İdris Koç

İdris Koç

BAY PROTOKOL
İdris Koç'un ve diğer yazarlarımızın köşe yazılarını ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin

İçimdeki Sesler Susmuyor

Eklenme : 30.03.2022 00:00:00
Görüntülenme: 872

Eskiden çok konuşurdum. 40'lı yaşlarla birlikte öyle uzun uzun konuşmaz oldum. Bulunduğum bir ortamda uzun süre oturamaz oldum. Çabuk sıkılıyorum. Bir an önce kendi alanıma kaçmak istiyorum.

Onun için de uzun izinleri sevmiyorum. Dokuz günlük bayram tatillerinden hoşlanmıyorum. Havadan-sudan, siyasetten-spordan konuşmak artık çok geride kaldı. Tartışma programlarını takip etmez, maç seyretmez oldum. Çünkü içimdeki sesler susmuyor. İçimdeki seslerin gürültüsünden dışarıdaki sesleri net işitemez oldum. İçimin sesine kulak verirken etrafımdakilerin sözlerini net duyamaz oldum.

Kendimi en huzurlu hissettiğim yer çalışma odam. Kitaplar, not defterleri ve bilgisayar ile birlikte olduğum anlar.

İç sesimin en çok kullandığı kelimeler ise "kırıklık", "umut", "yolculuk", "dostluk" ve "yazmak"...

İç sesim, "İnsan, hep kırıldığı yerden filizlenip yeşerir." diyor. Hayal kırıklıklarından beslenmeyi öğren diyor. Kırıldığın yerden bir sürgün daha ver diyor. Onun için hayal kırıklıkları beni çok da hırpalamıyor artık.

İç sesim; "Umudunu kaybetmeden, küsmeden yoluna devam etmek zorundasın." diyor. "İnsan, hayallerinden vazgeçmemeli." diyor. Hayallerimden ve geleceğe dair umutlarımdan beslenmeyi öğrendim.

İç sesim; "Hep yolda olmalısın, yılmamalısın. Hayatın kendisi bir yolculuktur. Yolcuysan, yolda olmaktan korkma." diyor. Yol, yolculuk ve arayış artık beni korkutmuyor.

İç sesim, "Hayatı anlamlı kılan dostlardır." diyor. "Dost..." diyor, "vefa" diyor, "Dostlar, yedek kalplerdir. İhmale gelmez." diyor. Artık hayatı güzel yaşamak ve mutlu olmak için insana lazım gelen tek şeyin güzel dostlar olduğunu biliyorum.

Ve iç sesim, "Yazmak bir arayıştır. Her arayış da bir seferi gerektirir, ikameti değil. Onun için yaz. Bu hayatta yaptığın en anlamlı şey yazmak, unutma!.." diyor. Bundan mıdır bilmem; benin için yazmak arayış demek, soru sormak ve cevap aramak demek... Bunun için vasatın hükümranlığını ilan ettiği çağda kırıklıkları ve kırılanların duygularını dillendirmek için daha çok yazıyorum.

Nedendir bilinmez, iç sesim en çok bu kelimeleri kullanıyor cümlelerinde. Ben de kulak veriyorum ona, dikkat kesiliyorum; etrafıma bir daha bakıp neler oluyor, anlamaya çalışıyorum. 

Neler olup bittiğini anlayabilmek için bazen kitaplarıma uzanıyorum. Bazen kitapların sayfaları arasında gezinirken iç sesimi bastırmaya çalışıyorum. Bazen kaleme-klavyeye sarılıp içimin sesini herkese duyurmak istiyorum. Haykırmak istediklerimi sessizce satırlara döküyorum ki muhatabına ansızın ulaşıversin.

Bazen iç sesime kulak kesilip kendi içimde kayboluyorum. Susuyorum, Allah'a havale ediyorum. "Zavallı!" diyorum. Hiçbirimizin, başkalarına yaşattığını yaşamadan ölmeyeceğine olan inancımla gülüp geçiyorum.

Bazen de iç sesime ses olup dostlarımla uzun uzun dertleşiyorum. Yaralarımızı konuşmak bizi iyileştiriyor. Dilimden dökülen sözcüklerle, dostla edilen iki kelamla kendi içimden çıkmak istiyorum. Belki çok bencilce ama kendi içim, duygularım, düşüncelerim ise söz konusu olan; daha çok konuşuyorum. Kendi içimin sesine benzeyen sesleri daha çok dinleyesim geliyor. Kırıldığı yerden yeşerenleri daha çok seviyorum.

Bazıları yolculuk ederken, çalışırken, okurken, yazarken iç sesini bastırmak için müzik dinler. Ben yapamıyorum. Yolculuk ederken, çalışırken, okurken, yazarken ikinci bir sese hiç tahammül edemiyorum. Bu yüzden öyle çok sevdiğim, her zaman dinlediğim, mırıldandığım bir türkü/şarkı hiç olmadı. Galiba iç sesim ve harflerin ahengi bana müzik olarak yetti.

Yazmanın, konuşmaktan daha etkili ve değerli olduğunu düşünmeye başlayalı daha bir kapandım içime. İçime kapandıkça iç sesim, sesini daha da yükseltmeye başladı. Bu, sağlıklı bir durum mu bu henüz karar veremedim. Ama şimdilik mutluyum. Yazmak ve paylaşmak, benim için en güzel uğraşı...

İnsan öyle şeylere şahit oluyor ya da öyle şeyler işitiyor ki çıldırmamak elde değil. Çare kaleme sarılmak... Okkalı tokadı kalemin gücüyle, tabiri caizse kadife eldivenle indirmek... Bileğin gücünden değil sözün gücünden istifade etmek. Kalbe değen ve kalemi tutuşturan kıvılcımla yazmak...

İçindeki çığlığı satırlara dökmek, çığlığı fısıltılar ile bastırmak, öfkeyi sevgi ve şefkat ile ablukaya almak. 

Yazılarım; yaşanmışlıkların, iç çekişlerimin, arayışımın, hüznümün, isyanımın sesi... Yazılarım; sesini duyuramayanların, haykırmak isteyip de sesini çıkaramayanların sesi...

Çünkü içimdeki sesler hiç susmuyor.

30.03.2022

 

{{r.adsoyad}} {{r.tarih | tarihsaat}}
{{r.yorum}}
Güvenlik kodu

PAYLAŞ

En çok arananlar

Powered by BilgiSoft