Yansılar (I)

Bu haber 18 Temmuz 2017 - 0:19 'de eklendi ve 757 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

 “Tutsa ellerimden birileri

Dolaştırsa Muğla sokaklarında geceleri

Pır pır atan öksüz yüreğim,

Beyaz badanalı ,kırmızı kiremitli bacaları

Yuva edinse…”

 

Bu yaz döneminde yazılarımı, bana kimlik veren; beni “Muğlalı” yapan şehrime hasredeceğim. Yıllar önce burada “Muğla Mektupları” başlıklı yazılarımla başladığım şehrime dair içimden geçen “Yansılar”a bir seri olacak bu paylaşımlarım. Bu yansılarda sokaklarda izi kalan adımlarımı takip edeceğim. Her bir adımda çocukluğuma, gençliğime dair hatıralardan yansıyan güzellikleri sizlerle paylaşacağım. Başlayalım o zaman!…

Bir damla suyundan içsek, bir nefescik havasından solusak alır götürür bizi kendi aleminin en güzel yerine. Onun çekim alanına girdiğinizde “yabancı” sözcüğünü lügatinizden çıkarıverir, yerlileşiverirsiniz. Bir gelen pişman bu yere, bir gelmeyen… Gelen gelip de gidemeyeceğini bildiğinden, giden gidip de dönemeyeceğim korkusundan…

Muğla’yı dışarıda Marmaris, Fethiye, Bodrum, Datça… diye bilseler de yaşayanları –gençleri- bir an evvel uzaklara kanat çırpmak isteseler de ilk kez gelenler şaşkınlık gösterileriyle çok küçük bir kasaba görünümünde bulsalar da… Muğla kendine özgü olmanın ayrıcalığını doyasıya yaşamaktadır için için.

Ben masalsı bir çocukluk geçirdiysem bunu Muğla’ya, Muğla insanının yaşattığı güzelliklere borçluyum. Yedi kiremit, saklambaç, misket, yakantop, sakız çıkartmaları derken çocukluğumuzun masal kahramanları Ramazan geceleri nasıl senaryolar yazdılarsa o sokaklardan evimize bir türlü dönemezdik. Herkes birbirini tanırdı, birbirini sahiplenirdi. Sevildiğimizi doyasıya hissederdik. Galip’in fırınından Ramazan pidesini alıp evimize giderken Helvacı Tahsin amca üzerinde buharı tüten bir parça helvayı elimize tutuşturuverirdi. Bazen Yağcılar hanına gider, Tamirci Fevzi amcanın bisikletlerimizi tamir etmesini bekler, bir yandan da onun söylediği Muğla manilerini dinlerdik -en sahicisinden-

Zeybek Sineması’na gidip Cüneyt Arkın filmleri seyretmek vazgeçilmez tutkumuzdu. Yayla’ya göç, yaylada yaşam!.. O, apayrı bir öyküdür.

Zamanın bir cümle kurmakla işimizin bitmediğini öğrettiği bir yerde Muğla evlerinin farkına varmaya başladık. İçinde yaşadığımız evin kendi içinde ayrı bir hayatı”  olduğunu yaşayarak öğrendik. Noktayı koyduğumuz yerde yeni yeni cümleler kurulmaya başladı. Bu kendi içinde huzurlu olmanın, kendi  içinde saadeti tatmanın, biraz da ehli keyf olmanın verdiği bir ayrıcalıktı. Bunun zenginlikle, fakirlikle bir ilgisi yoktu. Her Muğlalı kendince ehli keyfti.

Kendi kendine yetmesini biliyordu, fazlasını istemiyordu. Yaşamda tadacağı bütün güzellikleri evinde yaratmıştı. Yüksek taş duvarlarına beyaz badanasını vurmuş, asmasının gölgesini çardağın altına getirmiş, iki katlı kargir evini eli belindeli ahşap direklerle sağlamlaştırmış, nakışını, dantelini kar gibi beyaz örtüleriyle evin içine donatmış sırça sarayına çoktan yerleşmişti. Kendi kendime sorarım eski Muğla evinde  yaşayan insanlar böyle bir hayat”ın  içinde daha ne isterler diye?..

Muğla’da yaşamak için Muğla’nın sahip olduklarıyla birlikte yaşamayı bilmek gerekir. Bu sözüm gençlere… Siz görmek istedikten sonra, Muğla’da yaşamak hayatınıza büyük ayrıcalıklar katacaktır. Bu yaşlılara saygıdan, hürmetten  geçer. Bu da başlı başına bir öykü!…

Bizlere gelince… Üstad’ın mısralarında aktardığı gibi: “Ol mahiler ki derya içredirler; deryayı bilmezler..” Muğlalı olmak ve Muğla’da yaşamak büyük bir ayrıcalıktır. Muğla’yı yaşamak için sayfa sayfa okumak gerekir. Çünkü okunan her sayfada ince ayrıntılar vardır, onca yaşanmışlığına rağmen fark edemediğimiz. Evin öyküsü, sokağın öyküsü, dağların öyküsü, kumruların öyküsü, yaylanın öyküsü farklı farklı bir yaşanmışlıktır. Her bir öyküde farklı güzellikler buluruz.

Evet!.. Bizlere gelince… Bunca yaşayamadıklarımızın arasında yaşayacaklarımızı sahiplenmemiz gerekir. Sonra da bütün bu güzellikleri, bir cümlede bırakmayıp koyduğumuz her noktanın sonunda yeni yeni cümlelere adımlar atabilmeliyiz.

Suya yazı yazmak! Yaşadığımız anı ebedi kılmak, her insanın arzusudur.

Bunun için karınca sabrına ihtiyaç vardır. Sabrın sonu selamettir deyip yaşamı, bütün getirdikleriyle karşılamaya ihtiyacımız var. İsteklerimize dilediğimiz anda ulaşamayız. Bakarken görmemiz gerekir. Gördüklerimizi iyice belleyip yaşama geçirmemiz gerekir.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.