ÜLKEDE SIKINTININ KAYNAĞI

Bu haber 04 Mart 2010 - 0:00 'de eklendi ve 738 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Demokratik düzende halkın oyları ile tek başına iktidar dönemlerinde birileri adeta çıldırıyor. Her iyi ne varsa, peşin hükümle onu kötüleme kampanyası başlatılıyor. Bu hareket, ancak 10 senede gelişip millet nazarında (acaba) bunlar doğrumu söylüyor gibi zihinleri karıştırmaya başlıyor. Bu ekip çok profesyoneldir. Yarın kim ne yapacaksa bir gün evvel ilan ediliyor. Bilinen yazarları, olay çıkarabilecek medyayı toplayabilecek teşkilatları var.
Bu gün köşemde değişik olay ve yazarlardan bölümler vererek bu sıkıntının menşeini hatırlayalım istedik:
Osmanlı Ülkesinde Masonluk: “Prof. Ekrem Buğra Ekinci’nin araştırmasından özetler”
Paris Sefiri iken masonluğa giren Reşit Paşa, 1860’lı yıllarda İngiltere’nin baskısı ile sadrazamlığa getirildi. Sadullah Paşa, Fuat Paşa, Mithat Paşa, Vefuk Paşa, masondu. Sultan Aziz zamanında Meşrutiyet idealini ateşleyen Ziya paşa, Şinasi, Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemal, Besim Ömer Paşa gibi Genç Osmanlılar masonluğa girdi. Geçen asırda Avrupa hükümdar ve prenslerin çoğu bu tesirli cemiyete mensuptu. Sultan 2. Abdulhamit, dünya siyasetindeki rolünü görüp, masonluğa açıkça tavır almadı. Siyasetle uğraşmamak şartiyle serbest bıraktı. Hatta maddi yardım yaptı. Ama hep kontrol altında tuttu. Buna rağmen, çoğu mason olan İttihat ve Terakki Cemiyeti mensupları Makadonya Risorta locasında toplanıp, mason ritüellerine uyardı. Çoğu Cumhuriyet devrinde de siyaset sahnesinde rol aldı. Derken Kemalistlerden Turancılık idealine bağlı olanlarla (Mahmut Esat, Recep Peker gibi) Milliyetçiliği reddedip mason kardeşliğini benimseyenler (Şükrü Kaya, Tevfik Rüştü, Hasan Saka gibi) arasında şiddetli bir ihtilaf çıktı. Halkçılık prensibi, vatandaşların ancak Halk Partisi çatısı altında teşkilatlanabileceğini ön gördüğünden, 1935’te Türk Ocağı dahil, bütün sivil cemiyetlerle beraber mason cemiyeti de kapandı. Masonlar bu devreye “Uyku devresi” derler. İnönü, 1948’de mason faaliyetlerine dernekler kanunu çerçevesinde çalışmak üzere izin verdi.
Sonbaharda erken seçimle birlikte Anayasa referandumuna gidilmeli: (Rahim Er)
Bu İttihatçı zihniyet, Orduyu da, yargıyı da faşitsleştirme peşinde, yerli değerlere bağlı olanlarla, çağı yakalamak isteyenleri Kur-an-ı Kerim Kıraat etmekte olan Sultan’ın iki bileğini kestiren Hüseyin Avni’ler, Mithat Paşa’lar, Babıali baskınını yapan Yakup Cemil’ler, 31 Mart Vakasını tertip eden Ali Sami’ler, düzmece mahkemelerin reisleri 3 Ali’ler, tek parti döneminde bu milletin evlatlarını Köy Enstitülerinde Şeflik ideolojisinden geçirerek komünistleştirenler, 27 Mayıs’a Fetva veren Sıdık Sami’ler, Yassı ada da kumandanken Başvekil dahil devrik kabine mensuplarına aşağılık zulümleri yapan Tarık Güryay’ların takipçileri arasında bu gün kıyasıya bir mücadele var.
Türkiye’nin en büyük meselesi, Hukuk ve Yargı: ( İsmail Kaplan )
Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir! 1924 Anayasası Atatürk’ün idealini taşır. (Laiklik, din düşmanlığı değil, bütün dinleri güvence altına almaktır.)
Bu günkü Anayasa: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” Hükmü, Türk Milleti Egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır. Kimdir bu Organlar?
Mesela, Anayasa mahkemesi, mesela Yargıtay ve Danıştay, Milli Güvenlik Kurulu, TSK’nın Özerk yapısı, Üniversitenin konumu, Kamu kurumu niteliğinde Meslek kuruluşları, yani Sendikalar, Meslek Kuruluşları, yani Sendikalar, Meslek Odaları, Barolar vs…
Peki bunlar halka hesap veriyorlar mı?
Mesela “Türk Milleti adına karar veren Yargı “millete hesap veriyor mu?
Peki ya meslek kuruluşları?
Alın size Barolar birliği…
Başkan vekili Bera Besler açıklama yapıyor. “Bu ortamda yapılacak Yargı reformu, yargıyı siyasetin içine çekecek ve onarılması güç problemler doğuracak…diyor.
Sanki on yıllardan beri yargı siyasi tartışmaların konusu değilmiş gibi konuşuyor. İşte İstanbul Barosu’nun gayretleri ile, Danıştay 8. Dairesinden çıkan son iki karar. Hani Anayasa ve ilgili kanunlar tarafından, her yönü ile YÖK’ün uhtesine verilmiş olan KATSAYI meselesinde, Danıştay’ın yaptığı yetki gasbı, Ben yaptım oldu! Oh ne ala ne ala!
Yargı siyaset dışı olmalı…
İyi güzel de nasıl olacak?
Şimdiye kadar olabilmiş mi?
Anayasa Mahkemesi tam kırk yıldan beri (1970)den bu yana Anayasanın lafzına ve ruhuna aykırı biçimde hareket ederek, kendisini yasama organının yerine koyan karalar alıyor.
Danıştay: Yürütmenin yetkilerini hukuka aykırı biçimde devralıyor. Hele hele, HSYK’nın Erzurum özel yetkili savcıları ile ilgili kararı, yargı sisteminin temeline dinamit koymuştur.
Yukarıda üç değerli yazarımızın çok açık anlattığı gibi, Osmanlının sonunu hazırlayan zihniyet aynen bu gün de devam ediyor. Bu zihniyete yeni takviyeler daha da üzücüdür.
MHP, nasıl oluyordu bu kırk yıllık kanilerle birlikte hareket ediyor? Süleyman Demirel ve Mesut Yılmaz’a ne oldu? Cindoruk; Adı yüreğimizde olan bir siyasi partinin başkanı olduğunu gale almadan, Ergenekon sanıklarına sahip çıkıyor. Aksine de her gün bir yeni suç şebekesi ortaya çıkmasına rağmen! Hiç olmazsa. Müslüman değilseniz bile öyle görünmesini öğrenin! Müslüman pazarında salyangoz satanlardan ibret almak gibi bir derdiniz yok mu?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.