Tutulmayan Sözler

Bu haber 14 Kasım 2018 - 1:13 'de eklendi ve 879 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

Verilmiş sözlerimiz var. Mesela, varlığımız bir sözle başladı. Ezelde Yüce Yaratıcı’ya “belâ” diye verilen kulluğun sözüyle başladı varlık yolculuğumuz.

Bizi dünyaya getiren annemize babamıza “öf bile dememe”nin sözünü erdik.

Evlenirken “hastalıkta ve sağlıkta, bir ömür boyu…” diye eşimize hayat arkadaşlığının sözünü verdik.

Mesleğe başlarken uzun yemin metinlerini okuyarak görevimize ve devletimize bağlığın sözünü verdik. “Namusum ve şerefim üzerine” diyerek aldığımız ücretin/görevin hakkını vermenin sözünü verdik.

Esnaf olarak, usta olarak, tedarikçi olarak müşteriye “memnuniyet”in sözünü verdik.

Eşe-dosta, komşuya “güven”in sözünü verdik. Her karşılaşmamızda “merhaba” dedik. “Rahat olunuz, benden size zarar gelmez.” diye güvence verdik.

Ve kendimize sözler verdik: Tutulmayan sözler…

Neden sözlerimizi tutamayız? Ya da neden tutamayacağımız sözler veririz?

Ne yazık ki, şartların, ihtiyaçların, ilişkilerin yani dış dünyanın değişimiyle çoğu zaman verdiğimiz sözleri de unutuyoruz.

İç dünyamızda yaşanan değişimler, kendi karakterimiz ve duygularımızla ilgili farkındalığımızın olmaması da sözlerin çabuk unutulması için bir bahane oluveriyor.

Aşırı duygusal anlarda ve kalabalıklar içinde verilen sözlerin tutulma ihtimali maalesef çok düşük kalıyor.

Zaafları besleyen, hırsları diri tutan ya da özlemi çekilen bir şeye kavuşma ümidiyle verilen sözler kolay unutuluyor.

Kaybetme korkusuyla verilen sözler çabuk unutuluyor.

Muhatabı kırmamak ya da muhataplar tarafından onaylanmak için verdiğimiz sözler çabuk unutuluyor.

Sonuç olarak tutulmayan/tutulamayan her söz, hem söz veren kişiyi hem de söz verilen kişiyi olumsuz etkiliyor; öncelikle de güven duygusu zedeleniyor. Mağdur kişi ise kendisini terk edilmiş, aldatılmış, yok sayılmış, ihanete uğramış ve duygusal olarak yaralanmış hissediyor. Tutulmayan her söz, kişinin özsaygısını ve güven duygusunu tüketiyor.

Peki, çözüm nedir?

Öncelikle kendimize verdiğimiz sözleri tutmayı öğrenmeliyiz. Çünkü kendisine sadık olmayan, başkalarına sadık olamıyor. Diğer taraftan istek, beklenti, şüphe ve soruları açıkça muhatabına ifade edebilmeyi öğrenmeliyiz. Yarım kalan, bize ayak bağı olan, bizi yavaşlatan işlerimizi tamamlamak için adım atmalıyız.

Örneğin, karanlık yanlarımızı aydınlatan bir ruhsal yolculuğumuz olmalı. Bu yolculuktaki azığımız da “estetik” duygular olmalı. Çünkü estetik duygu olmadan inanç kalbe, düşünce zihne yerleşmiyor.

Konu sözünde durmak olunca yazıyı Mehmet Akif’ten bir hatıra ile bitirelim:

Mehmet Akif, Rasathane’nin de kurucusu olan arkadaşı Fatin Hoca ile ertesi gün öğle yemeğinde buluşmak için sözleşir. Fatin Hoca Vaniköy’de, M. Akif ise Beylerbeyi’nde oturmaktadır.

O gün şiddetli bir yağmur ve fırtına ortalığı alt üst eder. Fatin Hoca, öğleye doğru gelen vapurdan çıkmayınca Mehmet Akif’in böyle bir yağmurda gelemeyeceğini düşünür. Ev halkını tembihleyerek yakın bir komşuya gider. Yağmur devam etmektedir. Fatin Hoca evden çıktıktan bir süre sonra Mehmet Akif sırılsıklam çıkagelir. Fatin Hoca’yı evde bulamayınca bütün ısrarlara rağmen eve girmez ve o yağmurda geri döner.

Fatin Hoca ertesi gün Mehmet Akif’i bulur, durumu anlatarak özür diler. Bu olaydan dolayı kırılan Mehmet Akif, Fatin Hoca’ya şu unutulmaz cevabı verir:

Bir söz, ya ölüm yahut ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse mâzur görülebilir.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.