Bir Nefes, Bir Umut, Bir Müjde!.. - Hamle GazetesiHamle Gazetesi

Bir Nefes, Bir Umut, Bir Müjde!..

Bu haber 26 Kasım 2019 - 10:28 'de eklendi ve 498 views kez görüntülendi.
İsmail Zorba
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

 “Umarsız, duyarsız bir o kadar kendi rolünden çalınmasına tahammülü bile olmayan; bir bakıma oynadığı rolün bile farkına varamadan her türlü makyajla karşımıza çıkabilen, öfke nöbetinde çığlıklar atan, dara düştüğünde korku imparatorluğunun gölgesinde her türlü hamleyi yapabilecek insanların başrolleri kaptığı bir dünyada kalmanın zorunluluğunda yeni nefes arayışlarında oluyoruz çoğu zaman.”

 Gazetemizin köşe yazarlarından İdris Koç, “Otizm Değil, Cehalet Bulaşıcıdır.”  başlıklı yazısında otizm ve eğitim üzerine çok önemli tespitlerde bulunmuştu. Yazıda geçen bir bölümden o kadar etkilendim ki paragrafı olduğu gibi not aldım. Büyük harflerle yazarak çalışma masamın görülebilecek bir yerine yerleştirdim. Epey sorguladım.

Bu konuda çıkış noktasını bulmakta epey zorlandım. Bir tarafta senelerimi verdiğim mesleğim, aşkla okuttuğum, yüreğime sığdıramadığım öğrencilerim, gül yürekli sevdalarım; bir tarafta mesleğimin geldiği nokta, içinde çıkamadığımız, nefes alamadığımız anlar…

Duygularım ve ideallerim ile duygularım ve gerçekler arasında yaşadığım gelgitler.. Öğretmenlik ya da eğitimcilik öyle bir meslek ki içinde aşk olmasa tadına tuzuna varılmaz. Yürekler bir olmazsa sana bakan gözler ferini kaybeder. Öyle zamanları vardır ki bu mesleğin zamana, mekana sığmayan bir yoğunluğu yaşarsın. Öğrencilerin için yapabileceklerinin sınırı aşkla beslendiğinden hiçbir zaman dinginlik nedir bilmez.

Ama bugüne dair yaşanılanlar, bazı kırılma anları duygusal beslenişin tükenişine itiyor sevda dolu yürekleri. Tükenmişlik sendromuna yakalanıyorsun. Kaçamıyorsun. Öğrencilerin her ne kadar seni alıp çıkarsa da girdiğin derin kuyulardan zaman zaman yaşadıkların içindeki hiç bitmez zannettiğin enerjiyi de tüketiyor. Bütün bu engellere izin verip vermemek bir eğitimcinin çelik iradesinde. Yaşadığı aşkta.

Gelelim bu derece düşündüren, sorgulatan cümlelere. İdris Koç diyor ki:

“Üç yıldır yazılarımda defalarca tekrarladığım bir konuyu yine tekrarlayacağım. Türk milli eğitiminin en temel sorunu öğretmen yetiştirme sorunu ve veli sorunudur. Velileri okuldan uzak tutmak gerektiğini, öğrenci ve öğretmeni, öğretmen ve idareciyi baş başa bırakmak gerektiğini defalarca yazmıştım.”

Burada sorguladığım nokta velinin okuldaki yeri. Yazar velileri okuldan uzak tutmak derken tabiki velileri  eğitimdeki yerlerinden uzak tutalımı kast etmiyor. Veliler, bizim öğrenciyle gerçekçi bir iletim kurmadaki en büyük yardımcılarımız. Yeri geldi gözümüz, kulağımız. Öğrenciye dokunmada veli bizim tamamlayıcımız. Okulun işlevselliğinde veli önemli bir doku. Ama yazarın kastettiği uzaklaşmaya ben iki noktadan bakıyorum.

Birincisi öğretmenin günümüzdeki konumu, yeri. Saygınlığı, liderliği, rehberliği, özgüveni. Toplumda hak ettiği yerin neresindedir öğretmen. Öğretmen yeteri derece hak ettiği saygıyı görebiliyor mu? Liyakatınca olması gereken bir yerde mi? Öğretmen sadece ders anlatan, not veren ve başarısı sadece sayısal veriler ışığında ele alınan bir mekanik kimlik mi? Öğretmenlik bir yürek işi olmazsa, insan ruhuna dokunamazsa verdiği onca bilgi, çözdürdüğü onca sorunun hükmü ne olacak? Kocaman bir hiç! Evet bir hiç!

Günümüzde olduğu gibi yapılan bütün etkinlikleri gülümseyen yüzlerin çevrelediği fotoğraflarla belgeleyelim. Fotoğrafın belgeliği öze dokunuşu, özden beslenen mayanın verdiklerini ne kadar karşılayabilir? Sadece gülen yüzler kalır geriye.

Önüne gelenin doktor, hakem, mühendis olduğu bir memlekette herkesin öğretmen olması, gelip öğretmene uzmanlaştığı alan hakkında bilgi vermeye kalkması ve bunu hak görüyor olması ne kadar şaşırtıcı değil mi? Yıllarca öğrencilerime hep yanlış bilgiler vermişim, bak dışarıdan biri gelip bana mesleğimi öğretiyor.

Bunu kendinde hak görüyor. Eleştirirken hatta eleştiri demeyelim uzmanlığını konuştururken bile ne kadar da kendinden emin. Ama gerçekte bütün bu çıkışlar,serzenişler tek bir amaca hedefli. Not!.. Öğrencinin notu onca emeğin, onca planlamanın, onca hedefin üstünde. Ver notu kurtul. Verilen onca yazılı, sözlü notları ne kadar objektif bir yansımaya sahiptir? O da bir soru işareti?

Öğrencilerim, gül yürekli sevdalarım tabiki gözümüzün nazlısı, ciğerimizin paresi evlatlarımız. Onlara kıymak için yürek ister. Öğretmen de her meslek de olduğu gibi beşerdir, şaşar. Yanlış yapma riski her zaman vardır. Haklı eleştiriler yapıcıdır, tamamlayıcıdır. Öğretmen de bir doktor gibi en küçük bir hatayı affetmez. Ama önüne gelen konuşursa, ahkam keserse ve öğretmen bütün bu konuşanlar karşısında yalnız ve güçsüz bırakılırsa öğrencisiyle istediği hedefleri nasıl yakalayacak?

Bir öğretmenin en büyük imtihanı öğrencisiyledir. Öğrenci öğretmenini en ince ayrıntısına gözlem altında tutar. Öğretmenin gözü, kulağı öğrencidir. Veli ile öğretmen arasındaki veri kaynağı öğretmendir. Burada öğretmen ile veliye büyük iş düşmekte aslında. Öğrencinin eğitiminde veli ile öğretmen arasındaki sağlıklı iletişim ve tamamlanma öğrencinin takibine ve gelişimine önemli katkılarda bulunur.

Oysa eğitimdeki en büyük eksikliklerimizden biri veli ile öğretmen arasındaki beklenen iletişimin istenilen düzeyde olmamasıdır. Bu durumda öğrencinin bir sözünden yola çıkılarak hareket edildiğinde  sıkıntı verici durumlarla karşılaşmamız olasıdır. Veli herhangi bir sorunda doğrudan öğretmenle iletişime geçmelidir. Ve diğer bir yanlış toplumumuzdaki sosyolojik bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Veli en küçük bir sorunda devreye bir tanıdığı koyarak öğretmenle iletişime geçmeye çalışmakta. Aslında varsa bir problem o sıkıntının temel kaynağına inilerek çözülebilir.

Ama; maalesef üzülerek söylüyorum ki bazı zamanlar öğretmen özellikle nota endeksli bir bakış açısıyla değerlendirme altına giriyor. Ve yine istatistiki yani sayısal verilere göre başarı grafikleri ortaya konuyor. Sayısal veriler somut verilere kaynaklık eder. Evet!. Doğru! Ama bir insanın ruh haline göre, hele bu insan çocukluktan ergenliğe bir geçiş dönemindeyse kesin ve net bir sonuca hiçbir zaman ulaşamayız.

İnsan özne ise önce insana ait her türlü değişim ve yanılma payını hesaba katmalıyız. Bunu hem öğretmenler, hem veliler hem de eğitim camiası göz önünde bulundurmalıdır. Eğitimin can damarı öğrenci sevgi ve sabırla beslenmedikçe olgunlaşamaz ve kendine ait yolu bulamaz.

İnsan için utanç kaynağı olan büyük yanlışlar, çirkinlikler toplumun her kesiminde olduğu gibi eğitim camiasında da maalesef yaşanmaktadır. Duymaktan insan olarak duyduğumuz bu karanlık haberler tüm eğitim camiasına mal edilmemelidir. Bunlar gerekli cezaları almalı, bu tür suç ehliyetine sahip olabilecek kişiler iyi bir denetimle asla ve asla gözümüzün nazlısı çocuklarımızla bir araya getirilmemelidir.

Unutmamız gereken çirkinliklere, kötülüklere baka baka ruhumuzu karartmamak ve cehaletin benliğinde kaybolmamaktır. İyiliklerin, güzelliklerin de var olduğu, yaşatıldığı iyi örnekler ön plana çıkarılmalı. Toplumsal sağduyu ilim irfanla birleşerek insanımızı hak ettiği aydınlığa çıkarmalıdır. Sevgiyle, merhametle, sabırla beslenen yürekler adaletin, eşitliğin, kardeşliğin bilincinde olacak ve özgür bir birey olarak alması gereken yere sahip olacaktır.

Ve öğretmene getirelim son sözü. Üzerinde düşünülmesi,dikkat çekilmesi bir konudan yola çıkarak noktayı koyalım.  Öğretmen onu geliştirecek denetimler ışığında özgür ve özgün olmadıkça kendi sesini bulamaz. Kendi sesini bulamayan bir öğretmen de öğrencilerine dokunamaz, bir nefes olsun veremez, kimseye yetemez. Bütün bunlar bizi  nereye götürüyor? Tahakküme, hatta şiddete, cinayete. Aynı doktorlara uygulanan şiddetler gibi; sırada öğretmenler var. Toplum, nereye gidiyor diye soralım. Bu soruya cevap ararken de gereken sistemi, düzeni, disiplini ve iş güvencesini eğitimcilere tanıyalım ki alacağımız nefesler umut dolu yarınlara götürsün bizleri.

“Umarsız, duyarsız bir o kadar kendi rolünden çalınmasına tahammülü bile olmayan; bir bakıma oynadığı rolün bile farkına varamadan her türlü makyajla karşımıza çıkabilen, öfke nöbetinde çığlıklar atan, dara düştüğünde korku imparatorluğunun gölgesinde her türlü hamleyi yapabilecek insanların başrolleri kaptığı bir dünyada kalmanın zorunluluğunda yeni nefes arayışlarında oluyoruz çoğu zaman.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Hit Counter provided by Curio cabinets