Zamanın durduğu Muğla’da Yolculuk…3

Bu haber 14 Haziran 2010 - 0:00 'de eklendi ve 793 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Zamanın durduğu Muğla’da Mavi, Beyaz, Yeşil Yolculuk” adını taşıyan üçlemenin sonuncusuna geldik. Üçlemenin ilki “Zamanın durduğu Muğla’da Mavi Yolculuk”u geçen Cuma paylaştık. Muğla Valiliği ve Metinbilim Enstitüsü Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği “Turizm Tanıtım Metni” yarışmasında birinci olan “Zamanın durduğu Muğla’da Beyaz Yolculuk” başlıklı ikinci metni (bölümü)de  cumartesi günü paylaştık. Bu gün de  üçlemenin üçüncü metni (son bölümü) “Zamanın durduğu Muğla’da Yeşil Yolculuk”u paylaşalım;
ZAMANIN DURDUĞU MUĞLA’DA YEŞİL YOLCULUK…
Muğla’nın en eski Karya şehri Mabolla’nın bağrındaki şehir merkezinin tarihi yerlerini gezmenizin ardından karnınız acıktıysa sizi bu kez Karabağlar Yaylası’na indirmeliyiz.
Hiç yaylaya inilir mi, diye sormayın. Burası başka yayla. Kentten 200-300 metre aşağı da yer alan bu yayla inilir. Bu bölgede sivil mimarlık örneği Muğla Evleri yanında semt kahveleri bölgenin yeme içme, eğlence yerleri olarak bilinir.
Ünlü seyyah Evliya Çelebi 1671 yılında Muğla’ya geldiğinde Karabağlar Yaylasını görmüş ve yaylanın 11 bin bağdan (Bu 11 bin aile demektir) oluştuğunu, Osmanlı ülkesinde bir benzerinin olmadığını, ne Malatya’nın Aspuzu’su ne de Konya’nın Meram’ı ile karşılaştırılamayacağını yazıp, “Karabağlar’ın yollarına giren kişi bir ağaç deryasında kaybolup yolunu bulamaz, bağ yollarına güneş ışığı bile giremez.” demiştir.
Tulumba ile çekilen soğuk kuyu suyu, 600 yıllık ulu çınarları, bol meyve ağaçları ile sıcak günlerde Muğlalının bir kaçış yeri olan; yeşil yolculuğun yaylası bu gün de böyledir. İçine girdiniz mi, “Venedik yeşil olsaydı, böyle olurdu” demekten kendinizi alamazsınız…
Rehbersiz kaybolabileceğiniz, kış yağmurlarıyla küçük derelere dönüşen yollarında yaylanın ünlü kahvelerinden Süpüroğlu Kahvesi’nin uysal atlarıyla veya at binemiyorsanız oralarda buluvereceğiniz bisikletle dolaşırken bülbül sesi dinleyip, şehir merkezinde olduğu gibi korumaya alınmış beyaz badanalı, kırmızı kiremitli tarihi evlerin bulunduğu yurtları (*) kışın yağmur suyu yolu olan yollarla birbirinden ayıran doğal duvarlar irimlerden, kesiklerden kimseye sormadan böğürtlen yiyebilirsiniz.
Atla, bisikletle veya yaya irimlerin arasında dolaşırken, kaybolmaktan korkmayın. Hatta kaybolun… Nasıl olsa karşılaşacağınız bir Muğlalı sizi elinizden tutup istediğiniz yere götürecektir…
Bu her zaman herkese nasip olmayan doğayı keşif geziniz sırasında, susuzluğunuzu karşınıza her an çıkabilecek tulumsalı kuyulardan giderebilirsiniz. Kuyunun kapağı üzerinde, bir pet şişe su bulabilirsiniz. Sakın onu içmeyin. Sizden sonra gelen susuz kalabilir. O su ile tulumbayı çalıştıracaksınız. Susuzluğunuzu giderdikten sonra, o pet şişeyi su ile doldurup, bulduğunuz gibi bırakmayı unutmayın…
Karabağlar’da “kahve” ve “yurt” kelimelerinin çağrışımları Muğlalılar için bir başka anlam yüklüdür. “Kahve” bildiğimiz ‘kıraathane’ anlamının ötesinde bir anlam taşır. Yenilip içilen, düğün-dernek gibi toplantıların yapıldığı; bakkal, fırın gibi minimumda ihtiyaçların karşılandığı, her kahvenin yanında yer alan mescidinde ibadet işlevini de içeren çok fonksiyonlu mekânlardır.  “Yurt” kelimesi ise bildiğimiz ‘öğrenci yurdu’nu ifade etmez. “Yeri yurdu belli olmak” tadında bir ifadedir. Yurtlar içinde evi, kuyusu, meyve ağaçları, bazen büryan kuyusu, bazen fırını, hayvan damı vs. si olan tarlalardır ve içinde yaşayan ailelerin lakaplarıyla anılır.
Karabağlar Yaylası Muğla’ya has bir kültürel yapıyı oluşturmaktadır. Bu kültürel yapı içindeki en önemli oluşum yayla içine dağılan kahvelerdir. Karabağlar Yaylası’nın her semtinde genelde anayol kavşaklarında bulunan ve yüksek çınar ağaçlarının (bunlara Muğla’da kavak denir) çevrelediği tarihi kahveler yer alır. Kahveler isimlerini bulundukları semtlerden almışlardır. Süpüroğlu Kahvesi, Keyfoturağı Kahvesi gibi… Eskiden kahvelerin bulunduğu yerlerde fırın, bakkal, kasap gibi dükkânlar bulunmaktaydı. Bunlar dışında her kahvenin yanında bir mescit (ibadet yeri) yer almaktaydı.  Kahveler ve mescitler bugün de var.
“Yeşil-Beyaz Yolculuğun” Muğla’sı şaşırtıcıdır. Mescitten çıkıldığında zaman eşref saati denilen akşam saatleri ise mescidin adını aldığı kahvede ulu çınarların altında rakı sofralarının kurulmaya başladığını şaşarak göreceksiniz. İbadet yeri ile meyhanenin yan yana olduğu bir başka Muğla yoktur…
O mescitlerden Keyfoturağı Mescidi bu gün de inananları ağırlamaktadır. Duvar süslemeleri kahve veya meyhane ile mescidin yanyanalığı kadar şaşırtıcıdır. Hem İsevileri, hem Muhammedileri etkileyen “Yedi Uyurlar ile köpekleri Kıtmir”in adları süsleme olarak mescidin tavanına nakşedilmiştir…
Keyfoturağı Kahvesi, Süpüroğlu Kahvesi kahvelerin en ünlüleridir. Herhangi birinde dost Muğla sofrasına oturursunuz. Muğla mutfağının özgün yemeklerini burada deneyebilirsiniz. Bölgenin özel etli yemekleri olarak büryan kebabı, mumbar dolması, ekşili tavuk, tavuk dolması, kanlı kavurma, Muğla tavası, Muğla kapaması, Muğla güveci, ciğer bahar, yahni, etli kuru biber dolması, yaprak sarması, döş dolması denemeye değer… Muğla mutfağı otlu yemeklerde de önemli yere sahiptir. Ot kavurması, ot silkmesi, turp otu kavurması, turp otu ekşilemesi, tilkişen kavurma, sirken otlu aşı, semiz otu yoğurtlaması, ebegümeci ve elbette börülce, sarımsaklı badılcan galesi, yalı badılcan… Kahvelerde özellikle Muğla bölgesine ait bazlama (gabahamırlı) ekmeği ocakta pişirilirken izlenebilir, yemeğin sunumunu beklerken organik tereyağı ile yenip açlık yatıştırılabilir… Yemeğin ardından da ballı kabak, höşmerim, bestel ve zerde yiyerek ağzınızı tatlandırabilirsiniz.
Eğer kurulan sofra çilingir sofrası ise; çingene pilavı, patlıcan salatası, börülce salatası, piyaz ve yoğurtlu biber eşliğinde rakınızı, şarabınızı yudumlarsınız. Üstüne tatlı yerine bostandan koparacağınız karpuz ve kavun ile bağdan toplayacağınız üzümün doyumsuz tadını yaşayabilirsiniz…
Yeşil yolculuğun ardından o gece oğlak büryanı yediyseniz, ertesi sabah oğlaktan kalan kemiklerle yapılan Muğla Tarhanası iyi gider. Afiyet olsun…
Sonra mı?
Muğla’dan ayrılış kaçınılmaz. Ama ayrılırken mutlaka Muğla’nın erenlerini ziyaret edip, mum yakın, mum eriyiği akıntılarına bir küçük taş yapıştırıp, dilekte bulunun.
Güzel bir aşk, bol para ve kim bilir dilerseniz bir daha Muğla’ya ziyaretin gerçekleştiğini görürsünüz.
>(*)> Muğla’da içinde bir evi, kuyusu, üzüm bağı, bostanı ve küçük bir sebze bahçesi olan yaşam alanlarına, Orta Asya’dan taşınan bir kültürün ürünü olarak “Yurt” denir.
 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.