzere alıç romantizmini bilen ve yaşayan arkadaşlar!...İlle benim taaa Muğla'dan Ankara'ya gelip Altındağ pazarından alıç alıp sizleri bir araya getirmemi beklemeyin!... Lütfen fırsat yaratın ve o alıçlardan alıp bir araya gelin ve hep beraber alıç lezzetiyle Yunus'tan ve Yetik Ozan'dan bahsedin!...

Yetik Ozan da bir alıç sevdalısıydı. Şiirlerinde bir yerde geçer ama şiirlerinin tamamına alıç kokusu ve lezzeti sinmiş bir şairdir o. Ne diyordu?

Alıç paylaşırken dağlar diz dize

İlk sabırsız yaprak düştü son ize

Bozkırın sırrını açık denize

En sabırlı ırmak sustu götürdü

Alıç, iri çekirdekleri ve az eti ile pek de cazip bir meyve değildir ama o yalnızlığı, dağ başını veya uçsuz bucaksız bozkırı anlatır anlayana. Başparmak tırnağından bira büyük meyvesi, yapraklarını dökmüş dikenli dallarda pırıl pırıldır. O kuru dallar ve o dikenler minicik meyve ile anlam kazanır. 

Muğla civarında birkaç yerde alıç ağacı gördüm. Üniversite kampüsünde birkaç ağaç var. Bugünlerde dostlarla olgunlaşmış olanlardan toplayıp yiyoruz.

Keşke yetkililer alıç ağacı yetiştirme konusunda biraz gayret sarf etseler de hem daha iri ve daha etli alıçlar yesek, hem de halkımıza bir ekonomik önderlik yapıp şehrimizi alıç ticareti merkezi hâline getirsek!... "Ne gerek var?" demeyin!... Girin internete ve faydalarını görün!... Meyvesi ayrı bir şifa, marmelatı ayrı bir şifa ve lezzet, sirkesi ayrı bir şifa!... Tabii benim için hepsinden önemlisi, çocukluğum, Yunus Emre ve Yetik Ozan'ı hatırlatması.

 

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu
Powered by BilgiSoft