Tutulmak

Bu haber 11 Haziran 2019 - 0:27 'de eklendi ve 1.241 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

“Anlama kavuşmayı beklerken anlamın derinliklerinde kaybolmak. Tutulmak. Ve mayalanması gerekirken fütursuzca kelimelere hücum eden sabırsız cümleler..”

 Başlangıcı uzun bir tatil diye lanse edilen içinde rahmet aylarının sonunda tüm inananların şükre durduğu bir bayram vakitlerini barındıran zamanları yaşadık. Tatil kısmı uzun gibi görünse de bayrama kavuştuğumuz ve bayrama veda ettiğimiz anlar göz açıp kapayıncaya kadar geldi gitti. Tabi uzun gibi görünen tatil süreci de. Tatil ve bayram kıyaslamasına girmeden bayrama dokunmak, bayramı yaşamak istiyorum.

Bayrama dokunduğum ve veda anında yaşadığım duygulara gelince cümleler ardı ardına geliyor: Bu şekere bandığım, güzele boyandığım, bütün yüklerimi sadece içimdeki insana döndüğüm zamanlarda tek bir kaygı yaşıyorum. Gözümün önünde uçup gitmekte olan, kanatlanmaya durmuş bu sevgiliye“dur” diyebilir miyim? Yine dünya gurbetine mi düşeceğim? Yine hasret, yine gurbet?”

Öncelikle Ramazan ayı ve bayram süreci sağlığın bu zamanları yaşamada ne kadar vazgeçilmez bir yeri olduğunu gösterdi. Ramazan ayını her zamanki gibi yaşayamamak insanı boynu bükük bırakıyor. İçimdeki çocuk canlanıyor; sokağa hep pencereden bakan çocuk. Hayat akıp giderken, bütün çocuklar cıvıl cıvıl neşeleriyle oyunlarına dalmışken sokağa pencereden bakan çocuk mahzunlaşıyor. Ama içinde bir umut, sokağa çıkıp oynayacağı günlerin hayalini kuruyor. Tüm zamanlara egemen olmasa da oyunlarına zaman zaman kavuşuyor.

Ramazan ayının insan ruhunu çepeçevre saran bu güzelliklerine ibadetleriyle, sadakalarıyla, teravihleriyle ve de sadece yeme ciheti ile değil diliyle, gözüyle, gönlüyle de tutulan oruçlarıyla huzura duruyoruz. Temizleniyoruz, arınıyoruz, tamamlanıyoruz. İçimizdeki insana kavuşuyoruz. Çocuk masumiyetinde hafifliyoruz. Ve tümüyle yerine getiremesek de ibadetlerimizi şükre duruyoruz yapabildiğimiz anlar için.

Bir kuşun heyecanında çırpınıyoruz suya kavuşmak için. Bir kuşun heyecanında geçiriyoruz ramazanı. Zaman elimizden kayıp gitmesin, misafirimiz hep kalsın istiyoruz. Oysa Ramazanın misafirliğinde dünyadaki misafirliğimizi görmeye ihtiyacımız varken tutuluyoruz. Oruç tutar gibi tutuluyoruz. Bir yanımız dünyaya bir yanımız uhrevi aleme meylediyor. Arada kalıyoruz. Tutuluyoruz.

Aynı bir yanımız tatil derken bir yanımız bayram diyor. Biz bayram diyelim. Bayrama dönelim. Sabahleyin erkenden kalkıyoruz. Bu bayram ilkleri yaşayalım diyoruz dostlarla. Evimize en yakın camide değil de memleketin ilk camisinde kılalım diyoruz bayram namazımızı. Yolumuz Cami-i Kebir’e yani Ulu Cami’ye düşüyor. Ulu Cami, Kurşunlu’nun, Şeyh Cami’nin, Şahidi Cami’nin yanında kendi içine dönmüş. Pazar Cami ile arastaya yani esnafa ev sahipliği yapıyor.

Ulu Cami’de bayram sabahı, bayram namazı başka alemlere taşıyor beni. Şehrin ilk merkezini teşkil eden camide Beylikler Dönemi’ne gidiyorum. Zaman ve mekan farklı yerlere taşıyor beni. Caminin haziresine bakan pencereden gördüğüm selviyle şehrin kuruluş anlarına gidiyorum.

Gözümün önüne üniversitemizin değerli öğretim üyelerinden minyatür ustası Ömür Koç hocamın Ulu Cami üzerine tasvir ettiği çalışma geliyor. Namaza durduğumuz andan caminin içinden caddeye akan musahafa yapmaya duran cemaate kadar kendime gelemiyorum. Ulu Cami’de bayram namazı bütün ruhaniyetiyle gerçek Muğla’yı getiriyor beraberinde.

Musahafa sırasında yürekler dile geliyor,gözler aydınlanıyor, yüzler nurlanıyor. Her bir yüzde ve elde insanı görmenin saadeti beni zamandan mekandan ayırıyor yine. Bir senenin bütün fenalıklarından, kirlerinden arınıyorum. Bayram sabahı şeker dillerde, şeker gönüllerde tadına doyulmaz insan güzelliklerini yaşıyorum. Tutuluyorum bayramın saadetine.

Ve yine ilklerdeyiz bu bayram sabahı. Doğrudan eve gitmiyoruz. Nefes alalım diyoruz. Çay simit eşliğinde bu bayram sabahı İnceoğlu Kahvehanesi’nin çardağının altında sohbete dalıyoruz. Gelen gidenlerin bayram tebriği devam ediyor. Bayramın kalbi burada atıyor. Onca yaşanmamışlığın ardında bu bayram sabahı tamamlandığımı hissediyorum.

Ve eve doğru yolculuğumuz şehrin tarihi mekanlarından Saburhane’ye doğru akıyor. Tertemiz sokaklar, badanalanmış akpak gönüllü evlerde bayram ziyaretlerini bekliyor. Bayram vakitleri insan çocukluğuna dönmeli. O saadeti içinde yaşamalı. Eğer o saadeti o şeker tadında saadeti yaşayamıyorsak işte on yine tutulduk demektir. Bayram ile tatil arasında kaldık ve ruhumuza değil bedenimize döndük, tutulduk kaldık demektir. Tatile döndük, aktık hayata ve benliğimizin zevklerinde bayram safiyetini kaybettik demektir.

Oysa ben insana tutulmak istiyorum. Bayramda insana dönmek, bayram sevincini yaşayan gözleri, yüzleri, gönülleri aydınlanan insanlarla bayramlaşmak istiyorum. Bayramım şeker tadında yaşansın istiyorum. Ve tutuluyorum aynı cümlelere: Bu şekere bandığım, güzele boyandığım, bütün yüklerimi sadece içimdeki insana döndüğüm zamanlarda tek bir kaygı yaşıyorum. Gözümün önünde uçup gitmekte olan, kanatlanmaya durmuş bu sevgiliye“dur” diyebilir miyim? Yine dünya gurbetine mi düşeceğim? Yine hasret, yine gurbet?”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.