“Tütünün Şairi” Demirel…

Bu haber 11 Nisan 2016 - 1:41 'de eklendi ve 1.384 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Zamandan hızlı akan bir şey var mıdır?

Öyle anlar vardır ki, geçmez sanırsınız geçer. Hayatsa devam eder. Öyle şeyler vardır ki, değişmez sanırsınız, değişir. Değişmeyen sadece değişimin kendisidir. Her şey değişir. Geriye pişmanlıklar ve ikiyüzlülükler kalır.

Unutulursunuz…

Bir tanem! / Son mektubunda: / ‘Başım sızlıyor / yüreğim sersem!’ / diyorsun. / ‘Seni asarlarsa / seni kaybedersem,’ / diyorsun, / ‘yaşayamam!’ / Yaşarsın, karıcığım, / kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; / yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı, / en fazla bir yıl sürer / yirminci asırlarda / ölüm acısı.” 

Tütünün şairiYükselecek Demirel unutulmamış.

İnsanın unutmayanlarının; insanını iyi gününde, kötü gününde ve hatta ölüm yokluğunda dostlarının olması ne güzel…

 

xx           xx           xx

Geçen hafta taburcu oldum.

Sayılı günler, geçer” derler.

Bir de o günleri sayana sormalı. Geçmesine geçerde, deler de geçer.

Seneler önce “yayın yoluyla” faşist cuntanın başı Kenan Evren’e hakaretten hapse girdiğimde de böyle olmuştu. Eşimi, dostumu; sevenim sevmeyeni mi, iyi gün dostlarımı tanımıştım

Kızım Delfin beni otomobille “Gadın Molam”ın sokaklarında dolaştırırken kendimi çok uzaklardan gelmiş gibi hissettim. Her şey değişmişti. İnsanlarda değişmişti. Değişmeyenlerde vardı.

Hayat devam ediyordu… Senden, benden, bizden önce vardı. Sonrada olacak… Ama unutmayın ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. “Değer miydi?” diye de soramayacaksın dünyevi varlıkların ve hırsların için… Ölmüş olacaksın. Veya dilsiz şeytan kalacaksın…

Belki de unutulmayanlardan olacaksın.

Peki, nasıl anılacaksın?

 

xx           xx           xx

İnsan öldüğünde iyi anılmalı…

Kul hakkı yememiş, hiçbir şeyi ve kimseyi kıskanmamış, sevmiş, sevilmiş olmalı…

Yükselecek Demirel ölümünden bir yıl sonra Konakaltı Kültür Merkezi’nde birçoğu kendisi gibi güzel insandan oluşan topluluk tarafından elbette iyi anılmıştır.

Muğla Yerel Basınının altın yıllarının adamıdır.

Mesleğin Bakır bile değil, Teneke yıllarını yaşıyoruz!

O, yerelde üretilmiş haberin “filanca gazeteden alınmıştır” diye kaynak gösterilerek İstanbul Basınına taşındığı altın günlerde Muğla’da “Hep Yek” ve benzeri para ile satılan mizah dergileri olduğu gibi, “Ferayi”, “Damla” ve benzeri sanat dergileri de yayınlanmış.

MUSANDER Muğla’nın ilk “sanat derneği” değildir. İlk Sanat Derneği’ni bu adla Fethiye’de Yükselecek Demirel kurmuştur.

Yükselecek Demirel’i pek çok insan “gazeteci” bilir. Oysa O “Şair”dir… Ekmeğini kazandığı mesleğini sorarsanız “maliyeci”dir…

 

xx           xx           xx

Almancı İbrahim Ergin’in de “gazeteci” olduğunu sananlar vardır, ama değildir. Allah kimseyi “kendini gazeteci sananlardan” etmesin!

İbrahim Ergin sıkı şairdir…

Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı” şiirinde oluğu gibi… Onlar; Yükselecek Demirel, İbrahim Ergin ve Rifat Kalakoğlu şairdir Muğla’da… Ne sen bunun farkındasın, ne başkaları farkında…

Farkında olanlar şanslı insanlardır. Onlardan kendilerine ait şiirleri dinlemek bir başka keyiftir. Çok şükür onlardan Nail Çakırhan’ı, İsmet Ünal Türker’i, Arif Karakoç’u ve öteki Muğlalı şairleri dinlemiş olmanın keyfine erenlerdenim…

Evet, Yükselecek Demirel için bilinçli olarak “Tütünün şairi” dedim. Neden dedim ben de bilmiyorum… Belki de en iyi ürünlerini Muğla’da tütüncülüğün her şeye; ekonomiye de, sanata da egemen olduğu yıllarda vermiş olmasındandır.

Bana göre İbrahim Ergin de “Tütünün şairidir”… Bir de “Aşkın” ve elbette “kavganın”…

Nedense Yükselecek Demirel dendi mi aklıma İbrahim Ergin gelir, Rifat Kalakoğlu gelir…

Aynı dönemin, Muğla yerel basınında altın çağın “adamı” olmalarındandır. Ama biri önce “gazeteci” idi… Rifat Kalakoğlu…

 

xx           xx           xx

Dediğim gibi Yükselecek Demirel’in mesleği “maliyeciliktir”… Sanıyorum ilk görev yeri de FethiyeSanat Derneği’ni Fethiye’de kurmuş. Fethiye’de daha çok tanınıyorsa şaşırmam.

Sağ olsun MUSANDER Başkanı Sadettin ÖzbekGelemez bu” demeyip, hastaneden çıkmadan bir gün önce haberdar etmişti. Önceki gün Konakaltı Kültür Merkezi’nde Menteşe Belediyesi ve MUSANDER işbirliğinde yapılan anma etkinliğinde eğrisiyle, doğrusuyla nasıl olsa anlatılmıştır. Ben daha derine dalıp, yanlış yapmayayım.

Öyle veya böyle Yükselecek Demirel “insan” idi… Güzel insandı. İster gazeteci ol, ister matbaacı, isterse şair; her ne olursan ol, önce “insan” ol…

Muğlalılar ile Yükselecek Demirel’in asıl tanışmasının yerel televizyonlarımızda yaptığı “Damla Sanat Akşamları” programı olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak Yükselecek Demirel’in Muğlalı sanatseverlerle tanışmasının yerel gazetelerde haftada bir hazırladığı “Damla Sanat Sayfası” olmuştur.

Umarım arkadaşları, dostları o sayfaları kitap haline getirirler…

 

xx           xx           xx

Aslında hepsinden önce “Damla Dergisi” vardı. Onu da İbrahim Ergin’den dinleyelim:

(…) O yıllarda bir sabah telefon çaldı, çok sevdiğim bir arkadaşım arıyordu, sesi heyecanlıydı. “Bir kızım oldu” diyordu. Türkçe’ye tutkunluğumu bildiği için benden kızma öztürkçe isim istiyordu. ‘Kalemin var mı.’ dedim. Öyleyse yaz… ‘Çitim, Çiğdem, Damla, Erinç, Sevinç.., vs.’

Çiğdem Toprakçı şimdi, Muğla Devlet Hastanesi’nde doktordur. Yukarıdaki isimlerden son ikisini ise doğacak kendi çocuklarıma ayırdım. Aradan uzun yıllar geçti. Marmaris’teyim. Gene bir telefon… Sevgili Yükselecek Demirel arıyordu. ‘Bir dergi çıkarıyoruz’ diyordu. ‘Seni bulamadım şimdilik kitabından bir şiir koyuyorum. Gelecek sayılar için yazılarını beklerim. Adı mı DAMLA…’    

Demek bir dergi. Demek adı DAMLA… Sevincimi bilemezsiniz… Ne kadar yaşar bilemiyorum. Dilerim ömrü uzun olsun. Rifat Kalakoğlu ve Yükselecek Demirel’in ortaklaşa, çıkardığı DAMLA dergisinin ilk sayısından Aralık 1994.

Pek ala özel sayılar, tıpkıbasımlar çıkarılabilir…

 

xx           xx           xx

Yaygın şekliyle “Nedense insanların değerlerini yaşarken bilmiyoruz” demeyeceğim. Aslında bal gibi biliyoruz, ama bunu ona söylemiyoruz!

Bugün artık hiçbir gazetede “sanat sayfası” yok. Yükselecek Demirel ile vardı…

Bugün “spor sayfasına” sahip ise tek bir gazete var. O gazetenin spor sayfasını Ekrem Ölmez hazırlıyor. Ekrem’i bugün yaşarken onurlandırmalıyız.  Değerli olduğunu hissettirmeliyiz… Birbirimizin ölmesini beklememeliyiz. Bakın YükselecekYokluğum” şiirinde ne diyor:

Yarın ‘yok’um, / Yarın yarım kalmış dudaklarımda şarkılar, / Sen içebildiğince özlemi yudumla / Ben; seni içeceğim bütün susuzluğumla, / Kahrolsun yalnızlıklar! / Garipiliğin en acısı varsa / Benim köyüm uzaki şehirler yabancı / Soframda kuru soğan / Ekmeğim acı… / Yarın ‘yok’um. / Yarın, yarım kalmış sofamda ekmeğim / Boş yürekle bekleme beni hiç, / Aç karnımla seni ben bekleyeceğim.

Ben de 7 ay önce ölmüş olabilirdim. Kim kalabilecek ki?

 

xx           xx           xx

Evet hayat devam ediyor.

Salih Karadağ Antalya’dan gelip, bir gazetemizde yazmaya başlamış. Çok sevindim.

Bir yazısında Hasan Önkaş’tan söz etmiş. Rahmetli belediyeye bulaşmamış, yaşıyor ve bir gazetemizde yazıyor olsaydı, ben 7 ay hastaneden sonra Muğla’yı ve insanları yeniden anlamaya çalışırken köşe yazarlığını bırakabilirdim… Nasıl olsa Hasan var diye… (!)

Kadir Tamer de Hamle’de yazmaya başladı. Mutlu oldum… Genç kalemlerimiz olmalı…

Yükselecek Demirel’i özledik. Kadir, hoş geldin…

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.