Toplumsal Kırılmalar ve Seçim Süreci

Bu haber 04 Eylül 2015 - 20:16 'de eklendi ve 1.245 kez görüntülendi.
Ünal Bozyerunalbozyer@hamlegazetesi.com.tr
Sosyolojik Bakış

Ülkemiz zaman zaman güncel yaşamı belirleyici bir takım toplumsal kırılmalar ve toplumsal dönüşüm süreçlerinden geçmektedir. Dönem dönem laik-dindar, doğu-batı, batılılaşma ve yerlilik gibi karşıtlıklar üzerinden yaşanan kimlik tartışmaları yaşanan toplumsal dönüşümün birer göstergeleridir. Yakın zamanda en etkili tartışma “yaşam biçimi” üzerinden yapılmıştır.

Ülkemiz bu türden kırılmalara çoğu zaman muhatap oldu ve bu fay hatları her zaman etkili oldu. Siyasi davranışlar, tutumlar ve tavırlar bu tartışmalardan süzülen sonuçlarla belirlendi veya şekillendi. Ülkemizin sosyolojik, tarihi ve stratejik verileri dikkate alındığında bu durumu normal karşılamak gerekir.

O halde son yıllarda yaşanan toplumsal değişim ve dönüşümü sosyolojik açıdan analiz ederseniz bugünkü Türkiye’yi daha iyi anlayabilirsiniz. Yoksa bir takım semboller ve simgeler üzerinden değer tartışmaları yapmaya devam ederseniz ancak kendi duygusal cemaatinizde, cemiyetinizde ya da partinizde safları sık tutabilir, toplumsal gerçekleri göz ardı etmiş olursunuz.

Geçmişte yaşanan pek çok darbenin değirmenine epey su taşımış söylemlerden olan “laiklik elden gidiyor” sloganı artık önemli ölçüde anlamını yitirmiş bulunuyor. Oysa 31 Mart vakasından beri uzunca süredir bu ve benzer sloganlar toplumda hemen karşılık bulabilmiş, hükümetler devirmiş, başbakan ve bakanlarını astırmıştı.

Bu sloganların yerini son dönemlerde “endişe, otoriterleşme” gibi kavramlar almış, siyasi iktidar giderek otoriterleşmekle suçlanmıştır. Kamuoyunda sık sık endişeli, Cumhuriyet’in sahibi, kendini “aydın” kabul eden bireyler ve kesimler yüksek perdeden dileklerini ve taleplerini dile getirirler. Çoğu zaman bu tartışmalardan sonuç alınınca tansiyonun düştüğü, endişelerin rafa kalktığına şahit oluruz.

Toplum rejim meselesi gibi makro sorunlar yerine halkın asıl gündemini işgal eden yoksulluk, gelir dağılımı, sosyal refah gibi sorunları tartışır hale bir türlü gelemiyor. Siyaset üzerinde başta askeri olmak üzere her türlü vesayetin kalkmış veya kalkmakta oluşu siyasi zeminlerde halkın gündeminin ele alınmasını sağlayabilirdi.

Bu gelişmeleri yakından takip eden siyasi partiler ve liderler yeni siyasi programlarla halkın teveccühünü kazanabilirlerdi. Doğrusu siyaset bu alanda yapılmaya başlanırsa siyasetçinin işi de güçleşecekti. Bu ortam sağlandığında kaba hamaset nutukları etkili olmayacak, halkın talepleri öne çıkacaktı.

Ne var ki yeni seçim dönemine girdiğimiz bugünlerde yine anlamsız, halkın gerçek gündemini yakından ilgilendirmeyen konularla meşgul ediliyoruz. Örneğin, olağanüstü gündemle toplanan Meclis, saatlerce bağımsız kontenjanından atanan bakanların yemin edip etmeyecekleri tartışabiliyor.

Bu seçim dönemine girerken Haziran seçimleri öncesi ve sonrası tartışmaların hem ülke hem de Muğla nezdinde hatırlanmasının yararlı olacağını düşünüyorum. Çünkü seçim sürecine sürüklendiğimizde çoğu kez asıl gündemi kaybediyoruz. Ülke gündemi dışında ilimizin ve halkımızın gündemine daha fazla yoğunlaşmalıyız.

Seçim sonrası gündeme gelen üçlü koalisyon ya da AK Parti karşıtı blok oluşumuna Muğla nasıl tepki verirdi? Doğrusu merak ediyorum. Yani CHP-MHP ve HDP koalisyonuna Muğla destek verir miydi? Sandık böyle uygun gördü, seçmenin mesajı böyle biçiminde dillendirilen söylemlerin karşılığı olmadığını düşündüğümden özellikle merak ediyorum.

Bu seçimde anket şirketlerinin geneline göre partilerin konumunda büyük değişiklikler gözlenmediğine göre seçmen, partilerin tek başına iktidar ya da koalisyon kurulmasını onaylamış olacak. Seçimlerin barışa ve huzura vesile olmasını diliyorum.

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.