Yeniden; “ Düstûr!. Ve Destûr!. Üzerine” - Hamle GazetesiHamle Gazetesi

Yeniden; “ Düstûr!. Ve Destûr!. Üzerine”

Bu haber 20 Ocak 2020 - 0:00 'de eklendi ve 828 views kez görüntülendi.
İsmail Zorba
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

 “Söze hükmedemediğimiz, sözlerin tüketildiği zamanlardayız zannımca. Sürç-i lisân edersek affola. Bundan sonrası daha basite, daha kolaya gidecek inşallah!”

Eyâ dostum, nice hâldesin, hallerdesin? Kim üzre, kimlik üzre düştük yollara dost hatırına.. Hatır da gönül geçer ama; gönlü nerede kaybettik? Yakında ilanlarla aramaya gideceğiz. Eskiden yazdıklarımızı çift nüsha yapar, araya karbon kağıdı koyar; yazıldığı anki halet-i ruhiyle özgün bir kopyasını saklardık. Bize ait olan, özelimiz olan “aslı gibidir.”, denilerek bir kenara saklanırdı.

Zaman geçtiğinde de bir hatırası olurdu. Hatırdan, gönülden geçici de olmazdı, olunmazdı. Şimdi yaz, istediğin kadar kopyala yapıştır. Yapıştır aynısını aynı kopyalanmış Dolly’ler gibi. Aslı nerede, özgün olanı hangisi? Cevap yok mu? Hayır, var! Hepsi birbirinin aynı ama; ruhu yok!. İşe başlanırken destur denmemiş ki, düsturu da kalmamış.

Eyâ dostum, kaç kişi kaldık biz bu âlemde, gönülden gönüle akan sevgi ırmakları da mı kurudu? Attila İlhan boşuna söylememiş, Ahmet Kaya’nın ezgileri eşliğinde bir hüzün atmosferi boşu boşu oturmamış ufkumuza.. “O mahur beste çalar, Müjgân’la ben ağlaşırız”, diye.. Müjgân nerede, gönül nerede? İnstagram, Facebook, Tweet, Wi-fi sayfalarında mı, arama motorları yok mu? Salisesinde karşısında..

Zaman hükümsüz, destursuz, düstursuz kalınmış bir kere. “Asırlardır yalnızım, ……., bir yemin ettim ki dönemem!” Sosyal olma, sosyalleşme, sosyalite, sosyalizm, sosyoloji kelimelerini sos yaparken kendimize tecrübeden, deneyimden, yaşamaktan, yaşanmaktan alıkoymuşuz kendimizi.

Kelimelere hayat hakkı tanımadan hayata dair cümleler kurmaya kalkmışız..Cumhuriyet döneminin en bizden olan şairi Cahit Sıtkı (Orhan Veli de dahildir bu söyleme), “Ne doğan güne hükmüm geçer, ne hâlden anlayan bulunur” derken yalnızlığın benliğimizi çepeçevre sardığı bu yaşamda bizlere destûrluca düsturlu bir söze hükmediyor.

Yalnızız, çaresisiz ve bunun hükmünden kaçıştayız. Neden?.. Niçin?.. Sorular, sorular..ve kendimizce cevapladığımız cevaplar veya yanıtsızlık.. Yanında boşluk!

Eyâ dostum, çok mu üzdüm seni, çok mu gerdim. Ne yapalım, ilerleyen ve değişen dünyaya ayak uydurmaya çalışırken nasıl adım atacağımızı unuttuk. Medeniyetin sırça köşkü işgal edildiğinden beri, ben olma telaşıyla “biz”i işgallere terk ettiğimizden beri yeniden adımlamayı, emeklemeden öğrenmeye kalktık. Hatta yürümeden koşma hülyâlarına daldık.

Şimdi neredeyiz? “Hız” ve “kazanımın” paydaş gittiği ve bütün paydaşların sadece “ben”e ait olduğu tüketim zamanlarındayız. El, ele; göz göze, dil(gönüle) dile(gönüle) hasret kaldı. Keşke hasret kalma duygusunu tanısaydı ya.. Şimdi her şeyin içinde kaybolmuşuz. İstediğimiz her şeyi anında elde ediyoruz. Anında paylaşıyoruz, anında kopyalıyoruz, anında sahip oluyoruz.

Cebimizde, cüzdanımızda paranın hükmü kalmadı, satın alınacak değerde bir şey kalmadı..Destûr deme zamanı geçti, bu işin hiçbir düsturu kalmadı. Sosyal medyada (yine sos’lu bir kelime, alerji yapıyor bende) assosyal bir yaşama terkediyoruz kendimizi, terkediliyoruz.

Bütün ışıklar söndüğünde yapayalnızız, kimsesiz bile değiliz. Bir uyanış çığlığı bekliyoruz, kendimize gelme adına, saatleri geleceğe dönük ayarlamıyor muyuz; öyleyse neden zamanında çalmıyor, uyarmıyor bizi. Yoksa bu işinde mi bir düsturu var..

Eyâ dostum, bilir misin; çocukken karşıma aniden bir köpek çıkmıştı. Ne kadar çok korkmuştum, yan duvarın penceresinden bembeyaz tülbentli teyze, “Çocuğum destur, de. gider.” demişti. Ne yaptığımı, sonrasını hatırlamıyorum ama; “destur” sözcüğü aklıma nakşedilmişti. Bir de pislik olan, çöp olan bir yerde, incir ağacı altında, metrûk bir evin yanında hatta tuvalette yaşlıların ağzından “destur” kelimesini duyduğumu hatırlıyorum. O zaman tinsel bir duygu uyandıran bu kelime cümle içinde bize bir düsturu hatırlatıyormuş.

Her şeyin bir nizamının, düzeninin olduğu yerde “insana saygının, sevginin” olduğu yerde desturunca hâlleşme olduğunu da gösteriyormuş.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Erdal ÇİLOcak 21, 2020 / 8:20 amCevapla

Bu aslında çok ama çok tatlı bir: “İsmail Zorba Manifestosu” olmuş gibi. Merhum Orhan Şaik,savaş bitip intelijansın, yoğun bir şekilde kaleme sarılıp, kalemi tatmin olma biçiminde kullanmaya başladıklarında: “Destursuz bağa girenleri” uyarmak için tarihi bir görev yüklenmişti. Günümüzde de özellikle sosyal medyada bütün sınırlar kalkmış, tersanelere girilmiş, kaleler işgal edilmiş durumdadır ve neredeyse umum, bir “edebsiz edebiyat” yapma gafleti ile karşı karşıyadır. Öyleki her sosyal medyaya girişimizde bir destur çekmek, neredeyse kaçınılmaz olmakta, bunu düstur edinmenin tam zamanı gelmiş gibidir.


Hit Counter provided by criminal attorney Orange County
izmir escortantalya escortizmir escortporno indirizmir escortporno izle indirporno izle