Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz

Namık Açıkgöz ve diğer yazarlarımızın gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

Ah Agam!... Ahlat Çocukluğumuzdu

Eklenme : 24.11.2020 00:00:00
Görüntülenme: 848

Köy yerinde daracık, küçücük bir dünyamız vardı ama o daracık, küçücük dünyanın her zerresinin ve her anının tadını çıkara çıkara yaşardık. Elimize gelen imkanlar hemen kaçmazdı. En az 15-20 gün sürerdi o imkân. Bazen daha çok sürerdi. O süre bitinceye kadar o anların ve o şeylerin tadını doya doya çıkarırdık. Elbette elimize gelen imkân tabiatın bizlere bahşettiği imkan idi. Mevsime bağlı imkanlar. Bitkiler, meyveler, sebzeler, çiçekler, böcekler, hayvanlar, derler, karlar, zeytin dalından sarkan buzlar. Uzaktan duyulan kurt ve çakal sesleri. Bu mevsimin bir nimeti de ahlat idi. Biz "çöğür", daha doğrusu "çöör" derdik. Ceviz, kestane, iğde, ayva, elma yanında "çöğür armudu" başlı başına bir zenginlikti.

Güz çimenleri çıkıp koyunu, keçileri, oğlakları ve kuzuları yamaçlara sürdük mü, (O yamaçlar ne kadar uzak gelirdi 8-9 yaşlarında bizlere!...)  onlar bir yandan pıtır pıtır yayılırken bizler de yamaçlardaki çöğürlerin başındayızdır.  Hele iri ve içi yumuşak çöğür armutları varsa. Hani o Dedemin Tarlası'nın karşı yamaca kavuştuğu köşedeki çöğür var ya. İşte onun gibi olursa, tadından yenmezdi o çöğür/ahlat!...

Tabii hepsi çocukluğumuzda kaldı.

Yıllar sonra o 2005'te yamaçlara döndüğümüzde ahlatların büyük bir kısmı aşılanıp armut vermeye başlamış ve maalesef o köşedeki ahlat ya kesilmiş veya çürümüştü. Yoktu. Gerçi köyde hiç kimse bir ağacı yok etmezdi. Odununu almak istese bile aşılanacak dal bırakır ama benim çocukluğumun o güzelim ahlat yoktu yerinde. Oyuncağını kaybetmiş çocuk hüznü çöktü o yamacın eteğinde.

***

2000'li yılların başından itibaren İstanbul'a, ağabeyim Halil Açıkgöz'ün yanına gitmeyi tabiata göre ayarlamaya başlamıştım. Mesela Kasım ayında gitmeyi ayarlıyordum. Çünkü bu ay da giderken ahlat ve çıntar götürüyordum. Çocukluğunun yiyeceklerini yani.

Şubat ayında gidişimin sebebi yabanî lâlelerdi. "Anemon" cinsi lâle. Çocukluğumuzda "Kır lâlesi" veya "yoğurt çiçeği" dediğimiz laleden götürürdüm. Temmuz ayında giderken mutlaka hayıt çiçeği olurdu elimde.

Kapıdan girdiğimde laleyi veya hayıt çiçeğini gördüğünde çocuklar gibi sevinirdi. Ahlat ve çıntar ayrı bir sevinç yaşatırdı ona.

İşte tam bu günlerde ahlat toplar, çıntar da alır İstanbul yolunu tutardım yıllardan beri!... Artık bunu yapamıyorum. Çünkü ağabeyim Halil Açıkgöz'ü 25 Kasım 2019 günü maalesef kaybettik. 18 Kasım günü geçirdiği kalp krizinden sonra bir hafta yoğun bakımda kaldı ve 25 Kasım öğle vakti ruhunu teslim etti.

Şimdi çıntar çıktı.

Ahlat bu sene de bol maşallah!...

Ama Halil Aga (Biz ona öyle derdik) yok!...

Kapıdan girdiğimde önce "şak" yapıp sonra sarıldığımız; sonra ahlat ve çıntar paketini açtığımdaki heyecanı beraberce yaşadığımız; onun  "İşte bu!... Dağ kokusu!... Yamaç kokusu!... Dere kokusu!... Tabiat kokusu!..."  diye çocukları gibi sevinmesini yürekten hissettiğimiz sahne yok artık.

Eve gelir giderken gördüğüm ahlatlar melûl-mahzun bakıyor ve "Hani?... Toplamıyorsun?..." diyor. Çıntarlar ayrı bir hüzün!...

***

Her ahlat çocukluğumuzdu yamaçlarda!... Çıntar da öyle. Şimdi Halil Aga'sız tadı yok ahlatın da çıntarın da. Çocukluğumuz da yok bir de. Ah ah!... Asıl Aga yok!... Ruhun şâd olsun Aga!... Şimdi o yamaçların birinde yatıyorsun. Mekânın cennet olsun Aga!...

 

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft