Yaşamak Bu Kadar Güzelken?..

Bu haber 20 Ocak 2015 - 0:19 'de eklendi ve 1.281 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Söyle sevda içinde türkümüzü,

Aç bembeyaz bir yelken
Neden herkes güzel olmaz,
Yaşamak bu kadar güzelken?”

Fâzıl Hüsnü DAĞLARCA

 

Ataol Behramoğlu’nun “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var.” şiirini ara sıra okurum. Ezbere de bildiğimden ihtiyaç duyduğum anlarda mısralar art arda eşlik ederler bana. Bu, aslında şiirin hayatımıza kattığı özel anlardan biridir. Ve bir bakıma şiir görevini yapmıştır. İnsana “insana has” güzellikleri ve ayrıcalıkları fark ettirmiştir. Duygu boyutunda ahenk, söz ve musiki eşliğinde şiir insanı şahikalarına eriştirir. Her insanın mutlaka hissetmesi, yaşaması gereken şahikaları vardır. Bu, kimi zaman şiir boyutunda kimi zaman da güzel sanatların diğer dallarında yaşanır. Ama şiir her dem yaşanır, yaşatılır.

Şiir, insanın yaşadığı hayatla tamamlandığı estetik boyutudur. “Ol mâhiler ki derya içredir, deryayı bilmezler” mısrasındaki hükümce yaşadığı dünyanın mânâsına varamayan insana o mânâyı hissettiren de şiirdir. Üzerinde düşünecek olursak her bir mısra, bir insanın içindeki güzelliği ortaya çıkaran ve açılmayı bekleyen bir şifre gibidir. Söz hükmünde bir mısra yüzlerce mısraya bedeldir. Misâli Orhan Veli’den verelim. Şair diyor ki, “Deli eder insanı bu dünya;/Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,/Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.” Bu mısraları okuyanlar içlerindeki “ben”e ait hangi duyguların, düşüncelerin dile geldiğini, hatta okunduğu andan itibaren hissedildiği anda yaşanmaya başladığını itiraf ederler. Yaşamdaki her şey bu kadar güzelken, eşsizken, mükemmelken ne diye insanı deli eder bunca güzellik ve mükemmellik. İnsan kendindeki mükemmelliğin farkına ne zaman varacaktır acaba? İşte şiir, işte mükemmelliğin ve estetiğin ayrıcalığı. Yunus Emre cevap verir asırlar öncesinden Orhan Veli’ye ve şairle aynı soruyu soranlara sanki: “Seni deli eden şey, yine sendedir sende”

Şiir, dile getiremediklerimizi bizim adımıza fısıldar, sesler, haykırır, çığlıklar atar. Yaşadığımız her şeyin ayrıntısındadır, ayrıcalığındadır. Duygularımızın tüm katmanlarındadır, rengindedir. İşte ölümsüz bir mısra daha, yenileyen, yenilerken düşündüren. “Men ta senin yanında dahi hasretem sana” Ey aşk, sen nelere kadirsin? Ne kadar hamsın, ne kadar pişmen gerekiyor ve ne kadar olmuşsun da bizler farkında değiliz. Sen bize fark ettiriyorsun. Seninle, mısralarınla bir duygu parkındayız sanki, bu parkta her birimize ait mısralar var. O mısrada kendimizi buluyoruz. Ham benliğimiz duyguyu ve estetiği keşfediyor, özündeki güzellikler yaşamına renk veriyor. Şiir iksirinden içen dünyanın içindeki sırrı keşfediyor. Düşünün bir kere şiir boyutunda kötülükleri görmekte, duymakta, hissetmekte, yaşamakta farklı bir boyuta varıyoruz. Necip Fâzıl’ın mısralarından iktibasla;

“Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; / Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir. “ şiir, insana nur akan kaynağını hatırlatır hatta, farkına varmasını sağlar.

Şiir üzerine söylenecekler de mısralar gibi derin, uçsuz bucaksızdır. Biz koskoca deryada bir damlayı üzerimize damlatalım istedik. Güzeli gören gözlere, güzeli duyan kulaklara, güzeli hisseden yüreklere, güzeli sesleyen dillere kısacası güzel insanlara ihtiyacımız var. Şiirle buluşalım, insanlarımızı şiirle buluşturalım; hatta herkesin kendine ait mısrayı bulması için yollar arayalım. Bir öneri! Ülkemizde çeşitli belde ve şehirlerimizde şiir parkları oluşturmuşlar. Ben İstanbul’dakine hayran kalmıştım. Menteşe Belediyemizden bir şiir parkı oluşturmasını isteyebiliriz. Hatta “Nâzım Hikmet”in adını taşıyan park bu çalışma için elverişli olabilir.

Bu hafta okullarımızda ara tatiline giriliyor; yavrularımız, gençlerimiz epey yoruldular. Onca ders, onca yoğunluk içerisinde cebelleşirken şöyle bir nefeslenip de yaşadıkları hayatın güzelliklerini fark edecek zamanları olmadı. Onlara Arif Nihat Asya’dan mısralarla seslenip bizim için ne kadar değerli ve vazgeçilmez olduklarını bir kere de hatırlatmak istiyorum ve hepsinin gözlerinden ayrı ayrı öpüyorum. ”Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden /Senin de destanını okuyalım ezberden /Haberin yok gibidir taşıdığın değerden /Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın /Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!”

“İnsan, dallarla, bulutlarla bir,
Ayrı maviliklerden geçmiştir
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?”

Fâzıl Hüsnü DAĞLARCA

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
Cevat Cangır 23 Ocak 2015 / 23:07

Öğrencilerim benden şiir istediklerinde DAĞLARCA’nın bu şiirini çok söylemişimdir.Köşenize aldığınız için çok mutlu oldum.Saygılarımla…