Bozoğlu, Demirkent ve Altan Öymen'e başvurmuş - Hamle GazetesiHamle Gazetesi

Bozoğlu, Demirkent ve Altan Öymen’e başvurmuş

Bu haber 23 Ocak 2020 - 0:00 'de eklendi ve 1.077 views kez görüntülendi.
Özcan Özgür
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Bodrumlu meslektaşım Fatih Bozoğlu, “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü” nedeniyle 9 Ocak‘ta paylaştığı yazısında “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Kutlanır mı?” diye sordu.

Osmanlı‘nın son zamanlarında çıkan gazeteler sansür memurlarının kontrol ve denetiminden geçtikten sonra yayınlanıyordu. 24 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyet‘in ilanından sonra buna son verilmesi günümüzde “basında sansürün kaldırılması” olarak adlandırılmaktadır. Bunun için de 24 Temmuz, uzun yıllar “Gazeteciler ve Basın Bayramı” olarak kutlanageldi. Ortada “bayramlık” bir durum kalmadığı için de bugün artık “anma günü” haline gelmiş bulunuyor…

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü‘ne gelince, o da farklı değil…4 Ocak 1961‘de kabul edilen ve basın çalışanlarına bazı haklar ve yasal güvence sağlayan “212 sayılı kanun” adlı düzenlemenin Resmi Gazetedeyayınlanışı nedeniyle 10 Ocak kutlama günü olmuştur.

O zaman basın emekçileri için kazanılmış haklar, 9 gazete patronu (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah) tarafından kabul edilmek istenmemiş ve o patronlar tarafından “212 sayılı yasanın ve Basın İlan Kurumu’nun oluşmasına ilişkin 195 sayılı yasanın mesleki sakıncalar doğuracağını iddia edilerek” bir ortak bildiriye imza atılmış ve gazeteler sahiplerince 3 gün kapatılırken, çalışanlarca da 11 Ocak‘ta “Basın Gazetesi” çıkarıldı ve patronların boykotuna karşı düzenli olarak yayınını sürdürdü… 10 Ocak, “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanmaya başladı ve 1971‘de “Çalışan Gazeteciler Günü” halini aldı.

xx           xx           xx

Herkes kendi meşrebince ister “bayram” eder, ister “anma” yapar…  Günümüzde “sansür”ün yerini “otosansür” alırken, çalışan gazeteciler için ilk ve son “haklar manzumesi” olan 212 Sayılı Yasa‘nın yerinde artık yeller esiyor. Kutlanacak bir şey mi kaldı?

CHP’li Milletvekili Utku Çakırözer’in hazırladığı “Basın Özgürlüğü” raporuna göre, 108 gazetecinin tutuklu veya hükümlü olduğu Türkiye, dünyada en çok gazetecinin hapiste tutulduğu ikinci ülke olmuş. 2019 yılında Türkiye’de en az 172 gazeteci mahkemelerde haberlerini, yazılarını, yorumlarını çeşitli suçlamalar karşısında savunmak zorunda kalmış. En az 60 gazeteci haberleri, yazıları, eleştirileri gerekçe gösterilerek gözaltına alınmış. En az 66 gazeteciye 225 yıldan fazla hapis cezası verilmiş. Artık kendi haberlerimize, yazılarımıza kendimiz sansür uygular hale gelmişiz…

Bu koşullarda “gazete” çıkarmak, “gazetecilik” yapmak maharet ve yürek ister.

Ben o gazetelerin, gazetecilerin gününü kutlamaktan yanayım…

xx           xx           xx

Fatih Bozoğlu da sorusunun yanıtı için Nezih Demirkent‘e ve Altan Öymen‘e başvurmuş. Yazısına “Her zaman olduğu gibi konu gazetecilik olunca, yardımıma ustam Nezih Demirkent yetişti.” diye başlamış ve ustanın 25 Mart 1979’da yazdığı; “Sayfa Sayfa Gazetecilik” adlı kitabında da yer alan “Gazeteciler Görevlerini Yaparlar” başlıklı yazısından “Önce gazeteciliği enformasyon olarak kabul etme zorunluluğu vardır. Gazetecilik haberleşme aracıdır. Bir küçük tarifle; gazetecilik sesle, resimle ya da yazıyla dünyada olup bitenleri ulaştırma mekanizmasıdır. Bundan ötesi, yani habercilikten ötesi gazetelerin süsleridir.” diye alını yapmış. Sevgili Fatih ardından yine ustadan şöyle devam etmiş:

O halde bir başka tartışmayı başlatmak gerekiyor. Biz hem haber verecek hem de bize etkinliklerini arttırmak isteyen organize güçlere engel olacağız, daha doğrusu onları dengeleyeceğiz. Bir noktada okurunuza karşı olacaksınız. Ne uğruna? Yine okurunuz uğruna.

Örneğin bir CHP’linin hiç de hoşuna gitmeyecek bir haberi vermek zorunda kalacaksınız. ‘O benim gazetem budur…’ dediği gün belki de onu can evinden vuracaksınız. Örneğin size ilan veren bir kuruluşun hoşlanmayacağı bir haber yayınlayacaksınız. Aslında bu haber o kuruluşun aleyhine yazılmış değildir, ancak o dünya sizi böyle yorumlayacaktır. İşçiyi savunacak, patronu kızdıracak, patronun başarılarını haber verecek bu sefer de işçiden satılmış adam ya da satılmış gazete damgasını yiyeceksiniz. Düşünebiliyor musunuz sizin kişiliğiniz üzerinde, yani gazetecinin kişiliği üzerinde ne gibi etkenler bulunmaktadır. Bu noktada savunulacak ilk fikir ‘BASININ ÖZGÜRLÜĞÜ’ olacaktır. Basın özgür oldukça organize güçleri, isterse devlet olsun kınamak, ona doğru yolu göstermek hakkını elde edecektir…

xx           xx           xx

Nezih Demirkent ustadan satırları okurken, özellikle “Örneğin bir CHP’linin hiç de hoşuna gitmeyecek bir haberi vermek zorunda kalacaksınız.” sözü beni benden aldı..

Beni bi gülmek aldı”..

Neredeyse 20 yıl öncekaybettiğimiz usta bugün yaşıyor ve Muğla‘da CHP’li bir gazeteci olsaydı bu anlayışı ile CHP‘den; o “oligarşik anlayışın” iktidarında da hapse atılırdı!

Nezih Demirken hastalığın çaresini, tedavisini de “Bu noktada savunulacak ilk fikir ‘BASININ ÖZGÜRLÜĞÜ’ olacaktır.”diye ne güzel tarif etmiş. Ama Nezih usta bugünleri göremedi. İyiki de göremedi..! Sevgili Fatih yazısında bugünlerin saptamasını da kendisi şöyle yapmış:

Kafama takılan bir şey daha var. Hiç kimse durup dururken ya da eğitimini almadan ‘Ben kasabım ya da marangozum, mühendisim, doktorum’ diyemiyor. Lakin eline fotoğraf makinasını alan, iyi-kötü internet kullananlar, sosyal ağlarda (sosyal medya diyorlar) akıl, fikir yürütenler hemen ‘Ben gazeteciyim’ diyebiliyor. Bu kadar kolay mı acaba?

Bu satırlar umarım Menteşe‘de “Basın Parkı” düzenleyenlerce dikkatlice okunur.

Fatih Bozoğlu arkadaşım ifadelerini “Gazeteci bilgi sahibi olmalıdır, sonra da fikir sahibi. Gazeteci taraftır, lakin gerçeklerin tarafındadır. Amma velakin dönem değişti, artık herkes gazeteci. İşte şimdi tehlikedeyiz hepimiz de. Çünkü artık bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz felsefesi ile haber yapan gazeteciler yerine, 140 harf ile devrim yapabileceğini sanan gazeteciler var. 140 harf ile ve müthiş bir hızla dünyanın tüm haberleri elinizin altında. Araştırılmadan, doğruluğu kanıtlanmadan 140 harf ile dünyayı haberdar edebiliyorsunuz. Sosyal ağlara bile sosyal medya denilir oldu. Dedim ya şimdi herkes gazeteci…” diye sürdürmüş. Sonra da “Anlayana” demiş.

xx           xx           xx

Sevgili Fatih‘in yazısı sapla samanı karıştıran siyasilerimiz, idarecilerimiz ve yerel yöneticilerimiz ile “yeni yetme, okumaz yazar gazeteciler” tarafından mutlaka okunmalı. “Çünkü” diyor Fatih Bozoğlu ve “Gazetecilik olabildiğince duygularınızdan arınmış olarak icra etmeniz gereken bir meslektir. Lakin ‘Önce insan, sonra gazeteci’ olduğunuzu da hiç bir zaman unutmamalı.” ifadesinin ardından, 2013 yılında gazetecilikle ilgili bir yazısının Altan Öymen ustanın “Öfkeli Yıllar” kitabından alıntı yaptığı bölümünü şöyle paylaşmış:

Altan Öymen ‘Öfkeli Yıllar’ kitabında gazeteciliğin nasıl algılandığını şöyle yazmış; ‘Ben Gazetede çalışıyorum, kardeşim Örsan’da meraklı gazeteye gelip gitmeye başladı. Annem bana çıkıştı bana ‘Bir eve bir serseri yeter, kardeşinin aklını da çelme’ dedi.  O yıllarda gazetecilik biraz serserilik olarak algılanırmış demek. Altan Öymen, Çetin Altan, Fikret Otyam, Bülent Ecevit, İlhan Selçuk, Uğur Mumcu ve onlarca isim, yazı işlerinde çalışanlar, sokakta haber kovalayan muhabirler, savaşlarda, kavgada, kazalarda muhabirlik yapanlar serseri midir acaba?

Sevgili Fatih böylece yazısına ikinci “muzip soruyu” da sıkıştırıvermiş.

Soruları muzipçe, ama “gazetecilik önemli ve ciddi bir iştir” dedikten sonra “Kafama takılan bir şey daha var. Hiç kimse durup dururken ya da eğitimini almadan “Ben kasabım, yada marangozum, mühendisim, doktorum” diyemiyor. Lakin eline fotoğraf makinasını alan, iyi-kötü internet kullananlar, sosyal ağlarda (sosyal medya diyorlar) akıl, fikir yürütenler hemen ‘Ben gazeteciyim’  diyebiliyor. Bu kadar kolay mı acaba?” diye can alıcı üçüncü sorusunu patlatmış:

Bu konuda tek takıntılı ben miyim diye rahatsız oluyordum, rahatladım…

xx           xx           xx

Sevgili Fatih yazısını şöyle noktalamış:

Gazeteci taraftır, lakin gerçeklerin tarafındadır. Amma velakin dönem değişti, artık herkes gazeteci. İşte şimdi tehlikedeyiz hepimiz de. Çünkü artık bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz felsefesi ile haber yapan gazeteciler yerine, 140 harf ile devrim yapabileceğini sanan gazeteciler var. 140 harf ile ve müthiş bir hızla dünyanın tüm haberleri elinizin altında. Araştırılmadan, doğruluğu kanıtlanmadan 140 harf ile dünyayı haberdar edebiliyorsunuz. Sosyal ağlara bile sosyal medya denilir oldu. Dedim ya şimdi herkes gazeteci… Önemli olan gazeteci olmak değil, önemli olan serseri gazeteci olabilmek. Serseri gazeteciden Altan Öymen filan olunuyor çünkü. Bilmem anlatabildim mi?

Çok güzel anlatmışsın sevgili kardeşim. Ben de 10 Ocak paylaşımımda, “İşinin delisi arkadaşlarım…” diye hitap etmiştim. “Serseri gazeteciler”i düşünememişim. Ne dersin benden “Serseri gazeteci” olur mu? Ha bir de şimdi gençler “Hiçbir şey olamazsam gazeteci olurum” diyorlar..! İşinin delisi “serseri” arkadaşlarımın gününü tekrar KUTLARIM

—————————————–

GÜNÜN SÖZÜ: Birileri tarafından derinden sevilmek size güç verirken, birisini derinden sevmek size cesaret verir. -Alıntı.

ÇİVİ

Göcek Tüneline gelen zamma büyük tepki gösterildi, ama herkes tüneli kullanmaya devam ediyor. Arkadaşım, “Muğlalılar söylemez, söylenir. Belki ücret 50 lira olursa boykot yaparız.” dedi.

Beni Bi Gülmek Aldı: )))))

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Hit Counter provided by criminal attorney Orange County
izmir escortantalya escortizmir escortporno indirizmir escortporno izle indirporno izle