UĞUR MUMCU´NUN YAKINLARI NİHAYET PATLADI

Bu haber 21 Ocak 2010 - 0:00 'de eklendi ve 2.454 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Yazar merhum Uğur Mumcu’nun oğlu Özgür Mumcu, babasının 17. ölüm yılında çok önemli bir açıklama yaptı.
Babamı İslam’cıların öldürdüğüne inanmıyorum:
Ama bu cinayeti Kontrgerilla’nın veya PKK’nın yaptığını duysam şaşırmam. Babamın Mit ile PKK arasındaki bağlantılar üzerine yaptığı araştırmaların meyvelerini alacakken öldürüldüğü ortada. Cinayetten bir yıl geriye doğru tarama yapıldığında görülecektir; Laiklik ya da İslam’cılar üzerine kaleme aldığı yazı sayısı ciddi bir oran teşkil etmez…
Kardeşimi İslamcıların öldürdüğüne bende inanmıyorum:
Özgür Mumcu’nun açıklamasından sonra konuşan amcası Ceyhan Mumcu; Kardeşimin ölümünden hemen sonra, “Cinayeti İran bağlantılı İslam’cılar işlemiştir” şeklinde açıklamalar ve değerlendirilmeler yapıldığına dikkat çeken Mumcu; Bende bir yıl kadar bu konu üstünde durdum. Uğur’un 92 yılındaki yazıları, bazıları için bardağı taşıran son damla idi. Ölüm kararı verilmişti. İran aleyhtarı bir yazı yok. İslami değerlerle ilgili bir yazısını bulamazsınız.
Ceyhan Mumcu, olayın Eşref Bitlis cinayetine benzediğini, iki suikastın aynı merkezin ürünü olduğunu öne sürdü.
Uğur Mumcu’nun eşi Özgür Mumcu konuşuyor:
Uğur Mumcu’nun eşi Özgür Mumcu; Susmaması gerekenler neden konuşmuyor? Aramızda nasıl bu kadar rahat dolaşıyor, insanlarla oturup kalkıyor, çocuklarını, torunlarını nasıl sevebiliyorlar? Nefisler, siyasi hırslar, dünyevi beklentiler, insanlığımızdan daha mı önemli? Ama bu böyle gitmez!..
Savcı Doğan Öz, 24 Mart 1978’de 6 kurşunla öldürüldü.
(Bu bölüm Hüseyin Gülerce’nin makalesinden alınmıştır.)
Devlet içindeki çetelerin üzerine cesaretle giden ilk savcı Doğan Öz’dü. 24 Mart 1978’de altı kurşunla öldürüldü. Dönemin Başbakanı Ecevit’e verdiği iki sayfalık raporu, geçen hafta eşi Sezen Öz, televizyonda ve gazetelerde açıkladı. O raporu, Sayın Baykal, CHP yöneticileri ve Ergenekon’a kol kanat geren medya, Akademi ve iş çevreleri bir daha okusun. 32 yıl önce Doğan Öz, bugün Ergenekon davasının iddianamesine temel teşkil eden, hemen her şeyin altını çizmiş.
Darbeye zemin hazırlamak için karışıklık çıkarılacağını, devam eden anarşinin, iktidar olmak isteyen cuntaların işi olduğunu yazmış. Ve dediği de çıkmış. 12 Eylül 1980’de askerler Darbeyi yapmış. O rapor, Doğan Öz’ün hayatına mal olmuş. Katil suçunu itiraf etmiş. 12 Eylül darbesi olunca, dava sıkı yönetim mahkemesine intikal etmiş. Katile idam cezası verilmiş. Askeri Yargıtay’a itiraz süreci başlamış. Mahkeme her defasında (üç defa) idam kararında israr etmiş. En sonunda dava, 1985’de Askeri Yargıtay Ceza Daireleri genel kuruluna gelmiş. 15 hakimden 8’i beraat demiş. Karar, davayı bakan mahkemeye gelince, O mahkeme ne demiş biliyor musunuz?
Okuyalım: Elimizdeki bilgiler, belgeler ve tanık ifadeleri, cinayeti, İbrahim Çiftçi’nin işlediğini gösterirken ve vicdani kanaatımız da bu yönde oluşmuşken; Askeri Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’nun kararına uymak zorunda kalarak, sanığı beraat ettiriyoruz…
Sadece bu ifade, Türkiye’de olan biten her şeyi, Askeri vesayet rejimini, yargının nelere alet edildiğini anlatmaya yeter. Ergenekoncu çevreler, “Bu dava siyasidir. Ak Parti muhaliflerini sindirmek için davayı yönlendiriyor” diyorlar. 1985’te Ak Parti mi vardı? Mesela Sayın Baykal, Doğan Öz’ün raporu, öldürülmesi ve katilin beraat ettirilmesi konusunda ne diyor? Her konuda konuşan darbeci barolar, neden bu konuda tek kelime etmiyor?
Doğan Öz’ün acılı eşi, “Kozmik odadan patetes çıktı” diyerek dalga geçtiği için, “Sayın Baykal’ı ve açıklamasını ayıplıyorum. Her halde bunlar karşı taraftalar, ya da hafife alıyorlar aramayı.. Ama bir taraf tuttukları kesin.” diyor.
Sezen Öz, vicdanı olan herkesin yüreğini sızlatarak konuşuyor. “Kurşun deliklerinden hala Kanlar akıyor.” diyor. Akan kan durmadan, Türkiye huzur bulmaz. Devletine, Askerine, emniyet güçlerine, yargısına güvenemez.
Adaletin yerini bulmasında, bu ülkede kim sorumluysa, eski yeni siyasetçiler, eski yeni bürokratlar, medya yöneticileri, yazarlar, gazeteciler; aynaya bakıp kendilerine sorsunlar, “Biz insan değil miyiz?” desinler..
Çok şey bilenler neden konuşmuyor? Demirel, Erbakan, Yılmaz, Çiller neden susuyorlar?
Diyorum ki; Yukardaki dramı, Muğla çok yaşadı; 1980 öncesi Dokdor Baki Ünlü’yü hem öldürdüler ve hem de cenazesine sol yumrukları havada olanlar kaldırdılar. Mükremin Neşeli, Okulunun son sınıfında iken hem öldürdüler ve hem de sol yumrukları sıkılmış havada olanlar kaldırdılar. Cenazelerde CHP’nin o tarihdeki Milletvekilleri de vardı.
Şimdi sanırım biraz daha aydınlandı; Uğur Mumcu adını fazla hırpalamadan daha sakin bir yere, adını taşıma zamanı gelmiştir. Merhum belki de Muğla’yı haritada görmüştü!!!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.