Yetkililer perspektif sahibi olmalı…

Bu haber 02 Temmuz 2010 - 0:00 'de eklendi ve 1.246 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

 
Konfüçyüs’ün bir sözünü daha önceki bir yazımda sizlerle paylaşmıştım…
Yine paylaşmak isterim.. Anlayana içinde derin manalar içermekte.
Der ki Konfüçyüs;
“Bilen  kişiyle dost ol, çünkü seni aydınlatır..                                                                   Bilgisiz kişilerle dost ol, çünkü sen onları aydınlatırsın..     Bilmediğini bilmeyenlerden hemen uzaklaş, çünkü onlar aptaldır, seni de aptallaştırırlar…”                                                                                                     Gerçekten muhteşem bir söz…                                                                                             Tabi yine anlayana, algılayabilene…
Toplumda en problemli olan insanlarda bilmediğini bilmeyen ve de bilemezlik hallerini kabul etmeyenler.. Gelişime kapalı, algısı primitif kalmış ve küçük ayrıntı içine gömülüp kalan ve bütünselliği göremeyenler, gelişememiş algı içinde toplumsal barışa ve dinamizme de dinamit koyanları görürseniz kaçınız…
Ben o tiplerle pek muhatap olmam.. Elimden geldiğince de sınırlı şekle sokarım iletişimimi..
Her sözün olduğu gibi, her yazınında aslında bir mesajı vardır…
Bazen koşuşturmaca içinde yazarken düşüncelerini tam aktarmada eksik kalabiliyorsunuz.. Ki her yazı emekle olgunlaşıyor.. Nasıl ki insanda yaşam yolunda olgunlaşıyorsa, her şey de emekle var oluyor..
Yazı yazarken ortaya koyduğunuz karakteriniz çok önemli… Sisteme ve kişilere göre esnememelidir kaleminiz.. Lakin bazen istemeden hatalar olabilmektedir.
Yazdığınız her yazı yayınlanınca, heyecan ile hemen okumaya ve hataları var mı, diye bakarsınız.. Bazen elma derken istemeden armut yazmış olabilirsiniz.. Aslında sizin beyniniz hep elma görmüştür, algılamıştır onu…
Yazıları oluştururken hep istiyorsunuz ki, okuyucunuzda  oluşturduğunuz karakter çizginiz, aynı olsun.. Desin ki okurunuz, bu böyledir.. Kaleminden ben onu tanıdım.. Kalemi; sisteme, menfaatlere  ve nemalara göre akmaz… Bilsin ki karakteri sağlam.. Başı dik ve hep dik kalacaktır…
Mantıklı bulduğu düşünce haritasında hep yol alır yazar.. Ama bazen istemeden ve nasıl olduğunu anlamadan hatalar oluyor.. Eyvah diyorsunuz o an… Hem de nasıl eyvah… Belki okurunuz fark etmedi ama siz fark ediyorsunuz… Ya aslında ben şöyle diyecektim diye.. ama oluyor işte…
Ülkemiz de çuvaldan fışkırır gibi bir ara cinsel istismar olayı haberleri gelirken yazdığım bir yazıda STK’lar (Sivil Toplum Kuruluşları) bu olaylara ses çıkarmıyor!! Çıkarmalı, diyecekken, tersini yazmışım.. Yazdığım bu yazıda temel mesaj aslında buydu;
Lütfen STK’lar toplumsal olaylara duyarsız kalmayınız !!!
Ama hatalar olabiliyor..
Son 10 gündür yani bu yazıyı yazmadan önce ne ülkemden ne de ilimden haberdar değildim. Ne görsel ne de yazılı  medyayı takip edebildim. Anlayacağınız buralarda değildim…
Tam ülkemize dönerken THY’de elime geçen gazeteden okudum.. Ülkemin katman katman tortu bağlamış, bağrımızı yakan sorunlarının acı haberlerini… Bombalar, patlamalar, ölümler..  üzücü.. hem de nasıl üzücü.. Bir de doğal felaketler.. “Sel olur, insan ölür” diyordu gazete… Gerçektende yaz yağmurunun selinden insanlar ölmüş.. Şaka gibi, ama gerçek..
Kuzey Avrupa ülkesi Hollanda’da ise insanlar denizden kazandıkları topraklar içinde yaşam sürüyorlar.. Denizle olan toprak savaşı bitmemiş ve devam ediyor…Ülke deniz seviyesinde aşağıda.. Ülkelerinin denizle olan toprak mücadelesi ile ilgili sinevizyon gösterisi sundular bize… Gerçekten emekle kazanılmış ve oluşturulmuş topraklar..
Halada derin mücadeleleri devam ediyor…
Her yurt toprağı kuşkusuz emekle, bazen kanla oluşturulmuştur… Biz ise toplum bireylerini sürekli fersah fersah birbirlerinden uzaklaştırıyoruz… Bireylerimiz uzaklaştıkça da sorunlarımız artıyor…
Hollanda’da ben Van Gogh Müzesi’ne hayran kaldım..
Beni düşündürdü… Oysa bizimde ünlü ressamlarımız var. Mesela Osman Hamdi Bey gibi… Fikret Mualla gibi… İbrahim Çallı gibi…
Keşke ülkemiz de böylesi güçlü fırçası olan ve iz bırakmış sanatçılarımız için müze oluşturabilsek…
Tabiki de Kültür ve Turizm bakanlığına bu konuda çok görevler düşmekte.. Kültür varlıklarımızın korunması ve turizm gelirleri açısından sergilemeler çok önemli…
Bize de “Umarım etkililer ve yetkililer geleceği gören perspektif içinde ülkemizin kültür varlıklarının korunmasında ve özellikle tanıtıp, paylaşmada daha etkin olurlar” demek kalıyor !!!
Hollanda’da en çok ilgimi çeken katlı bisiklet otoparkı idi…
İnsanlar vızır vızır bisikletlerle ulaşımlarını sağlıyorlar… Biz ise alt yapı olarak bu iş için çok uzaktayız sanırım.. Hiç bir kentimizde, hiçbir sokağımızda bisiklet yolu yok…
Hollanda’da bir Pazar yerini gezdik. Ne göreyim? Yunanlı gelmiş burada; döner, zeytin ve zeytin ürünlerini pazarlıyor!!!
Ve en hayran kaldığım yer kuzeyin Venediği olarak bilinen Brugge – Bruges oldu… Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri. 9 yy da Vikingler tarafından bulunan ve bir Orta Çağ şehri gibi… Parke taş  sokakları, ateş tuğlası evleri, kanallar arasında şiir gibi, tablo gibi bir yer.. 2000 yılında UNESCO tarafından Dünya Kütler Mirası Listesi içine alınmış. Dünya kültür varlığı… (Ana merkeze kesinlikle araç girmiyor ve faytonlarla ulaşım sağlanıyor)
Ülkemizde de UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine girmeye aday gösterilmiş taşın ve inancın şehri Mardin var…
Güneydoğu Anadolu’nun cazibe merkezi olma yolunda ilerliyor ve ben bu şehrin hayranlarındanım… Lütfen buraları geziniz…
Ülkemizin zenginliklerini görmeniz sizi bir tutkun yapacaktır..
Ülkemizde yediğimiz her yemek gerçek bir lezzet… Ve ben dönüşte her şeyimizi özleyerek dönüyordum…
 İyi ki THY çok lezzetli mönüsünü ikram etti de alıştığımız lezzeti daha gelmeden damağımızda hissettik…
Başka neler özlemedik ki taşını, toprağını, havasını…
Bu ülkenin insanı olmak bana üstün onur ve gurur veriyor…
 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.