Teröre Karşı Ortak Tavır

Bu haber 24 Temmuz 2015 - 18:13 'de eklendi ve 795 kez görüntülendi.
Ünal Bozyerunalbozyer@hamlegazetesi.com.tr
Sosyolojik Bakış

Seçim sonuçlarının tek bir partiye iktidar imkânı vermemesi ya da muhtemel koalisyon kuracak siyasi partilerin kamuoyunu rahatlatacak açıklamalar yapmaması, erken seçim ihtimalinin giderek güçlenmesi, siyasi otoritenin zayıflamasına yol açmaktadır. Ne yazık ki bu ortamdan beslenen kimi çevreler ülkemizin kaosa sürüklenmesine canı gönülden destek vermekteler ya da hizmet etmektedirler.

Oysa şiddet, terör gibi ülkeyi ve toplumu derinden etkileyen toplumsal olaylarda pek çok ülkede, bir İspanya’da, son olarak Fransa’da olduğu gibi ortak tavır geliştirmek gerekmez mi? Ne yazık ki, Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Meclis’te grubu bulunan dört partiye yaptığı çağrıya sadece CHP olumlu baktı, MHP ve HDP ise nedense hemen reddetti. HDP’nin barajı aşması terör örgütünün silahlı eylemlerini sonlandırmadı. Zaten seçimler sonrası Kandil’den yükselen ateşkesin sona erdiğine dair açıklamalar maalesef hemen karşılık buldu. Hani baraj aşılırsa silahlı mücadele dönemi bitecek, siyasi mücadele yapılacaktı…

Bu ortamlarda alışkın olduğumuz gibi siyasi aktörler hemen birbirlerini suçlayıcı demeçler verirler, basının bazı kalemleri kışkırtıcı, tahrik edici üslup kullanırlar. Uluorta açıklamalar ve sloganlarla devleti, Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan’ı suçlamakla nereye varılmak istenir, anlamak mümkün değil. Bu konularda yeterli olmasa da önemli şüpheler var ise bunu savunan siyasi partiler ve kesimler bir araya gelerek ortak açıklama yapmalıdırlar. Yani her halükarda sorumluluk sahibi siyasi kesimlerin kamuoyunda sürekli şüphe ve algı oluşturmaya yönelik çalışmalar yapmak yerine toplumsal şiddet ve terör konusunda işbirliği içinde olmaları gerekmez mi?

Ülkemiz özellikle 80 sonrası, siyasi istikrar sağlayıp, ekonomik büyümeyi de istikrarlı hale getirdiği zamanlarda önce siyasi istikrarı sonra da doğal olarak ekonomik istikrarı kaybettiğine şahit olmaktayız. Bu anlamda tarih yine tekerrür mü edecek? Yıllarca ülkemizde etnik, dini, kültürel farklılıklar çatışma aracına dönüştürüldü. Bu çatışma ortamında Türkiye enerjisini ve zamanını ve hepsinden önemlisi insan kaynağını kaybetti. Ülkemiz gündemi asıl olması gereken konularla değil, içine çekilmek istendiği kaos ortamıyla meşgul oldu ya da meşgul edildi.

Çözüm süreci, Alevi ve Roman çalıştayları gibi çalışmalarla ülke kamuoyunda oluşturulmak istenen hoşgörü, birbirine saygı ve kabullenme iklimini yine hızla kaybediyoruz. Ülkemizin öncelikle içte barışı ve huzuru yakalamasıyla bölgede gücünü arttıracağı, model ülke konumuna yükseleceği Batılı otoritelerce de zaman zaman dile getirilmekteydi. Pek çok siyaset bilimci, ülkemizdeki bu sürecin başarıya ulaşması durumunda, hem Kürt meselesinin çözüme kavuşturulması ile siyasi arenada büyük bir güç kazanılacak olması hem de bu bölgenin ekonomik potansiyelinin ülke ve bölge ekonomisine yapacağı katkı ile Türkiye’yi bölgedeki en önemli aktörlerden biri haline getireceğini kabul ediyordu. Ancak çözüm süreci başladığından bu yana sürecin bitirilmesi için birçok eylem yapıldı, yapılıyor.

Ülkemizin içinde olduğu Ortadoğu coğrafyasında terör ve şiddetin adeta toplumsal terbiye aracı olarak kullanıldığını artık fark etmemiz gerekiyor. Ortadoğu’daki terör ve toplumsal şiddet sarmalının hızla dışına çıkmak için mücadele etmeliyiz. Yaşadığımız acılara tekrar dönmemeli, dönmemek için de direnmeliyiz. Terörü veya şiddeti meşru gösterecek açıklamalardan uzak durmalıyız. Başta siyasi partiler olmak üzere sivil toplum kuruluşları ve medya teröre ve şiddete karşı ortak tavır belirleyerek, bir araya gelebilmelidir. Puslu ortamdan rant devşirme anlayışından, şark kurnazlığından vazgeçerek, toplumsal tavır geliştirebilmeliyiz.

Siyasal belirsizliğin daha fazla sürmemesi için siyasi liderlere de büyük sorumluluk düşmektedir. Daha fazla insanımızın ölmemesi, acıların çoğalmaması için her zaman olduğundan daha fazla hoşgörü ve huzur ortamına ihtiyacımız var.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.