Garantici Toplum ve Kazanılmış Hak - Hamle GazetesiHamle Gazetesi

Garantici Toplum ve Kazanılmış Hak

Bu haber 25 Aralık 2019 - 0:03 'de eklendi ve 900 views kez görüntülendi.
İdris Koç
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris KOÇ

Bu memlekette herkes garantici. Sağlamcı(!), risk almak istemeyen bir toplum olmuşuz. Hepimiz “garanti” peşinde koşuyoruz.

Geleceğimizi garanti edecek, bizi kimseye muhtaç etmeyecek bir meslek seçiyoruz.

Çocuklarımızın geleceğini garanti altına almak için varımızı yoğumuzu seferber ediyoruz. Öyle ki, onların bugününü de biz planlıyoruz; işlerini, onlar adına biz görüyoruz.

Geliri garanti bir iş kurmaya çalışıyoruz. Garanti müşteri istiyoruz.

İade garantili alışverişi tercih ediyoruz.

Arkamızı sağlama almak için sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara üye oluyoruz.

Bize yük olmayacak, bizden herhangi bir talepte bulunmayacak garantili komşuluklar, arkadaşlıklar istiyoruz.

Çat kapı yapmayacak dostlukları, iyi gün dostlarını tercih ediyoruz.

Seçildiğimizde beş yıl, atandığımızda bir ömür garantili koltuk istiyoruz. Onun için de koltuğu bir kez ele geçirdikten sonra bir daha bırakamıyoruz.

Bu kadar garantici bir toplum olarak önlemimizi de almışız. Mesela “kazanılmış hak” diye bir şey uydurmuşuz. Çünkü herkes kazanma, hakkını alma derdinde. Bir kez eline geçiren bir daha bırakmamak derdinde.

Hakkını verme derdinde olan çok az. “Bunun hakkını vermeliyim.” diyen yok. Herkes hakkını alma peşinde. Herkes kazanılmış(!)hakkın peşinde.

Peki, bir şey ne zaman hak edilir?

Görev veya sorumluluk yerine getirildikten sonra… Emek verildikten sonra… Söz yerine getirildikten sonra…

Ön koşulsuz bir hak olabilir mi?

Olabilir. Bir şart ve koşula bağlı olmaksızın sahip olduğumuz haklar var elbette: Temel insan hakları… Bunlar insan olmanın gereği olarak elde edilen haklar. Bunun dışındaki haklar ise belirli koşula bağlı olarak kişiye bir çıkar ve kullanma yetkisi sağlayan haklar. Yani kazanmak ve hak etmek için bir çabanın gerektiği haklar…

Bu durumda kazanılmış hakkın olduğu bir yerde, liyakatten ve yeterlilikten bahsedilebilir mi? Hak etmeyenin “hak”kı olabilir mi?

Bugünlerde “liyakat”i dilinden düşürmeyenlerin bir taraftan da “kazanılmış hak” savunuculuğu yapmaları neyle izah edilebilir?

Oysa hakkını vermeyen, veremeyen çekip gitmeli. Ya da birileri tarafından kolundan tutulup hakkını verebileceği bir yere çekilmeli.

Unutmayalım ki kazanılmış hak peşinde koşanlar, kazanılmış hak savunucuları ülkenin bugününü, sözde kazanılmış hakkını savundukları insanların da yarınını ve ahiretini ateşe atıyorlar.

Kişilerin çıkarı ile toplumun ve devletin kurallarının çatıştığı noktada ortaya çıkan kıvılcım; ne yazık ki kurumları, toplumu ve devleti yakıyor. İdare hukuku da çoğu zaman şeklî gerekçeler ile toplumun ve devletin hakkı yanında değil, kişilerin çıkarı yanında yer alıyor.

Diğer taraftan, işini hakkıyla yapan, devletin imkanlarının birilerine peşkeş çekilmesine engel olan, birtakım keyfiliklere “dur!” diyen, kayırma ve tavassuta fırsat vermeyen yöneticiler ve çalışanlar ise kısa sürede itibarsızlaştırılıyor. Bir kara propaganda ve mobbing sürecinin sonunda bu kişiler ya pes ettiriliyor ya görev yeri değiştiriliyor ya da komik gerekçeler ile görevden alınıyor.

Oysa hukuk, siyaset ve bürokrasi; öncelikle işini iyi yapan ve bulunduğu konumun hakkını veren insanların hakkını savunmalı.

Sivil toplum kuruluşları ve sendikalar da  kişilerin kazanılmış(!) haklarını savunmak yerine, “Kör-topal olsun, bizden olsun.” demek yerine, “Hak eden olsun.” diyebilmeli; işinin hakkını verdiği için itibarsızlaştırılanların, mobbinge uğrayanların yanında olmalı.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Hit Counter provided by Curio cabinets