TECAVÜZ ODASINDA NELER OLDU?

Bu haber 09 Ağustos 2012 - 0:00 'de eklendi ve 1.441 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Biz gazeteciler bazen duyumlarımıza dayanarak istemesek de insanları yaralayabiliyoruz.
Fethiye’de yaşanan insanlık dışı olay basına Ö.A.’nın ayrılmak istediği nişanlısının ailesi ile kendi ailesinin anlaşıp, tecavüze maruz duruma soktukları şeklinde yansımıştı.
Damat adayının ailesi hadi neyse… Hayvani duyguları ağır basıp, gözleri dönmüş olabilirdi. Ancak “zorla güzellik olmaz” diyen bir genç kızın ailesi o gözü dönmüşlüğe, insanlık dışılığa nasıl ortak olabilirdi?
Meğerse genç kızın ailesi o vahşete tam anlamıyla ortak olmamış.
Ö.A., “Tecavüz odasında neler oldu?” sorusuna yanıt verirken, “Annemle babam uçsuz yere içeride.” demiş.
Umarım gerçekten öyledir…

xx     xx     xx
Fethiye’de yaşanan insanlık dışı “tecavüz odası” olayı aslına bakarsanız yine kör olası geleneklerin bir sonucu…
Severek, görerek değil, “görücü” usulü ile evlendirmeye kalkıyorlar.
“Nasıl olsa ısınırlar” diyorlar… Arada bir ısınanları da çıkmıyor değil.
Ama bu “görücü usulü iyidir” dedirtmiyor.
Çünkü genellikle ısınılmıyor. “Nikâhta keramet vardır” sözü de yerle bir oluveriyor.

xx     xx     xx
Yine de görücü usulüyle “nikâhta keramet vardır” buyrulup, “Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle” değil, “Aile büyüklerinin emri, ailelerin kavliyle” evlendirilenler, “Vardır büyüklerin bir bildiği” deyip, birbirlerine ısınmaya çalışırlarken, gelin hamile kalıveriyor…
Böylece “Isınırlar” temennisinin yerini “Belki ısınırım” umudu alıveriyor.
Çünkü sadece nikâhta değil, çocukta da keramet vardır!
Daha kendi çocukluğunu bile yaşamadan “anne” olan genç kız ikinci bebeğe de hamile kalır ve iki genç daha birbirlerine ısınamadan, birbirlerini tanırlar ve yakalanamayan “ısınmanın” yerini “soğukluk” alır. Umut yerini, “kadere razı olmak”a bırakır.
Kadere razı olunmadığında ise “Kocan değil mi, hem sever, hem döver” telkinlerinin baskısı altında gazetelerin üçüncü sayfasına haber, köşe yazılarına da “Kadına şiddet” veya “Aile içi şiddet” diye konu olunur…

xx     xx     xx
“Kadına şiddet” bu defa evlenmeden yaşandı.
Nişanlısından ayrılıp, evlenmek istemeyen genç kız “Isınamadım” dedi. Ne var ki damat adayının ailesi kararlı. Emir demiri keser. Gençler neyin eğri, neyin doğru olduğunu ne bilirler! Evlilikte keramet vardır. Nasıl olsa ısınırlar…
Tabi bir de “mahalle baskısı” var. El gün ne der?..
Fethiye’deki olayda da sanki ve belki de küçük yerin “Lafına sözüne dayanamayız. Nişanlıdan ayrıldı dedirtmeyiz.” denilip, genç kızın ailesi de onlara uydu…
Ve sonunda bu güne kadar olmamış da oldu. Belki de oldu ve olmakta da Ö.A.’nın kaçıp, jandarmaya sığınabilmesi sayesinde böylesinin de olduğunu öğrenmiş, farkına varmış olduk.

xx     xx     xx
Başına gelenler için “talihsiz”, kaçıp kurtulabildiği için “talihli” mi demeli, nişanlısından ayrılmak isteyince kilitlendiği odada “tecavüz” ile karşı karşıya kalan Ö.A. yaşadığı korkunç saatleri “Kapının arkasında sekiz kişi, düşünebiliyor musunuz? Çok yalvardım. Söz, yarın sabah 08.00’de gidip imzayı atacağız, dedim. Dinlemedi. Kafasını kaldırdı, ‘Bu iş şimdi olacak’ dedi. Çok uğraştı ama teslim olmadım.” diyerek şöyle anlatmış:
“Nişanım severek, görerek olmadı. Görücü usulü oldu. ‘Isınırım, kaynarım’ dedim ama olmadı. Beş ay böyle geçti. Ben vazgeçtim ama nişanlım vazgeçmedi. Nişanlımın ailesi kurdu bana bu tuzağı. Beni ‘Hocaya’ diye götürdüler. Şüphelenmedim. Yolda, ‘Nenesi hasta, geçmiş olsun diyelim’ dediler. Gittik, teyzesinin evine kilitlediler. Beni kapattıkları ev tek katlıydı. Pencerelerde korkuluk yoktu, kilitli kepenkleri vardı. Beni soydu, kendisi de soyundu. Kapının arkasında sekiz kişi, düşünebiliyor musunuz? Çok yalvardım. Söz, yarın sabah 08.00’de gidip imzayı atacağız, dedim. Dinlemedi. Kafasını kaldırdı, ‘Bu iş şimdi olacak’ dedi. Çok uğraştı ama teslim olmadım. Üç saat yüzüne, dizlerine, karnına tekme attım, yumrukladım. İttim kaktım, tartakladım. Allah’ıma şükür kuvvetliyim. Domates yetiştiriyor, halde satıyorum. Yeni ehliyet aldım, araba da kullanıyorum. Kendime güvenim tamdır. Beni tanıyan herkes iyi bilir.
Nişanlım, ‘Soğuk duşa gireyim’ dedi. Ben de üstümü giyindim, kepengin kilidini açıp atladım. Babası tuttu, ‘Bu iş olsun’ dedi. Affedemiyorum bunu. Beş ay baba dediğim insan bunu yaptı. Kaçtım. Jandarmaya gidip her şeyi anlattım. Nişanlımı, anne babasını, halasını 8 kişiyi tutuklattım. Jandarma komutanı, ‘Alnı öpülecek kızsın’ dedi.
Annemin babamın hiçbir suçu yok. Bana düzenledikleri oyundan haberleri bile yoktu. Ama karşı tarafın ailesi, ‘Kızı onlar teslim etti’ dedi. Annemle babam suçsuz yere içeride. Babamın şekeri 500’e fırlamış. Çok üzülüyorum. Duruşma gününe kadar 45 gün içeride kalacaklar. Nişanlım ve ailesinden davacı oldum, her zaman davacıyım. Asla vazgeçmeyeceğim.”

xx     xx     xx
Ö.A. asla vazgeçmemeli…
Peki, şu kör olası geleneklerden vazgeçilmemeli mi?
Zorla güzellik olmuyor işte. Isınılmıyor. Nişanlılık sürecinde ısınılmamış, soğukluk olmuş… Olmuyorsa olmuyordur!
Ya o insanlık dışı “tecavüz odasında” Ö.A.’nın nişanlısı emeline ulaşsaydı ne olacaktı?
Genellikle olduğu gibi “bekâret” ortadan kalktığı için evlilik kaçınılmaz olacaktı?
Ya sonra?
Belki “tecavüzden” bir bebek dünyaya gelecekti!
Ya sonra?
Travma, aile içi şiddet… Belki intihar… Belki boşanma ve boşanma sonucu cinayet…
Yeter artık. Çocuklara kıymayın efendiler…
Nikâh kıymak başka, çocuklara kıymak başka…
(10.08.2012)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.