ÜZERİNDE OYUN OYNANAN SADECE TÜTÜN DEĞİL

Bu haber 19 Ocak 2010 - 0:00 'de eklendi ve 510 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Bir süre öncesinde kaleme aldığım “en önemli geçim kaynağını kaybettik” başlıklı yazıma tepki gösterenler arasında bir okurum var ki “bir söyle bin ah işit” ten farksız.
Ona göre, bir zamanlar halkın önemli gelir kaynağı iken kota getirilen ürün sadece tütün olsa.
Daha niceleri var ki, dış mihrakların dayatmasına hükümetler karşı koyamadığı için yerle yeksan oldu.
Dolayısıylabugün binlerce aile mağdur durumda.
Zaten ekonominin bu denli zorluklar içerdiği süreçte böyle bir uygulama, doğrudan doğruya teslimiyettir diyor.
Kısaca değerli okurum Tolga Değerlioğlu, bakınız nasıl bir açıklamada bulunuyor.
Öncelikle, Cumhuriyet tarihi boyunca bin bir emekle kurulan şeker pancarı fabrikalarının satışı için ilk planda zarar ettirilmesi gerekiyordu.
Bu nedenle şeker pancarı yerine şeker kamışından elde edilen (ve maliyeti çok düşük olduğu için satış fiyatı da çok düşük olan) KAÇAK şeker gümrüklerden sokuldu.
Yılda 22.000 (yirmi iki bin) kamyon.
Bir iki kamyon olsa kaçak denilir ama 22.000 kamyon için birilerinin göz yumması gerekmez mi?
Zarar ettirilen bizim şeker pancarı fabrikaları başta Suudi’ler olmak üzere uluslararası alıcılara peşkeş çekiliyor.
Alıcılar hemen fabrikayı kapatıyor.
İşsiz kalan sadece o fabrikada çalışan 200-300 kişi değil ki.
Tarladan başlayan nakliyecilerle devam eden yüz binlerce kişi ekmek yiyor bu sektörden.
Tıpkı eski tütün sektörü gibi.
Bu arada Amerika kendi tütün üreticisi için teşvik vermeye devam ediyor.
Bir başka tehlike de pancar tamamen ortadan kalkarsa ABD ‘den ithal
edilen Genetiği Değiştirilmiş Organizma’lı (GDO’lu) mısırdan elde edilen mısır şurubu kullanılacak tatlandırıcı olarak.
Zaten başta kola olmak üzere birçok bisküvi-gofret ürününde uzun yıllardan beri kullanılmakta.
Sözün kısası baştakiler uluslararası büyük firmaların elinde oyuncak olmaya devam ettikçe, ne halkın sağlığı önemlidir ne de işsiz kalan köylü vatandaş.
***
Şimdi, eğri oturup doğru konuşalım.
Hangi birimiz, son yıllarda tarım ürünleriyle ilgili dayatmalar, pardon uygulamaların! bu şekilde olmadığı iddiasında bulunabilir?
Bulunamazsınız.
Aksi olsaydı, başta tarım kesiminde uğraşanlar olmak üzere bu ürünlerin elde edilmesinde emek sarfedenler feryadı figan halde olmazdı.
Her ağzını açan, Türkiye’de tarım politikasının iflas ettiğinin altını çizdiğine göre, aksini iddia etmek gerçekleri görmemek demektir.
***
Oysa Türkiye nüfusunun % 50’ye varan bir kesimi, tarımla geçimini sağlamaktadır.
Hal böyle iken, başkaların dayatmaları sonucu 73 milyonluk bir ülkenin yarı kesiminin rızkıyla oynarsanız, hükümet olmanın ne hazzını tadar, ne de layıkıyla görev yapanlardan olursunuz.
Ne denli itiraz edilse, özellikle hükümet kanadı uygulamaların bu şekilde olmadığı iddiasında olsa bile, önümüzdeki tablo her şeyi açıklıyor.
Bugün, benzer tutarsız ve de geçersiz uygulamalar sonucu ülkemizdeki işsizler sayısı anormal rakamlar içeriyorsa, ne denli aksini iddia etseniz de rakamlar yalan söylemez.
Muğla gibi diğer illere nazaran nispeten halkın tuzunun kuru olduğu zannedilen bir ilde dahi, mikrofon uzattığımız her yurttaşımız halinden şikayetçi ise başka söze hacet yoktur.
***
Asıl bize kahreden ne biliyor musunuz?
Ülkemiz topraklarının tarım için biçilmiş kaftan olması.
Nice bölgelerimiz tarım adına ideal alanlar olduğu tescillendiği halde, karşımıza bu tür bir tablonun çıkarılması.
Oysa 6 milyarı geçen dünya nüfusunun, en fazla ihtiyaç duyduğu maddelerin başında tarım ürünlerinin gelmesi, Türkiye’nin istenilen tarım politikası izlemesi halinde nasıl bir avantajı sahibi olacağı, bilinmeyen değildir.
Onun için yapılması gereken, işbaşındaki AKP hükümetinin sözde değil özde geçerli tarım politikası yürütmesidir.
Yok eğer, bugün olduğu gibi başkaların dayatmalarına boyun eğer, temel maddeleri dahi dışarıdan ithal etmek zorunda kalırsak, tek söyleyebileceğim, vay benim güzel ülkem.
Vay benim talihsiz halkım.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.