TEHLİKELİ YAKLAŞIM

Bu haber 05 Aralık 2009 - 0:00 'de eklendi ve 672 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Çoğu sudan bahanelerle birçok ülkeye girmekle kalmayıp, iç işlerine müdahalede bulunan ABD’nin konumu, her geçen gün sarsılmaya devam ediyor.
Sözde barış yanlısı politikalar izleyeceğim diyerek devlet başkanlığına seçilen Barak Obama dahi, bu kötü gidişe önleyemeyeceğe benziyor.
Bu durumda dünya jandarmalığına soyunan ABD’nin, daha bir batağa saplanacağı kaçınılmazdır.
Aksi olsaydı, sorunu çözmek şöyle dursun, birçok ülkenin daha bir kaos içerisine sürüklenmesine neden olmazdı.
***
Geçmişten günümüze dünyanın dört bir yanında konuşlanan ülkelerden Kore, Kamboçya, Güney Afrika, Honduras, Afganistan ve son olarak Irak’ta baş gösteren olayların önünü alır.
O ülkelerde bugün barış hakim olurdu.
Olmadığı, üstelik daha karmaşık bir hal aldığına göre, ABD’nin izlediği politikalar iflas etmiş demektir.
Dolayısıyla, sözüm ona barışı sağlayacağız diyerek sürdürülen eylemlerden bir sonuç alınamamış.
Üstelik söz konusu ülkeler daha bir kargaşanın içine sürüklenmişse, Sam Amcanın inandırıcılığından söz edilemez.
Yoksa bu ülkeler bataklığında boğulup kalmazdı.
***
Diğerleri bir yana, yaklaşık 10 yılın üzerinde istila ettiği ülkelerden Irak ve Afganistan, bugün geçmişini arar hale gelmişse, daha başka ne söylenir.
İlişkin olarak cevap arayan sorular var.
Zamanın Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in zulmünden bölge halkını kurtarmak gayesiyle bu ülkeye istila eden ABD, barış ve huzuru sağlayabilmiş midir?
Afganistan’da olaylar önlenmiş midir?
Her iki halde verilecek cevap, koskoca bir hayır olduğuna göre, 2 önemli ayrıntı karşımıza çıkıyor.
ABD’nin niyeti üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir.
Bu da yetmez.
Bir takım çıkarları uğruna bu ülkelere çıkarma yapmıştır.
Sanılmasın ki, o ülkelerin kara kaşı, kara gözü için yardım elini uzattı.
Gelişmeler, böyle bir niyette olmadığını açık seçik göstermiştir.
İşte BOP?
Bu proje altında düpedüz, Ortadoğu Petrollerinden pay alma ve de İran’ın izlediği politikaları önlemek yatmaktadır.
Onun için ABD ne yaparsa yapsın, izlediği tutarsız politikaların geçerliliği konusunda kimseyi kandıramaz.
***
Afganistan meselesine gelince.
Burada, huzurun sağlanması için NATO nezdinde birçok ülkenin askerleri konuşlanmaktadır.
Bunlar arasında 800 civarında Türk Askeri vardır.
Bugüne değin bizim askerlerimiz tampon bölgede görev yapmıştır ve halen yapmaktadır.
Dolayısıyla, fiili savaşın içerisinde yer almamışlardır.
Ancak…
Şimdi gözlüyoruz ki, ABD Türkiye’den yeni askeri birlikler talep etmektedir.
Üstelik bu defa, açık açık dillendirilmese de Afganistan’a gönderilecek askerlerimiz, önceki gibi ara bölgede konuşlanmayacaklar.
Gerektiğinde Taliban kuvvetlerine karşı savaşacaklardır.
İş başındaki AKP Hükümeti, ABD’nin yeni Türk Askeri talebine ne cevap verdiği kesin olmamakla birlikte, olumlu olduğu yolundadır.
Ama bir farkla.
Hükümet, yerinde bir kararla, şu cevabı vermiştir.
Sıcak çatışma bölgesine askerlerimizi göndermeyiz.
Doğrusu da budur.
Şayet NATO üyeliğinin verdiği sorumluluk gereği, mutlaka asker gönderilesi gerekiyorsa, önceden olduğu gibi tampon bölgede konuşlanması şartıyla olmalıdır.
Bu şartlarda asker gönderebileceğimiz kesin bir şekilde dillendirilmelidir.
Aksi halde, tekrar tekrar altını çiziyorum.
Bizim gelinen noktada, sıcak savaşa sürüklenecek askerimiz yoktur.
Olmaması da gerekir.
Değilse, tehlikeli yaklaşımın yüklediği vebal altından hiç kimse kalkamaz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.