ÜNİVERSİTENİN VİZYONU

Bu haber 30 Eylül 2013 - 9:27 'de eklendi ve 949 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Muğla’da konuşlanan herkesin zihninde yer eden bir soru var.
Türkiye, yanı sıra dünya üniversiteleri arasında Muğla Üniversitesinin yeri neresi?
Gözde bir üniversite mi?
Yoksa, rutin yüksek öğretim konumunda mı?
Bu soruya cevap vermeden oldukça gerilere gitmek gerekir.
Ta ki üniversitenin Muğla’da kurulduğu yıllar.
O dönemde hiç kimsenin zihninde bu tür bir sorunun yer alması mümkün değildi.
Tek istenen bir üniversiteye kavuşmak olduğu için istim üstünde olması, belki görev üstlenen akademisyenlerin beklentileri arasındaydı ama o kadar.
Dedim ya vatandaşı ilgilendiren üniversiteye kavuşmaktı.
Kaldı ki o süreçte, Türkiye genelinde birçok yüksek öğretim kurumu açıldığı için kısa sürede gelişme göstermesi kolay değildi.
Zira ne denli istense de devletin imkanları buna elvermiyordu.
İşte tam bu sırada, Muğla Üniversitesinin başına devlet kuşu kondu.
Hem de kendisiyle birlikte kurulan hiçbir üniversiteye nasip olmayacak şekildi.
Yıllar öncesinde Ula’dan Fethiye’ye uzanan çizgide yer eden bir kısım madenleri işleten bir müstesna insan Sıtkı Koçman, ahte vefanın en güzel örneğini göstermişti.
O, madem ki bugün sahip olduğum servetin nüvesinde Muğla var.
Öyleyse borcumu ödemeliyim diyerek harekete geçer.
Tabi rahmetli Koçman’ın bu denli duyarlılık göstermesinde hemşehrimiz Alaaddin Arpat’ın çok önemli rol oynadığını, birçok kez kaleme aldığım yazılarımda belirtmiştim.
Arpat, yeni kurulan Muğla Üniversitesinin gelişmesinde Sıtkı Koçman’ın kararı üzerinde etkin olan kişiydi.
Derken üniversite, önce kurucu Rektör Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı, ardından görev üstlenen diğer rektör Prof.Dr. Şener Oktik ve günümüz rektörü Prof. Dr. Mansur Harmandar sayesinde, emsallerini çok gerilerde bırakan bir seviyeye ulaştı.
Özellikle fiziki mekanların konuşlanması bağlamında.
Bugün kabul edelim ki Muğla Üniversitesinin sahip olduğu fiziki yapılanma, kendisinden çok önceleri kurulan yüksek öğretim kurumlarında bile yok.
Bu yüzden bir büyük insan rahmetli Sıtkı Koçman’a, Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek çocuklarımız adına ne denli minnet duygularımızı ifade etsek azdır.
Zira hiçbir fani rahmetli Sıtkı Koçman kadar eğitim yuvalarına bu denli el uzatmadı.
Buna karşın üniversiteye isminin verilmesi bir takım engellere takılsa da, bugün için Sıtkı Koçman Üniversitesi ismini alması, ona olan borcun bir nebzecik olsun ödendiğinin göstergesidir.
***
Gelelim bugüne.
Aradan 30 yılın üzerinde süre geçti.
Acaba Muğla Üniversitesi, gözde bir yüksek öğretim kurumu haline gelmiş miydi?
Yoksa rutin bir eğitim-öğretim kurumu mu? sorularına cevap verebilmek için ilk planda rektör Prof.Dr. Mansur Harmandar’a sordum.
Rektörün verdiği cevap, çok iyimser olmayı gerekli kılmasa da zaman içerisinde beklentilerin karşılık bulacağı şeklindeydi.
Hani deriz ya göç yolda düzelir.
Aynısıyla vaki.
Ona göre şu aşamada en önemli beklenti, Karadağ Mevkiinde üniversiteye tahsis edilen yer üzerinde temeli atılan Tıp Fakültesine ait Morfoloji ve hastanenin biran önce bitirilmesi.
Ne zaman bunlar bitirildi.
Ondan sonra diş hekimliği, eczacılık fakültesi olmak üzere yeni programların devreye girmesi sağlanacaktı.
Aslında Harmandar’a göre, Muğla’nın konumu ve sahip olduğu iklim şartları göz önüne alınarak, dünyaya açılan bir sağlık kompleksine kavuşmak kaçınılmazdı.
Eğer, planladığımız şekilde yapılaşma gerçekleşirse sadece Muğla Üniversitesi değil Muğla ve de Türkiye, dünya genelinde çok farklı bir konuma gelecekti.
Doğal şartlar buna müsait olduğuna göre tez elden tamamlanmalıydı.
***
Şimdi…
Her kim olursa olsun, rektörün talep ettiği sağlık ünitesinin biran önce bitirilmesini itiraz edebilir mi?
Değil mi ki Muğla, böylesine istisna şartlara sahip.
Başta siyasiler olmak üzere her kim olursa olsun taşın altına elini koymalı.
Koysunlar ki üniversitenin vizyonuyla birlikte Muğla, hat ettiği değere kavuşsun.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.