Yüreklerde Verilen Sözler

“Babalar evlatları için mücadeler eder, onlara verdikleri sözler için yaşarlar.”

Ayla filminden..

 

Çok methedilen filmlere gitmeyi pek sevmem; genelde hayâl kırıklığı yaşarım. Bu sefer öyle olmadı. Ayla filmini seyrettim. Ruhuma bir insan yüreği dokundu. Özlediğim, hasret kaldığım bir insan. Karıncayı bile incitmeyen irfan dolu bir medeniyetin insanlarından biri beyazperdeden yanı başıma geldi. Seyretmenin bir zevke dönüştüğünü sanki bir asra bedel zaman sonra ilk kez hissettim. Filmi seyrettikçe, hasret kaldığım o güzel ruhlu, güzel tabiatlı insana olan özlemim arttı. Anladım ki insan mayalayan bu topraklarda insanımız gurbete düşmüştü.

Filmin daha ilk başlarında kendisini sabırsızlıkla bekleyen arkadaşının sitemlerine rağmen sokağının köpekleri için kapısının önündeki kaplara su koymayı ihmal etmeyen “insan” vicdanı, merhameti, sağduyusu ile hemen ön plana çıkıveriyordu. O insana daha neler ekleniyordu neler? Filmin baş karakteri mekanize astsubay Süleyman Dilbirliği’ni Sait Faik’in Semaver’indeki bizim Ali’ye ne kadar çok benzettim. “Arkadaşlarına yeni bir dost, yeni bir kafadar, ustalarına sağlam bir işçi ve Ali’miz biraz şaircedir. Sait Faik’in ifadesiyle “biz, Ali, Mehmet, Hasan biraz böyleyizdir. Hepimizin gönlünde bir aslan yatar.”

Ayla filminin konusu, kurgusu, öyküsü, çekim nitelikleri, film başarısı hepsi bir kenara ben “Süleyman Dilbirliği”nde ve onun filmden bize yansıttıkları üzerinde kalakaldım. Bu karakter hepimize içimizde bir yerlerde kaybettiğimiz, belki unuttuğumuz, gurbete saldığımız hatta sürgüne yolladığımız “insan”ı, o insandaki hasletleri hatırlatıyor. Bugünün karanlığına bir mum ışığı titrekliğinde de olsa aydınlık katıyor. Yol gösteriyor, rehber oluyor.

Kore’ye giderken gemide yaşanan bir sahne en önemli sahnelerden biri. Süleyman’a taşıdığı ismin sahipleri nispetinde sorumluluk veriyor. Süleyman isminin hasebince taşıdığı ismin emanetine sahip çıkıyor. Olay şöyle.. Süleyman’ın komutanı gemide ondan mazot bulmasını ister. Süleyman ne için olduğunu sorunca komutan kamarasında karıncalardan rahat bulamadığını, mazotla onları durduracağını söyler. Süleyman, komutanına ama; o zaman onlar ölür, der. Bir çare bulur. Komutanına karıncaların yolu üzerine birer kaşık şeker koymasını, böylece  onların kendisini rahat bırakacağını söyler. İnsanın doğadaki hakka saygısı ve sahip olduğu yaratılıştan gelen güzelliğin bir göstergesi.

Yaşayan bütün canlıların lisanına sahip Hz Süleyman’ın karınca üzerine menkıbelerinden Kanuni Sultan Süleyman’ın karınca üzerine mısralara döktüğü beyitler..”Yarın Hakk’ın divanına varınca / Süleyman’dan hakkın alır karınca” Ve Süleymanlardan miras bugünün Süleymanlarına muhteşem miras ve o emaneti  asil ruhlarıyla koruyan Süleymanlar..

Ve Süleyman’ın soyadınca gönül diline yansıyan birlik duygusu. Soyadı özellikle “Dilbirliği” diye esinlenmiş. Süleyman filmin başından sonuna hiç değişmeyen “gönül güzeli insan” dan taviz vermeden dimdik hep ayakta. Bir söz vermiş bir kere. Ölümüne tutacak onu. İçimizdeki güzel insan, aşk medeniyetinin yoğurduğu paklanmış, durulmuş, pişirilmiş, arınmış güzel insan “Süleyman”da hayat bulacak.

Kore’deyiz. Savaş bütün acımasızlığı ve vahşeti ile kendini göstermekte. Türk birlikleri oraya vardığında birdenbire açılan eteşlerin ortasında kalıyor. Savaşın ölüm yüzü kendini gösteriyor. Süleyman ve komutanları hemen göreve çıkıyorlar. Karanlıkta bilmedikleri bir coğrafyada ilerlerken bir ses duyuyorlar. İşte o sesle filmin ana temasını teşkil eden Türk’ün merhameti, vicdanı, “insan” yüzü ortaya çıkıyor.

Karanlıkta savaşın katlettiği onca masum siviller arasında anasız babasız kalmış beş altı yaşlarında bir kız çocuğu Süleyman ve kafilesinin karşısına çıkar. Süleyman’ın uzattığı insan eline uzanan kız çocuğunun eli artık hiç boşta kalmayacak; Süleyman ve arkadaşları o yetim kız çocuğunu sahipleneceklerdir. “Ayla” filmi savaş ortamında evlat edilen bir kız çocuğunu ve onu evlat edinen merhametli, vicdanlı bir baba yüreğinin hikayesi aslında.

Hiç konuşmayan kız çocuğuna ay yüzlü, ay ışığı gibi parlıyor diye “Ayla” adını koyar Süleyman. Yaklaşık iki yıl boyunca onu evladı gibi kollar, büyütür. Süleyman’ın şefkatinden, sevgisinden, insanlığından şifa bulur küçük Ayla. Yaklaşık iki yıl içerisinde hiç ayrılmazlar, Ayla Türkçe konuşur, baba der Süleyman’a.. Birliğin de maskotu olur. Ayrılma vakti geldiğinde büyük sancılar yaşanır.

Ne kız babasından, ne de baba kızında ayrılmak ister. Söz verir Süleyman der ki : “Babalar evlatları için mücadeler eder, onlara verdikleri sözler için yaşarlar.” Ayla’ya bir gün dönecektir. Çocuğu Türklerin kurduğu “Ankara” adlı bir yetimhaneye teslim eder. Türkiye’ye döndükten sonra aklı hep kızındadır. İmkanlar, savaş ortamı kaybettirir izini Ayla’nın. Süleyman sözünü tutamanın vicdan azabını yaşar. Ama asla pes etmez. Ve elli yıl sonra Ayla’ya kavuşur.

Her ne kadar Süleyman Ayla’ya kavuşsa da ben filmin çok ötesinde Süleyman’ın kimliğinde o dimdik ayakta duran, sözünü yürekten verdi mi hep tutan, vicdanıyla, merhametiyle, şefkatiyle, sevgisiyle, aşkıyla, irfanıyla, edebiyle, haysiyetiyle ve nice tarife hacet olmayan güzellikleriyle o “İnsan”a kavuşmaktan mutluluk duydum.

“Ne çok çektim hasretini bilsen ah ben 
Nerde kaldın gelmez olsun sevdiğim sen
Yanıyor senin aşkınla her an bu ten
Nerde kaldın gelmez oldun sevdiğim sen”

“Men ta senin yanında dahi hasretem sana”  diyelim içimizdeki, yanı başımızdaki insanı kaybetmeden, yitirmeden dört elle sarılalım. Bu insanı çocuklarımıza, gençlerimize emanet edelim.

 

Okunma Sayısı:248

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.