Vahideddin Han, Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir « Hamle Gazetesi

Vahideddin Han, Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir

Bu haber 08 Aralık 2016 - 0:00 'de eklendi ve 783 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Hüseyin Nizamoğlu

19 Temmuz 2012’de aynı köşede çıkan bu yazı önemine binaen tekrar edildi.

Vahideddin Han:

Son Osmanlı padişahı ve İslam halifesidir. Sultan 1. Abdülmecid Han’ın, oğullarının en küçüğüdür. 2 Şubat 1861 tarihinde doğdu. Çok küçükken anne ve babasını kaybetti. Ağabeyi 2. Abdülhamit Han tarafından büyütülüp, himaye edildi. Çok zeki olup fıkıh bilgisinde pek ileri idi. 4 Temmuz 1918’de ağabeyi Sultan Reşat’ın vefat ettiği gün padişah ve halife oldu. Saltanata geçtiğinde, ordu ve donanmaya bir genelge göndererek başkomutanlığı üzerine aldığını bildirdi. Enver Paşa’nın başkumandan vekili unvanını, kurmay başkanlığına çevirdi. Tahta geçişi dolayısı ile hazırlanan Hattı Hümayunda Padişah; Kabine de adaletin dağılımı ve güvenliğin sağlanması hususunda daha fazla gayret harcanmasını, zaruri gıda maddelerinin ucuzlatılması için acele tedbir alınmasını, siyasi suçluların af edilmesini, savaş bölgesi dışındaki sıkıyönetimin kaldırılmasını, devlet hizmetinde çalışacak olanların namuslu kimselerden seçilmesini, kanuni bir sebep olmadıkça kimsenin işinden uzaklaştırılmamasını istedi. Bu istekler ve yeni icraatı Padişahın, devlet işlerinde ve memleket meselelerinde aktif bir yol tutacağının açık bir deliliydi. Ancak bu sıralarda birinci dünya savaşının neticeleri alınmak üzereydi. Nitekim 30 Ekim 1918’de Mondros mütarekesi imza edilerek, Birinci Dünya Harbi, mağlubiyetimizle bitti.

Mütarekeye imza koyan delegeler, 10 Kasım 1918 saraya arz-ı tazim için geldiklerinde. Padişah bunları kabul etmedi.- Mütarekeden hemen sonra Talat, Enver ve Cemal Paşalar 3 Kasım’da yurt dışına kaçtılar. 24 Kasım 1918’de padişah, Daily Mail ve Times gazetelerine verdiği beyanatta; Osmanlıların Dünya savaşına girmeleri sorumluluğunu, İttihat ve Terakki Fırkasına yüklüyor, bu suretle felakete onları sebep gösteriyordu. Bu beyanatında: “Osmanlı devletinin harbe katılması adeta bir kaza neticesidir. Eğer siyasi vaziyetimizle coğrafî durumumuz ve milli menfaatlerimiz ciddi surette nazarı dikkate alınsaydı, vuku bulan teşebbüsün asla makul olmadığı açıkça anlaşılırdı. Maalesef o zamanki hükümetin basiretsizliği bizi bu badireye sürükledi ve felaketimize sebep oldu. Eğer ben Makamı saltanatta bulunsaydım, bu elim vaka katiyen husüle gelmezdi “ demiştir.

Neticede İttihatçı liderlerin baskısından kurtulan Sultan Vahdeddin’in elinde ancak düşmanlara teslim bir milleti idare etmek kaldı.

16 Mart 1920’de İstanbul İtilaf devletleri tarafından işgal edildi. Yunanlılar İzmir’e İtalyan’lar güneybatı, Fransızlar güney Anadolu’ya girdiler. Vahdeddin Han, 11 Mayıs 1920’de düşmanların hazırladığı ve Anadolu’nun işgalini ihtiva eden Sevr antlaşmasını bütün baskılara rağmen imzalamadı. Osmanlı ordusu tamamen lağvedildi. Medine muhafızı Fahri Paşa, on ikinci ordu komutanı Ali İhsan Paşa, Harbiye nazırı Mersinli Cemal paşa gibi değerli kumandanlar Malta’ya sürüldüler. Yalnız Padişahın şahsını korumak için, yedi yüz kişilik maiyet -i seniyye Kıta’sı bırakıldı. Sultan, bu taburu, Ayasofya etrafındaki sipere sokup camiye çan takmak veya müze yapmak isteyenlere ateş ediniz emrini verdi.

İşgal altındaki İstanbul’dan Vatanın kurtarılamayacağını anlayan Vahdeddin Han. güvendiği kumandanları Anadolu’ya göndermek istedi, Ancak bunlar Dünya’ya karşı harp edilmez. Bu iş olmaz diyerek red ettiler. Bir ara kendisi gitmeyi düşündüyse de İngilizler; “Eğer Anadolu’ya geçersen İstanbul’u Rumlara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız” diyerek engellediler. Bunun üzerine bir gün saraya çağırdığı Mustafa Kemal’i; “Paşa, Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin.

Bunları unutun, Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Devlet’i kurtarabilirsin.” Sözlerinden sonra, büyük yetkilerle Anadolu’ya gönderdi. Kazım Karabekir’in hatıratından bir alıntı ile 11 Nisan 1919 günü neler olmuş; Vahdettin Han, Kazım Karabekir’e dönüp, ‘’Paşa ben ve Millet sizlerden ümitliyiz. Hayır dualarım ve niyazlarım sizinle beraberdir”. Kazım Karabekir Trabzon’a giderek yeni görevine başlayacaktır.” Kazım Karabekir Paşa da kendisine şöyle cevap vermişti; Kumandan ve asker evlatlarınızla bütün bir millet, Zat’ı şahaneleri etrafında bir kalp ve bir kafa gibi toplanabilir Şevket -Meab” Üstelik Karabekir Paşa dışarı çıkınca, onu heyecanla bekleyenler arasında Mustafa Kemal Paşa. Hemen Karabekir’e sorar: Neler konuştunuz? Karabekir, Padişah’ın kendisini hayır dualarla uğurladığını anlatınca Mustafa Kemal Paşa, şu anlamlı tespiti oracıkta yapar. Sen Erzurum’a yerleşince Vatanın üç uç noktası teşekkül ediyor. Ne demek istiyor gayet açık bence; Vahdettin ve İstanbul hükümeti daha önce Cafer Tayyar Paşa’yı Edirne’ye. Ali Fuat Paşa’yı Ankara’ya gönderdikten sonra üçüncü büyük kozunu oynamış ve Karabekir Paşa’yı Erzurum’a tayin ettirmeyi başarmıştır. Böylece direnişin Edirne, Ankara ve Erzurum ayakları tamamlanmış, sıra bunları toparlayacak ve organize edecek bir genel müfettişliğe gelmiştir ki, bir ay sonra bu göreve olağan üstü yetkilerle padişahın yaveri olan Mustafa Kemal Paşa atanacak. Ve 15 Mayıs 1919 günü yine Vahdettin Han ile görüştükten sonra, dördüncü ve merkezi ayağı oluşturmak üzere Samsun’a doğru yola çıkacaktır.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.