Yavaş Güzeldir

İdris KOÇ

 

İnsanlar caddede, kaldırımda bir yerlere yetişme telaşıyla sağımızdan solumuzdan hızla geçip gidiyor. Söylenerek, iterek, çarparak, omuz ve hatta yumruk atarak…

Her iki şeridinde dolu olduğu yoğun trafikte arkamızda selektör yapan, korna çalan; bir fırsatını bulup yol verdiğimizde ise önündeki diğer aracı tacize devam eden sürücüler trafiği alt üst ediyor. Kornalar, el kol hareketleri, öfkeli bakışlar ve hatta kavgalar…

Geç kalmanın telaşı yüzünden okunan, toplu taşıma araçlarında şoföre “Hadi be kardeşim, hızlı sürsene…” bakışı atan, namazını hızlı hızlı kılan, kapıdan çıkanı beklemeden çarparak içeri dalan, otomobili ile seyir halindeyken makyaj yapan, saçlarını dikiz aynasında tarayan insanlarımızın sayısı her geçen gün artıyor.

Hep bir telaş, hep bir acele, hep bir koşuşturma, hep bir şikayet ve söylenme…

Oysa madalyonun diğer tarafındaki resim daha başka: İşine, randevusuna geç kalan; otobüsü, dolmuşu, uçağı kaçıran ya da faturaları yatırmayı unutanlar… Derse hocasından sonra giren öğrenciler, sınıfta öğrencilerini bekleten öğretmenler, müşterisini günlerce oyalayan ustalar… Kırmızı ışıkta başka âlemlere dalıp arkasındaki araçların geçişini engelleyen, market kasasında en son ürün geçtikten sonra aheste aheste elini cüzdanına atarak kredi kartını veya parasını çıkaran insanlar…

Hiçbir zaman vaktinde başlatılamayan toplantı ve programlar, ev sahibini saatlerce bekleten misafirler ya da vaktinde kılınamayan namazlar…

Bu manzaralar karşısında akla gelen ilk soru şu: Trafikte, kaldırımda, çarşıda, camide, kuyrukta hep sabırsızlanan, koşturan,  oflayıp puflayan, kötü kötü bakan, çarpıp geçen insanın bu acelesi nedendir? Nereye yetişecek? Ya da bu koşuşturma hangi açığı kapatmak için?

Acaba bu acelecilik ve koşuşturma ile zaman biriktiriliyor mu? Bu zaman tasarrufu merakı nedendir? Kızarak, kırarak, iterek, küfrederek, korna çalarak, sıkıştırarak, öne geçerek kaç dakika kazanacağız bu hayattan?

Belki de daha can alıcı olan soru şu: Bu acelecilik ve zaman kazanma gayreti; bir işi zamanında yapma, vaktinde derse girme, sorumluluklarını yerine getirme, işi zamanında bitirme, zamanında bir yerde olma, ödemesini gününde yapma hassasiyetine neden dönüşmüyor? Bu acele ve hıza rağmen sözlerimizi ve sorumluluklarımızı yerine getirirken neden çok daha yavaş davranıyoruz?

Yükümlülüğünü zamanında yerine getirmeyen vatandaşı azarlarken, sıra vatandaşın işini yapmaya geldiği zaman neden aynı hassasiyeti gösteremiyoruz?

Önündeki araçları sıkıştıran, yoğun trafikte hız yapan, sürekli şerit değiştiren sürücüler ile bir sonraki kırmızı ışıkta yan yana geliyoruz. Aslında; insanın gideceği yol, yapacağı kilometre, varacağı menzil belli. Belki de insan, acele ederek mutluluğu tüketmekte, hız yaparak ömrünü kısaltmakta; çayı hızla içerek nefesini soğutmakta, insanları kırarak dostlarını kaybetmekte.

Acele ederek, koşarak daha öne geçmek mümkün değil. Çünkü kırmızı ışığın trafikte bizi eşitlediği gibi, acılar ve ölüm bizi eşitleyiveriyor. Gayret etmek şart, ama zorlamak ve hırs yapmak bir o kadar anlamsız bu hayatta.

Burada keyifle okuduğum güzel bir kitabı paylaşmak isterim: Kemal Sayar’ın “Yavaşla” isimli kitabı… Hayatımıza giren münasebetsizlikleri, “şimdi”yi yaşamamıza fırsat vermeyen modern hastalıkları ve zamandan yana sıkışıklıklarımızı dillendiren kitap, aynı zamanda kırılgan ve teselliyi alışverişte arayan çağımız insanının bir öyküsü…

Kemal Sayar bizleri hızın ve değerlerini yitirmiş bir hayatın tutsağı olmaktan kurtulmaya çağırıyor: “Yavaşlayın! Bu hayattan sadece bir defa geçeceksiniz.”

Mutluluğun yolu yavaşlamaktan geçiyor. Yürürken etrafına bakmayı öğrenmekten, doğanın ve dostların mesajlarını anlayabilmekten geçiyor. Hırs ve hız yapmadan, usulü ve üslubu bozmadan yol almaktan geçiyor. Çayı, kahveyi keyif alarak; eş ve dostlarla sohbet ederek içmekten geçiyor. Telaş etmeden, koşuşturmadan, endişe etmeden yaşamaktan geçiyor. Ve en önemlisi sözleri aceleye getirmeden, iki düşünüp bir konuşabilmekten geçiyor.

Unutmayalım ki, yavaş güzeldir.

 

Okunma Sayısı:428

YORUMLAR

Toplam 2 yorum bulunmaktadır.

Sabri Aslan

Hocam emeğine sağlık. Günümüz insanının yaşantısını çok güzel özetlemişsiniz. Hocam bu konudaki fikrim Peygamberimiz (s.a.v)

08.11.2017, 11:14
Sabri Aslan

Erken yatardı. Herhalde sorunun çözümü erken yatıp erken kalmaktan geçiyor diye düşünüyorum.

08.11.2017, 11:17