Yüzyılın En Büyük Reformu

Bu haber 28 Ekim 2015 - 23:29 'de eklendi ve 734 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Bugün Türkiye olarak, ülke genelinde olduğu gibi Kıbrıs’ta ve dış temsilciliklerde Cumhuriyet Bayramını kutlayacağız.

İlişkin olarak ülkemiz adına, içinde bulunduğumuz yüzyılın en büyük olayı nedir? dense, hiç kuşku yok ki verilecek tek bir cevap vardır.

Cumhuriyet.

İşte bunun için kutlanacak Cumhuriyet.

Zira hiçbir olay onun yerini tutamazdı.

Elbette aynı süre içerisinde önemli gelişmeler oldu.

Türkiye’nin çehresini değiştiren ve büyük kitleleri ilgilendiren olaylar kendini gösterdi.

Ne var ki Cumhuriyetin yeri başkaydı.

Zira Cumhuriyet, halkın egemenliğini kendi elinde bulundurduğu ve bunu arasından seçtiği milletvekili aracıyla kullandığı bir devlet şeklidir.

Kısaca cumhuriyet “halkın yönetimi” demektir.

Bu kadarda değil.

Cumhuriyet, eşitlik ve özgürlük gibi iki ana kavramdan başka, devlet başkanlığı yasama, yürütme ve yargı gibi temel kurumlara dayanır.

Cumhuriyet, bir ülkenin çağdaşlaşması bağlamında benimseyip uygulamaya koyduğu, halk iradesini esas kılan yönetim şeklidir.

İşte bu bilinçle hareket eden Mustafa Kemal Atatürk, başlangıçtan itibaren Türkiye’nin yönetim şekli Cumhuriyettir fikrinden hiç şaşmadı.

***

Hal böyle iken bir soru yer edebilir.

Nitekim, geçmiş dönemler içerisinde sıkça gündeme geldi.

Türkiye’de Cumhuriyetin ilanı kolay kabul edildi mi?

Yoksa, sancılı bir şekilde mi oldu?

Hiç kuşku yok ki, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, başlangıçtan bu yana zihninde yer eden Cumhuriyet fikrinin benimsenmesi ve de yönetim şekli olarak kabul edilmesi kolay olmamıştır.

Bunun bilincinde olan Mustafa Kemal, ülkemiz ne zaman işgal kuvvetlerinden arındırıldı.

Yanı sıra, çağdaşlaşma ve de ileri ülkeler düzeyinde yer alabilmenin temel koşullarından birinin halkın egemenliği olduğu bilinciyle, halkımıza telkinlerde bulunuldu.

“Türkiye’nin yönetim şekli Cumhuriyettir” diyerek, bundan böyle devletin asıl sahibinin halk olduğu,

Yönetimde de kendi aralarından seçtiği milletvekillerinin bulunacağının altını çizerek son noktayı koymuştu.

***

Neticede ülke, ne zaman düşman güçlerinden arındırıldı.

Ulu Önder, fırsat tam bu zaman diyerek 29 Ekim 1923 tarihinde,” Türkiye’nin yönetim şekli Cumhiyettir” diyerek, bir yerde kestirip attı.

Tersi olsaydı!

Bu şekilde davranmamış, yani işi ağırdan almış olsaydı, hiç kuşku yok ki uzun tartışmalar olabilirdi.

Zira, o günün koşullarında meclisi oluşturan milletvekillerinden önemli bir kesimi, halifelik yanlısıydı.

Olayın daha da irdelenmesi durumunda, mesele sürüncemede kalırdı.

Yüzyılın en büyük devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk, böyle olacağını bildiği için meselenin dallanıp budaklanmasını fırsat vermeden meclisten geçmesini sağladı.

Böylelikle 29 Ekim 1923 tarihinde temeli atılan Cumhuriyet, aradan geçen 92 yıllık süreçte, Türkiye’nin yönetim şekli olarak süregeldi.

İlişkin olarak 1924 Anayasasının 1.maddesine göre “Türkiye devleti bir Cumhuriyettir” şeklinde tescil edildi.

Bu madde 27 Mayıs 1960 Anayasasında da aynen yer almış ve aynı anayasanın 9.maddesinde şu şekilde bir hukuki kesinlik kazanmıştır.

“Devlet şekli Cumhuriyet olduğu hakkında anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

Ondan sonraki süreçte ülke yönetiminde görev üstlenen tüm hükümetler bu maddeye bağlı kaldılar.

Buna karşın iş başındaki Ak Hükümetinin eğilimi, özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kafasında başkanlık sistemi yer etse de, bu koşullar altında gerçekleşmesi mümkün değildir.

Zaman içerisinde olabilir mi?

Şahsen ihtimal vermiyorum.

***

Neticede, aradan geçen süre içerisinde 1960, 1971 ve 1980 tarihlerinde demokrasiye önemli darbeler indirilerek, halkın iradesi bir şekilde engellense de, bugün Atatürk’ün bu ülkeye kazandırdığı, yüzyılın en büyük reformu Cumhuriyet, ilelebet halk iradesini esas kılan yönetim şekli olarak geleceğe uzanacaktır.

Bundan asla şüphemiz yoktur.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.