Yıllar Geçsede

Bu haber 11 Eylül 2015 - 22:22 'de eklendi ve 893 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Bugün 12 Eylül.

Şüphesiz bu tarih, Türk Milleti için sıradan bir gün değildir.

Olamaz da…

Eğer ulusumuz için 12 Eylül, bir kez daha demokrasinin sekteye vurduğu dönemin başlangıcı ise, elbette her hangi bir gün olarak kabul edilemez.

Edilemez!

Dedim ya, makus talihimizin yeniden galebe çaldığı bir gündür 12 Eylül 1980.

Sonra sadece bu tarih olsa!

Ya diğerleri?

Önce 27 Mayıs 1960 Askeri darbesi.

Ardından 12 Mart 1971 muhtırası.

Ve de 12 Eylül 1980 darbesi.

Ne acıdır ki Türkiye, demokratikleşme adına girdiği yolda bu tarihlerde darbelere muhatap oldu.

Dolayısıyla, her seferinde demokrasi adına alınan mesafe, uzadıkça uzadı.

Uzadı diyorum.

Ülkemizin demokrasi bağlamında giriştiği yolda karşısına çıkan en büyük engeller, demokrasiye vurulan darbeler oldu.

Oysa tam tersi olabilirdi.

Her ne şekilde olursa olsun ortaya çıkan sorunlar, demokratik yöntemlerle çözüme kavuşturulmaya çalışılır.

Ülkenin her bakımdan aldığı mesafe daha bir uzamaz.

Ülkede kaos ortamı egemen olmaz.

Daha bir önemlisi, Türkiye’nin dünya devletleri nezdinde konumu, tartışılır olmaktan kurtulurdu.

Ama olmadı.

1960 yılında başlayan demokrasiye vurulan darbe girişimleri, ne yazık ki her 10 senede bir galebe çaldı.

Sanki periyodik olarak kurgulanmış gibi aynı süreçlerde demokrasi rafa kaldırılmakla kalmadı.

Adeta yerlerde süründü.

***

Aslında olan ülkemize olmuştu.

Zira söz konusu tarihler sürecinde, her bakımdan önemli hamleler sergilenmeye başlamıştı.

Ekonomiden eğitime, asayişin sağlanmasından dış politikaya kadar..

Hiç şüphe yok ki bunun anlamı aynı dönemler içerisinde çok önemli mesafelerin alındığıdır.

1950 öncesinin yoksul ve yoksun Türkiye’si, sonraki 10 yıllık süreçte, tahminlerin üzerinde gelişme kaydeden ülke olarak tüm dikkatleri üzerinde toplamıştı.

Şayet 1960, 1971 ve 1980 tarihlerinde demokrasi her seferinde sekteye uğramamış olsaydı, çok daha farklı bir konumun sahibi olarak geleceğe daha emin adımlarla uzanırdı.

Ama olmadı.

Ülkenin ekonomik yapısı, asayiş ve dış politika adına izlenen politikanın tutarsızlığını öne sürenler, söz konusu tarihler içerisinde demokrasiye darbe indirmekte beis görmediler.

Dolayısıyla olan ülkemize oldu.

***

Ve bugünlere geldik.

Her 10 yılda bir darbelere muhatap olan Türkiye için artık o dönemler çok gerilerde kaldı.

İş başındaki Ak Parti Hükümetinin bu bağlamda izlediği politika, ülkemizde demokrasinin çok kuvvetli temeller üzerinde oturmaya başladığının işaretiydi.

İstenen başkası olamazdı.

Olmamalıydı.

Değil mi ki ülkede demokrasinin tüm kuram ve kavramlarıyla yerleşmesi adına kararlı politika izleniyordu.

Öyleyse demokrasiyi sekteye vuracak her hangi bir eyleme izin verilmemeliydi.

Üstelik şu sıra ülkemizde istenmeyen olaylar kendini gösterdiği halde.

Her gün yüreğimiz dağlayan ölümlerle yüz yüze gelinmesine karşın.

Sonuçta, değil mi ki demokratik kuralların egemen olması adına kararlıydık.

Her ne şartta olursa olsun demokrasi sekteye uğratılmamalıydı.

Değil se, son bir ayı geçen sürede meydana gelen elim olaylar karşısında çoktan demokrasi bir kez daha rafa kaldırılırdı.

Belli ki yıllar geçse de, demokrasi daha kalıcı olarak yer edecektir.

Zaten ülke olarak başka şansımız da yoktu.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.