Yaşama empati kültürü ekmek…

Bu haber 18 Haziran 2010 - 0:00 'de eklendi ve 1.391 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Çok
hoş bir söz okumuştum, buraya taşımak istedim:

“Yüreğin
yüreğe dokunuşu, empatidir” diyordu..

Çarpıcı,
anlamlı bir söz..

Her
insanın öznel, yani kendine özgü, bir algılaması var… Senin, benim bakış
açılarımız farklı.. Duygularımız farklı.. Hayata baktığımız pencereler farklı..
Gördüklerimiz, hissettiklerimiz ve bunların bizde yarattığı hisler farklı..

Tüm
insanoğlu farklı…

Doğuştan
getirdiğimiz, yapımız ve çevresel faktörlerle işlenmiş hamurumuz farklı.. İyi
işlenmiş hamurda var, kötü işlenmiş hamurda…

Bize
düşen görev de kötü mizacımızı törpüleyip, iyiye kayması ve gelişmesi için
çabalamak .Törpülenecek yönleriniz algılayabilirseniz tabi…

Algılayamayanlar.
En faciası da onlar…

Konfüçyüs’ün
bir sözü aklıma geldi. Şöyle der:

“Bilen  kişiyle dost ol, çünkü seni aydınlatır..
Bilgisiz kişilerle dost ol, çünkü sen onları aydınlatırsın.. Bilmediğini
bilmeyenlerden hemen uzaklaş, çünkü onlar aptaldır, seni de aptallaştırırlar…”

Gerçekten
muhteşem…

Tabi
yine anlayana, algılayabilene…

Hepimizin
farklı olduğunu söyledik ve farklılıkların yaşandığı bir dünya da nefes
alıyoruz..

Empati
ise bu farklılıkları anlamayı ve algılamayı sağlar..

Dünyayı
bir başkasının gözünden bakmayı ve kendimizi o kişinin yerine koymayı; yani
empati yapılacak kişinin, öznel alanına girerek onu anlamayı ve o öznel alandan
çıkarak, kendi alanımızda onun duygu düşünce ve hislerini hissediyor olmamızı
ve yorumlamamızı sağlar..

Empati
kurduğumuzda karşımızdakine hak verdiğimiz ve doğru yapıyor gibi kabul
ettiğimiz anlaşılmamalıdır.. Empati yaparken sadece onu anlamaya çalışıyoruz…
Sadece kendimizi onun yerine koyup, onun düşünce, algılama ve duygu dünyasını
keşfe çıkıyoruz….

Empati
ile ilgili okuduğum çok güzel bir öykü var. Onu da paylaşmak isterim:

“Göğsü
kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zamanlar tir tir titreyerek yere yatar,
gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da ‘korkumdan
kırk kantar yağım eridi’ dermiş.

Bir
gün birisi demiş ki ‘Sen kendin beş dirhem gelmezsin; nerden oluyor da kırk
kantar yağın eriyor?’… Bunun üzerine serçe şu cevabı vermiş; ‘Herkesin kendine
göre dirhemi, kantarı var; siz ne anlarsınız.’…”

Yukarıdaki
masalda verilmek istenen mesajda, her insanın, hatta her canlının, olaylara
kendine özgü bir bakış açısı olduğu ve dışardan baktığımızda bunu
göremediğimizdir…

Bu
yüzden de karşımızdakinin bazı davranışlarına anlam veremeyiz. Kendimizi
karşıdakinin yerine koyup, olaylara onun gözüyle bakabilirsek, ancak bu durumda
onun duygularını ve düşüncelerini anlamamız, dolayısıyla da davranışlarına
anlam vermemiz mümkün olacaktır.

Araştırmacılar,
kendilerinin ve başkalarının duygularını anlamakta başarılı olan insanların,
anlayamayanlara göre sosyal yaşamlarında olduğu gibi, iş yaşamlarında da daha
başarılı olduğunu söylüyorlar.

Başarılı
olmak için, anlamaya yani empati yapmaya değmez mi…

Aslında,
karşımızdaki kişiyi anlamak ve onu önemsemek, toplumu bir arada tutan görünmez
güçtür.

Empatinin
olmadığı bir toplum medeni bir toplum olamaz der düşünürler… Empatinin
olmadığı yerde toplumsal huzurda olmaz…

Empati
insanın olduğu her alanda gerekli. Çünkü işin içine duygular ve hisler girdiği
için, anlamak ve empati kurmak gerekiyor..

Eğer
ki empati olumlu amaçlar için kullanılırsa işbirliği, üretkenlik, refah ve
mutluluğu artıran bir unsur olabilmektedir.. Çünkü, empati sonrasında,
dayanışmayı ve birlikteliği sağlıyor..

O
zaman, dayanışma, birliktelik, üretim ve başarı için, tüm kurumlara empati
kültürünü oturtmamız gerekli. Kamu, özel hiç fark etmez… Tüm kurumlar ve
çalışanları empati yapacaklar.. Astlar da yapacaklar, tepe yöneticilerde
yapacaklar… Empatiden kaçış yok.. Her insanın farklı olduğunu ve bu
farklılıkları anladığımız zaman toplumsal uzlaşının sağlandığını öğreneceğiz…

Öğrenmeliyiz!!!

Her
meslek empati yapmayı gerekli kılar da: sağlık mesleği mesleklerin içinde belki
en fazla empati gerektiren meslektir. Sağlık çalışanı olmak, insanı sevmekle
başlar… İnsanı sevmeden sağlık çalışanı olmak zor…

Hastasının
sağlık durumuyla ilgili kaygılarını ve endişesini anlamak;  duygusal zekayı da ortaya koyarak, hastaya
hitap etmek ve ona güven telkin ederek, onu tedavi etmek, asıl yol haritamız bu
olmalıdır.. 

Meslek
aşkını da işin içine katarsak, hiçte fena olmaz.

Ve
her ne iş yapıyorsan yap, aşkla yap yani…


Yüreğin yüreğe dokunuşunun, en güzel yolunun empati olduğunu anlayarak,
duygusal zekamızı yaşamın içine katarak, daha yaşanılır bir dünya
yaratabiliriz..

Gelin
toplumsal yaşama, empati kültürünü ekelim..

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.