VEBALİ BOYNUNA

Bu haber 24 Ağustos 2009 - 0:00 'de eklendi ve 905 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Bundan tam tamına 10 yıl öncesinde yaşadığımız Marmara Bölgesi ağırlıklı
felaket, yüzyılın en büyük yer sarsıntıları arasında gösterilmişti.
Baktık doğruydu.
Aynı çağ içerisinde dünyanın değişik yörelerinde de bir takım depremler olmasına karşın, bizdeki tahribat derecesinde değildi.
Hem can kaybı hem de maddi kayıplar bağlamında.
Marmara Bölgesinde konuşlanan Adapazarı, Düzce, Yalova, Kocaeli illeri ve bunlara bağlı yerleşim merkezleri yanında İstanbul’un bazı semtlerindeki kayıplar, tahminlerin çok üzerindeydi.
Gerçi morallerin daha da bozulmaması için rakamlar bizatihi devlet tarafından eksik gösterilmişti.
20 bin civarında olduğu söylenen can kaybı aslında 40 binin üzerindeydi.
İster 20 bin isterse daha fazla olsun ne değişecekti ki.
Olan olmuştu.
Yine doğanın hışmına uğramıştık.
Tek bir canlının hayatından olmasına dahi kahrolurken, bu defa gerçekten çok daha büyük acılara sürüklenmiştik.
***
O günleri unutmamız mümkün değil.
Her kim olursa olsun, aradan 10 yıllık bir süre geçtiği halde daha dün gibi anımsayacaktır.
Zira o büyük felaketin hemen ertesinde Medya organlarına yansıyan görüntü ve resimler, öylesine korkunçtu ki.
Koca koca evler yerle bir olmuş.
Göçmeler nedeniyle bazı semtlerdeki evler toprağın içine gömülmüştü.
Bunda bir farklılık vardı.
Normalde büyük ölçekli depremlerde evler yıkılırken, bu defa 3-4 metre derinliğe gömülmesinin sebebi neydi!
Aynı depremle ilgili bilimsel araştırmalar , Marmara Bölgesinin, sadece yerin derinliklerinden gelen bir kuvvetin etkisinde kalmadığı yönünde olunca, mesele anlaşılmıştı.
***
Sonuçta bölge insanımız böyle bir doğal afetle yüz yüze gelmekten kurtulamamıştır.
Şimdi aradan geçen 10 yıllık süre sonrasında cevaplanası gereken pek çok soru var.
Özellikle yaraların sarılması noktasında.
Acaba devlet, o gün bugün bir baba şefkatiyle yaklaşmış mıdır?
Zaten türlü acılar içerisinde kıvranan halk, uzanan devlet eliyle bir nebze olsun teselli bulmuş mudur?
Çeşitli kurum ve kuruluşların seferber olmasıyla oluşturulan prefabrik evler yanında devlet, evsiz barksız kalan vatandaşın sıcak bir yuvaya kavuşması için gereğini yerine getirmiş midir?
Ve daha meselenin cevap arayan bir çok yönü daha var.
Ne var ki tartışma götürmeyecek derecede açık bir realite var.
O da bizim bu tür konularda son derece duyarlı olduğumuz.
Sadece bu bölge değil daha nice yerlerde meydana gelen doğal afetlerde zarar görenleri koruyup, kollayan devletimiz, insanlık vazifesi olarak da üzerine düşeni yapmıştır.
Zaten, Türkiye’yi dünya ülkeleri arasında ayrıcalıklı yapan özelliklerinden biri budur.
Bizler Türk Milleti olarak asırlar boyu mazlum ve mağdurun yanında olmuş, her hangi bir felakete maruz kalan ülkelere yardım elini uzatmaktan geri kalmamışızdır.
Hal böyle iken kendi insanımızın başına gelen felaket karşısında elbette duyarsız kalınamazdı.
***
Ancak…
Bölge halkından bazıların, uzatılan mikrofonlara konuşmalarının içeriği oldukça farklı olunca bir düşüncedir alıp gidiyor.
Öne sürülen iddialar doğru ise şahsen, devlet adına sukut-u hayale uğramadığımı söyleyemem.
Kimileri, söz verildiği halde kendilerine 10 yıllık süreçte hala ev tahsis edilmediğinden dem vuruyor.
Bazıları, depremde hasar gören binaların destekleneceği sözü verilmesine karşın, bu konuda adımlar atılmadığının altını çiziyor.
İş bu noktada olunca, her iki kesimi itham etmemek, dahası haksızlığa uğratmamak için tek söyleyebileceğimiz, vebali boynuna.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.