TSK MİLLETİN İNANÇLARINA KARŞI OLAMAZ

Bu haber 16 Nisan 2009 - 0:00 'de eklendi ve 816 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Genelkurmay Başkanı, beklenen basın açıklamasını 14 Nisan 2009 günü yaptı. Mahalli seçimden yeni çıkan ülkemizde,  aynı gün Ergenekon davasında 12. dalga adında bir hareket gerçekleşiyordu.
TSK  Genel Komutanı  İlker Başbuğ, kamuoyunda tartışılan  önemli konuları açıklık getirmiştir. Ana hatları ile, bazılarının kendine göre yorum yaptığı Laiklik, Dine karşı kullanılamaz. Tam aksine  her türlü inançların teminatı ve sigortasıdır.
TSK, Türk milletinin inançlarına karşı olamaz. Halkımız asker ocağını, Peygamber ocağı olarak tanır ve bilir.
Hukuk ne kadar bağımsız olursa, Demokrasimiz de o derecede sağlam olacaktır. Sıkıntıların bir çoğu, mahkemelerin yürüttüğü tahkikat ve araştırmalar hakkında hemen birilerinin yorum yapmasıdır. Mahkemeler sırası ile  ellerindeki belgelerle gidebildiği yere kadar gidiyor ve gidecektir. İlker Paşa, Atatürk’ün din hakkındaki görüşlerini anlatarak, milletimizin her genci askerdir. Aileden öğrendiği şehadetin, en yüksek mertebe olduğunu bilir.
Atatürk’ün din hakkındaki düşüncelerinin en anlamlı ıspatı İstiklal Marşımızdır. Bu kimlik adresimizi tarif etmektedir. Çanakkale Anafartalar meydan savaşında gördüklerini ve yaşadığı manzarayı anlatan büyük  Atatürk; “Bu büyük ve asil millet esareti ve sömürgeyi kabul edemez. Bu vatan kurtulacaktır” diyerek, hemen kulislere başlamıştır. Ve o azimle ve şevkle Samsun’a varmıştır. Burada  kendilerini 58 il müftüsü ve halkımız  karşılamıştır. Atatürk’ü yalnız bırakmayan ülke ileri gelenleri, Ata’nın emri üzerine bütün ülkeyi adeta şaha kaldırmışlardır.
Bu gün bu ruh aynen yaşamaktadır. Sıkıntımız muhakkak çok partili demokrasinin getirdiği nimet olan, millet egemenliğini başka ortak arayan kafa yapımızdır. Ben yoksam, başkasına huzur vermem zihniyetini silemedik. Bu görüşler ülkeyi devamlı sıkıntıya sokmaktadır.
Bir kısım kişi ve kuruluş temsilcileri, Ergenekon mahkemelerini adeta baskı altına almak hevesindedir. Van Üniversitesi Rektörü için yaptıkları gibi, mahkemeye gölge düşürecekler, adı geçen Rektörün 226 yıl hapsini  isteyen  mahkeme heyetini dağıttıkları gibi hayaller  kurmaktadırlar.
Ancak, bu tarihi  mahkemenin  karşısında olmak demek,  aynı suçun içinde kendilerinin de olma şüphesini yaratmaktadır. Bir ses kaydı var. Filan yerde gömülü silah var diyor. Gidip kazılıyor orada ordu depolarından çalınmış  cephanelik çıkıyor. Günlükler ele geçiyor, içinde yazılı  ihtilal sırlarını araştıran savcılık, suçüstü yaparak koca koca adamları yakalayıp sorguya çekiyor ve mahkemeye sevk ediyorlar. Birileri bu olanları hükümetin yapmakta olduğunu, yollarda, ekranlarda ve basında bağırıyor. Bu bağıranlar, hep askeri ihtilale teşvik edenlerdir. Şayet askeri bir darbe olmuşsa, hemen  alkışlıyorlar ve yandaşlarına hukuki ferman hazırlatıyorlar. Bu kafa yapısındakilere ‘Derin Devlet’ deniyor. Ergenekon sürecinde 12. Dalga olayı birilerini her zaman olduğu gibi gene fazlası ile sinirlendirmiş olmalı; Ahmet Altan diyor ki: “Ergenekon süreci ne?  Düpedüz demokratik bir iradeye karşı darbe girişimidir…”
Darbe girişimi yapanların davasında, Ana muhalefet partisinin ne işi var? Bu vatana ve Cumhuriyet rejimine ihanet edenlerin yanında saygın kişilerin ne işi var? İftira deniliyorsa, bağımsız mahkemede aklanırlar. İsmail Kaplan şunları yazdı; “Orta yerde milyonlarca sayfalık bilgi ve belge var. Bunun yanında miktarı dudak uçuklatan silah ve mühimmat da ele geçirilmiş bulunuyor. Buna rağmen bazıları Ergenekon’u “Fasa-Fiso”yahut “Hava-Civa” olarak kamu oyuna yutturmaya çalışıyor. Ülkeyi kaosa sürüklemek, böylece darbe zemini hazırlayarak, kendilerine iktidar yolu açmak için, akla hayale gelmedik hinliklere  baş vuranların yargı karşısında hesap vermeleri, Hukuk devletinin olmazsa olmaz şartıdır”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.