Yeniden Uyanmak!..

Bu haber 24 Ağustos 2015 - 22:38 'de eklendi ve 882 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Tabii olur biter, ama insanlık böyle ilerlemez ki! Bir insanı kendi arzusuyla çamurun içinde debelenir görünce bile, umudumu kaybetmem ben; ahlâksız ve kötü değil ya… derim kendi kendime..zamanla düzeltir kendini, ayarlar. Bak buradakiler ne kadar hızlı uyandı.”

Dido Sotiriyu (Kanlanmış Topraklar’dan)

 

Okuduğum her kitaba büyük bir önem veririm, benim nehrimden akanlara gönlüm kayıverse de; farklı çiçeklerde farklı kokulara, farklı güzelliklere ulaşabilmek adına ayrıntılara hassasiyetle yaklaşmak gerektiğini de göz ardı edemem. Farklı boyutlarda farklı düşünceler bizi tamamlanmaya götürür. Bakışımızın ufuk boyutunu genişletir, derin algılara sahip olmamızı sağlar. Yazarlar ve eserlere bakış açım da aynıdır. Öncelikle dile kattığı lezzet, duygu ve düşünce dünyamıza kattığı yeni heyecanlar, hazlar yanında farklılıklar, ayrıntılar ve tabiki estetik boyutta yaşamımıza kattığı zenginlik ve zevk! Tabi her kitaba “edebî” pencereden bakma lüksümüz yok. Lüks olan dilin kullanımındaki politize edilmiş, yadsınmış, tekelleşmiş vazgeçilemezliğin terk edilmişliği aslında.

Önceden bütünden bakma; bölmeden, parçalamadan hatta; ufalamadan, ezmeden bakma. Kendine ait olanı görme zorunluluğundan kurtulma. Duygusal bakma hükümranlığından, “ilim ve irfan” tamamlanmışlığında görme. “Biz” gözüyle görme bağımsızlığına kavuşma. Bunu kesin ve net bir misalden dem vurarak sübuta erdirmek niyetindeyim. 1998 yılının, cumhuriyetimizin kuruluşunun yetmiş beşinci olması hasebiyle “75.yıl” anısına yapılan çalışmalardan biri de edebiyat dergilerimizin çıkardığı özel sayılardı. Farklı görüşleri temsil eden iki edebiyat dergimizin özel sayılarını incelediğimizde, cumhuriyetimizin yetmiş beş yılına hizmet etmiş, eser vermiş yazarlarımızın listesine baktığımda iki dergide de yer alan ortak isimlerin sayısının üç beşi geçmediğini hayretler içerisinde kalarak tespit etmiştim. Yılların edebiyat dergileri aynı ülkenin yazarlarını kategorize etmiş, bazılarını hatta; çoğunu kendi düşünce dünyası içerisinde yok saymıştı. Evet, onlar hiç yaşamamıştı, eser vermemişti. O zaman tamamlanmayı, tanımlanmayı ve de gelişmeyi nasıl gerçekleştirecektik. Vücudun bir bölümü gelişmeyecek ve hep eksik kalacaktı. Hastalıklı kalacak, gıdasını tek boyuttan alacak, hiçbir zaman tamamlanmayacaktı, zenginleşemeyecekti.

Öznesi “insan” olduğu müddetçe her şey akışının dışında olacak; her ne kadar farklılıkları zenginlik yaratsa da, ayrıntılarıyla karmaşayı arttırsa da bilinmeyenin özünde “insan” varlığının tatminsiz arayışları devam edecekti. Bu devamlılık insanlık tarihinin geçmişinden bugününe ve de geleceğine hükmedecekti. Ama; son noktayı ve de eşitlemeyi yaşamın kendisi öğretecekti. Doğumda ve ölümde eşitlik bozulmayacak, başlangıç ve bitiş arasındaki sırlı yolculukta “insan” havsalasının arayışları, gelgitleri, tırmanışları, isyanları, haykırışları, teslimiyetleri bu noktada buluşacaktı. İşte bu asıl ve asil noktada tamamlanan insanın “ilim ve irfan” noktasında tamamlanışı insan-ı kâmil mertebesinde geleceği zirvenin vereceği güzellikte, sevgide, nezakette, estetikte tamamlanacaktı. Aslında tüm arayışlar; bu, cevabı çok önceden verilmiş soruların arayışları değil miydi biraz da!

Dido Sotiriyu’nun asıl adı “Kanlanmış Topraklar” olan ve de takma isim vermede kimsenin elimize su dökemeyeceği bir maharetle “Benden Selâm Söyle Anadolu’ya” adlı kitabını yıllarca kitaplığımda durduktan sonra okuyuşumdaki gecikmenin sebebi de bu olsa gerek. Kitabın ismindeki oynama da kitleleri etkilemedeki psikolojik güdülemenin başarısını ortaya koyuyor olsa gerek! Kitabı okurken “öznemi insan” olarak aldım. Okurken; kitap hakkında daha önceden yapılmış havarice yaklaşımları da göz ardı ettim. Ne “sosyalist bir mektebin gözlüğü” vardı bakışımda ne de “milliyetçi bir bakışın gözlüğü”! Dediğim gibi “öznem insan”dı. Yazarın özellikle şekeri ortaya fazlaca döktüğü, karıncaları üstüne üşüştürmeye çalıştığı tuzaklara da kanmadan “öznem insan, temam Anadolu” üzerinden okudum. Bir asra yakın zaman önce yaşananlar bugüne getirdi beni. Bir yanda senaryonun figüranları olan bizler, hep aynı kahır, aynı gözyaşı, aynı zulüm, aynı acı. “Özne insan, tema Anadolu” dedik ya; değişen bir şey yok.

Sen ne kadar farklı olduğunda ısrar etsen de, farklılığında senin gibi düşünmeyenleri yok saysan da hatta yok etmeyi düşünecek kadar gözünü hırslansan da “insan olma” noktasında tamamlanman Kabilce bakıştan Habilce bakışa ermede saklı. Doğumda eşitlendiğin dünya serüveninde ölüm gerçeğini hiç aklından çıkarmamanda. Zalimler kendi karanlıklarında yok olup gidecekler elbet. “Kanlanmış Topraklar”da elbet umutlar tükenmeyecek. Bir zaman sonra açan kan çiçekleri aşkın ve umudun çiçeklerini dermeye duracak elbet.

Son sözü sosyal iletişim ağlarından birinde tanıdığım ve bu ağların ilk defa bana bir armağanı saydığım değerli meslektaşım, şair Ahmet Sezgin’e bırakacağım. Bir çırpınış, bir silkiniş, bir yeni uyanış adına bizlere tercüman olması dileğiyle:

İSYAN GAZELİ

Delindi ihlâs teknesi, günahlar umman oldu!
Şafak kızardı hayâdan, edep toz duman oldu.

Çekildi semaya hayâ, adı kaldı lügatte,
Adalet, fazilet öldü, ruhta heyelân oldu!

Duvara çarptık imtihan tünelinden geçerken,
Sabır ipi çözüldü, yaratana isyan oldu.

Bozuldu terazi, eğrildi yürek pusulası.
Vatan, fitne bombasıyla yanan hanüman oldu!

Güzel atlara binip gidince serdengeçtiler,
Kitap mezarlığında hakikatler, nihan oldu.

Kehkeşanlara kaçan bir küheylan oldu mazi,
Kahrolası gerçekler, hakikate düşman oldu.

Kin tohumları ekti gönlümüze akbabalar,
Ümmet, şirazesi kopmuş gibi perişan oldu.

Bilemedik kıymetlerin kıymetini bir türlü,
Pişmanlıkla akan gözyaşlarımız umman oldu!

Unuttuk emaneti, gaflet içinde uyuduk.
Yağan belâ yağmurları bize imtihan oldu.

Ahmet SEZGİN

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.