Yansılar (III)

Bu haber 31 Temmuz 2017 - 23:46 'de eklendi ve 653 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

Bir ayrılık hüznü çökmüş

Kırmızı kiremitli çatılarına…

Gözyaşlarının buharı yükselirken

Bacalarından !..

Umuda hasret kalmış Muğla evleri…

 

Sonbahar… Ayrılığın ve hüznün bestesi yapılır bu mevsimde… Bütün ayrılık öykülerinin başkahramanı doğa, çevresini gözyaşı ile yıkar. Hüznün tablosundaki renkler sarı, kırmızı ve turuncudur.

Ağaçlar yaz boyunca caka satmış; ama artık süslerinden sıyrılmak zorunda kalmıştır.  Yerlerde sürünen yapraklar değil yaşanmış güzel birlikteliklerin hatıralarıdır sadece… Ve gerçek, bütün çıplaklığı ile karşınızdadır… Yazılan senaryonun geriye dönüşü yoktur. Sadece umutlu bir bekleyiş vardır…

Muğla evlerinin öyküsü de bir sonbahar öyküsüdür aslında. Asil bedenlerini korusalar da yaşayanları tarafından terk edilmeleri onları yalnızlığa mahkum etmiştir.

Her evin yaşamı bir can şenliğidir aslında. Terk edilmiş bir ev, ömrünün son günlerini yaşayan,  bakıma muhtaç olmuş yaşlı bir insan gibidir. Eski günlerin özlemiyle yanar, tutuşur.

Oysa ne güzel günler yaşanmıştır o evlerin içinde… Her evin ayrı bir kokusu vardır. Buram buram insan kokar, yaşam kokar. Evler o kokuyla birlikte yaşar… Hani derler ya!.. ”Şu duvarların dili olsa da söylese…” diye… O duvarlar bir dile gelse de yaşanan onca anı büyük bir heyecanla anlatsa… Hep hatırlansa da o güzelliklerden birazcık ibret alınsa. O ayrılıklar hiç yaşanmasa… Onlar söylese biz dinlesek,  biz söylesek onlar dinlese…

Kuzulu kapısından içeri girilince sadece size ait olan bir yaşama merhaba dersiniz. Yaşayacağınız her şey sizin mahremiyetinizdedir artık. Müstakil bir yaşamın ayrıcalığıyla gerçek yaşamın sıkıntılarından sıyrılıp hayatınıza adım attığınız anda bir serinlik kaplar içinizi. Bütün Muğla evlerinde bir serinlik vardır. Muğla evleri insanı ne soğuktan buydurur ne de sıcaktan pişirir. Bir dost serinliğiyle kucaklar sizi…

Kapının eşiğinden adımınızı attığınız an yüzünüze vuran o serinlikle yaşayacağınız bütün güzellikler temizliğin kokusuyla bütünleşir bir anda. Bu duvarlardaki kirecin -ayranın– kokusudur. Yaşam kokusu evin içine doğru çeker sizi..

İki katlı kargir evlerin alt katı mutfak, kiler ve herkesin bir araya geldiği oturma odasından ibarettir. Dışardan veya çoğu zaman içeriden bir merdivenle yukarı kata çıkarsınız. Merdiven basamaklarında başlayan ahşabın yaşam sesleri üst katta dolaşırken size eşlik eder. Muğla evlerinde ahşabın, yaşayanlarla birlikte çıkardığı bu dokunuşun ve yürüyüşün gizemli bir çekiciliği vardır. Üst kata çıktığınızda ise eli belindeli ahşap direklerle önü açık bırakılmış bir hol ile iki oda mekanı tamamlar.

Evin yüksek duvarları arasında size ait bir cennet vadisini seyredersiniz. Bahçeniz bütün renkleriyle, saldığı güzel rayihalarla karşınızdadır.

Asmalarınızdan çevirdiğiniz çardakla bahçenize kendi ellerinizle dikip yetiştirdiğiniz birkaç meyve ağacı tablodaki asıl yerlerini alırlar. Gülleriniz de duvar kenarlarında -bazen bir akşam keyfinden terkedilmiş- boş şişelerle oluşturulmuş setler içinde rengarenk açarlar. Onların hemen yanı başında tütün çiçekleri, aslanağızları ve her evin vazgeçilmezi fesleğenler yer alır.  Her şey bununla da bitmez..  Evin önüne veya bahçenin kenarlarına sıra sıra dizilmiş saksıların içinde mercanköşküler, küpe çiçekleri, alyanaklar, cananlar, begonyalar ve adını anamayacağımız nice güzel çiçekler rengarenk güzellikleriyle hayatı daha yaşanılır kılar..

“Yuvayı dişi kuş yapar.” misali evlerin içi hanımlara, annelere aittir. Muğla evinin gerçek kişiliğini anneler yaratır. Beyaz işleriyle, dantelleriyle donatırlar her yeri. Her eşyada, kısacası her köşesinde o evin annesinin göz nuru vardır. Sabırla işlenen bazen acı bazen tatlı bir meyvedir yaşananlar…

Hatıralarımızda çocukluğumuzun çok önemli bir yeri kaplıyor olmasının en büyük nedeni Muğla evlerinde büyümüş olmanın yaşamımıza kattığı güzellikler olsa gerek. Muğla evinde büyümek, yaşamak bizler için büyük bir ayrıcalık… Farkına varmadığımız güzelliklerin kıymetini onları elimizden kaçırdığımız an anlıyoruz ama iş işten geçiyor. Artık “eski”  tabiriyle taçlandırdığımız Muğla evlerinin kıymetini onları elden çıkardığımızda anlıyoruz. Daha rahat yaşama isteği bizleri, masallarımızın mekanı evlerimizden uzaklaştırıyor..

Muğla sokaklarında umutla restore edileceği günü bekleyen terk edilmiş o kadar çok ev var ki… Her biri içlerinde sakladığı paha biçilmez servetleriyle yaşama yeniden merhaba diyecekleri günlerin özlemiyle iç içeler.. Sihirli bir el değip onları tekrar yaşama kazandırdığında yaşatacakları güzellikler ise hayal dahi edilmez.

Ya bizlerin umutlu bekleyişleri, hayallerimiz… Valiliğimizin, belediyemizin, özel müteşebbislerin restore ettirdiği Sanat Evi’nde, Özbekler Evi’nde, Hacı Kadı Evi’nde, Kültür Evi’nde bir yudum çay içerken ya da dostlarımızla sohbet ederken tekrar tekrar demleniyor, yaşanıyor…

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.