Yüreğin Hisli Mi, İşkencedesin

Bu haber 21 Eylül 2015 - 23:17 'de eklendi ve 1.123 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

Gamsız insanlara eğlence gelirmiş yaşamak;

Yüreğin hisli mi, işkencedesin. Tâlihe bak!

Mehmet Âkif ERSOY

 

Gece yarısını epey geçmiş caddeden gelen motorsikletli magandaların patlama sesleri bir haftadır rutine bağlanmış durumda. Ne de bizim düşüncemizde ya da aklımızın yettiğince özgürlük demek, hemen hemen her istediğini yapabilmek demektir. Ardı sıra arabalarını sonuna kadar gazlayıp hız kutsamaları ve acayip klakson sesleri.. Bir yanda otomobilin ya da her neyse aracın içerisindeki arabeskvari, disko müzik yayınları, hem de nasıl yayın canlı yayındayız. Kafalarımız karmakarışık, epey de dumanlı herhalde. Bak, bizim de kafamız bu gürültü etkisinde karışmış hatta dumanlanmış. Uygun sözcük bulmada bile saçmalamaya başlamışız. Var sen git, bundan sonra uyu! Benim şehrime ne oldu en müstesna, en huzurlu, en yaşanabilir ve de “en”lerini yitirmeye başlaması şehir kimliğinin artık bir yerde dejenerasyon içerisine girdiğinin bir göstergesi.

Peki suçluyu hep birlikte arayalım ve de kolaya kaçmayalım. Tabi kolaya kaçmak istesek cevaplar belli: “Üniversite açıldı şehir bozuldu. Öğrenciler istediği gibi davranıyor, çocuklarımıza da kötü örnek oluyor. Ahlaksızlık aldı başını yürüdü.” Sözün ipini bıraksak ucunu Suriyelilerde alırız. Peki biz şehrin sakinleri, sahipleri ne yaptık ya da ne yapmalıyız. Bunun çözümü en başta kent konseyinin, belediye meclisinin, şehrin idarecilerinin, sivil toplum örgütlerinin; tabiki de eğitim aşamasında üniversitenin katkılarıyla gerçekleşecek ve yürütülecek beyin fırtınalarında saklı. Şehrimiz üzerine düşünmeyi taraf taraf olup bîtaraf olmaksızın hep birlikte artık çok da gecikmeden yapmamız gerekiyor.

Özellikle çocuklarımıza, gençlerimize aktaracağımız; miras bırakacağımız şehir ve insan modelinin prototipini hemen belirlemek gerekiyor. İnsan üzerinden şehre, şehir üzerinden insana ve de doğaya, tarihe, kültüre her boyutunda tamamlanması gereken aşamalar, atılması gereken adımlar var. Kararlılıkla, sabırla ve de adım adım.

Tabiki gördüğümüz bütün bu kirlilikler sadece tek bir noktada toplanıyor. Kaynak insanın ta kendisi. Bu kadar belirsizliğin, karmaşanın, tozun dumanın, duygusal düşünsel şiddetin baskısında insandan ne yapmasını beklersiniz. Televizyonu, gazetesi, sosyal paylaşım ağları ve de internetin çevrelediği baskı ve şiddetin içerisinde sağlıklı düşünebilme, ortak cümleler kurmaktan o kadar uzağız ki.

Hatta biraz daha ilerletelim hedef noktamızı. Kurduğumuz cümleler bize ait değil!. Kopyalanmış, yapıştırılmış, üstüne üstlük hiç içselleştirilmeden beğenilmiş cümleler. Manayı oluşturan zincirin ana gövdesini oluşturan neden nerede, sonuç nerede? Sebeb sonuç ilişkisi bile bağlantıyı gerçekleştiremiyor. Şifrelenmiş, kodlanmış hikayelerin kontrolünde yazılan senaryoları oynamakla meşgulüz.

Örnekler… Sabırsız mıyız? Evet!.. Aceleci miyiz? Evet!.. Unutkan mıyız? Evet!.. Bencil miyiz? Evet! Kırılgan mıyız? Evet!.. En ufak bir zorlukta pes mi ediyoruz? Evet!.. Kararsız mıyız? Evet!.. Örnekleri çoğaltmak tersi istikamette olumlu vurgulara “Hayır!..” yanıtları almak da mümkün. Nedenini üzerinde iyice düşünmeden cevaplayamayız.

En basitinden trafiğe çıkın ve de yayasından sürücüsüne insanlara bakın. Herkes bir hızdır, bir bencilliktir, bir vurdumduymazlıktır tutturmuştur, gidiyor. Sürücüsü, yayası bırakın kurallara riayet etmeyi, kendi yasasını hazırlamış “ben”in şımarıklığında, hodgamlığında dilediğini yapıyor. Sen istediğin kadar çocuğuna kırmızıda durmayı, sarıda beklemeyi, yeşilde geçmeyi öğret, trafik kurallarını göster. İçselleştirmedikten, o kuralların gereğini yaşayarak öğretmedikten ve de hûlasa bilgiyi irfanla, maddeyi manayla kuşatmadıktan; saygıyı sevgiyle taçlandırmadıktan sonra hiçbir önemi yok. Zaman zaman reşit olmayan çocuklarımızı herhangi bir taşıtı kullanırken yaptığı kaza sonucu yitirmenin acısını yaşıyoruz. İçimiz dağlanıyor gök ekinken biçilenlere. Peki sorumluluk kimde, suçlu kim? Suçluyu ilan etmeden önce kendi evimizin önünü temizlemeyi öğrenelim.

Bir kişinin düşünmesi yetmez. Ben, sen, o teker teker hiçbir hüküm arz etmez. Biz, Siz, Onlar ses verir, güç verir, değişimi başlatır. Sadece görmek, sadece konuşmak, sadece yazmak, sadece düşünmek yetmez. İş kendi kelimeleri seçmek, kendi cümlelerimizi kurmak, kendi senaryomuzu yazmak ve de bizzat oynayıp yönetmekten geçiyor. Yerinde ödülü yerinde cezasıyla..

“İz bırakanlarla senin aranda basit bir fark var sadece…..

Onlar ömür boyu gayret ediyorlar; Sen ömür boyu hayret ediyorsun.”

Mehmet Âkif ERSOY

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
Erdal Çil 22 Eylül 2015 / 11:30

Bu gürültü makinalarina uygulanacak 3 çeşit cezanın olması yetmiyor. Onları uygulayacak mekanizma önemli. Kanuın yazmak ile hukuk devleti olunmuyor maalesef. Yürütme yürütmezse sonuç ortada. Emniyet çok değil 3 gün bazı noktalarda uygulama yapsa…Ama moda şimdi. Önce sistemi kasten kilitle sağırlaştır sonra da suni kahramanlıklar…Önemli bir meseleyi kaleme almış Sevgili Hocam. Kalemine sağlık.
“İz bırakanlarla senin aranda basit bir fark var sadece…..
Onlar ömür boyu gayret ediyorlar; Sen ömür boyu hayret ediyorsun.”