Taşerondan Kadrolu Oluyorum!

Bu haber 03 Nisan 2016 - 23:31 'de eklendi ve 1.273 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Bugün Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi’nin Ortopedi Servisi’nde 190 günü, bir bakıma 6.5 ayı geride bıraktım.

Kurban Bayramı’nın son günü hastaneye iki kırıkla yatmıştım. Bana sorarsanız, hani “Turp gibiyim” derler ya öyleyim, ama…

Sonbahar geçti, Kış geçti, İlkbahar geçiyor…

Cemre havaya düştü, suya düştü, toprağa düştü. Nevruz’a eriştik. Hıdrellez kapıda.

1 Nisan… Bir yaş daha yaşlandım…

Sabahattin Ali demiş ya; “ (…) Görecek günler var daha. / Aldırma gönül, aldırma. / Kurşun ata ata biter. / Yollar gide gide biter. / Ceza yata yata biter. / (…)

Bizimki yata yata bitmiyor. Ceza değil çünkü…

 

xx           xx           xx

Ben yaş günümü kutladım sayılmaz. Hiç öyle bir alışkanlığım olmadı.

Alışkanlığım olsaydı, 1 Nisan günü Ortopedi Servisi çalışanlarıyla bir kutlama yapmış olsaydık, acaba o “iyi insanProf. Dr. Nevres Hürriyet Aydoğdu kalkar o gün “Özcan Özgür taburcu” der miydi bilemeyeceğim…

Geçenlerde servisin taşeron işçileri hastabakıcılar neredeyse kutlama yapıyorlardı. “Taşeron işçiler kadroya alınıyor” diye haberler yapılınca… Hele bir de Başbakan DavutoğluKimse dışarıda kalmayacak” deyince koridorda hareketlenme oldu. İçlerinden biri “Partiye gidelim. Teşekkür edelim” dedi… Gitti gidiyorlardı, ama biri müzevirlik yapmış. “Hepimizi kadroya alacaklar, ama kadroya geçerken bizden ‘Bütün haklarımdan feragat ediyorum.’ diye dilekçe alacaklar. Kıdem tazminatı alamayacağız.” demiş.

Kafalar karışık…

 

xx           xx           xx

Bugünlerde benim kafamda karışık. Birisi “Abi sen ne zaman çıkıyorsun?” dedi. Kızmışım. “Çıkmıyorum” dedim. “Ben hastaneye 1 Kasım’dan önce geldim. Kadroya geçebiliyorum. Taşerondan kadrolu hasta olacağım.” dedim. O birisinin kafası temelli karıştı.

Hemşirelere “Sizin sıkıntılarınız neler?” diye sormayı cesaret edemedim. Hastaların en büyük sorunları ise “yemekler”…

Beğenmeyenler yolun karşısındaki esnaf lokantalarından, pidecilerden karınlarını doyuruyorlar. Oralarda hastane personelini görenlerde oluyormuş. Yakında hastane “Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi” olarak Karadağ’daki yeni yerine taşınıyor.

Orada hastane kafeteryasını işletecek olan yaşadı!

 

xx           xx           xx

Güya Tıp Fakültesi Morfoloji binasının ardından Tıp Fakültesi Hastanesi’nin açılışının Nisan ayında yapılacağı müjdelenmişti.

Hani nerede?

Bir “tost sevdasına” gittiğimiz Akçapınar’da kolu bacağı kırıp hastaneye geldiğimizde ziyaretçi akınına uğramıştık. Hala beni yalnız bırakmayanlar az değil… Allah hepsinden razı olsun. Ziyaretime gelenlerden Vali Amir ÇiçekBir an önce taburcu ol da, birlikte Akçapınar’a tost yemeye gidelim” demişti. Taburcu olmak benim elimde değil, ama bir daha Akçapınar’a gitmeye cesaretim de olur mu bilmiyorum…

O zaman ziyaretime gelenlerden Rektör Prof. Dr. Mansur Harmandar da “Özcan bey düşmekte aceleci davranmışsınız. Biraz daha bekleseydiniz, sizi yeni hastanede ağırlardık” demişti. Şakaydı elbette, ama hala hastanede olduğunu düşününce insan bu sözler aklınıza geliveriyor. Kendi kendinize “Bu gidişle yeni hastaneyi de hasta olarak göreceğiz galiba” deyiveriyorsunuz!

Ancak görünen o ki bu zor…

AK Parti’nin yerel kurmayları her konuda konuşuyorlar, ama her ne hikmetse bu konuya girmiyorlar. Sayelerinde hastanenin yol sorunu çözüldü. Çalışmalar da başladı ve bu sayede TOKİ Evlerinden Gülağzı Kavşağı’na bir “tali yol” da servis yolu olarak açıldı, ama…

Keşke Başbakan iken temeli Cumhurbaşkanı Erdoğan atmış, bitiş tarihini açıklamış olsaymış…

Merakımı mazur görün, gecikmenin cezasını kim çekecek. İnşaatı daha dün başladı, Diş Hastanesi bitiyor!

 

xx           xx           xx

Aslında niyetim bugün dönemin Muğla Belediyesi’nde ihaleye fesat karıştırıldığı iddiasıyla yıllar önce yapılmış olan suç duyurusunun Yargıtay’da kabul edildiğini yazmaktı. Belki de Şahidi İbrahim Dede hazretlerinin evi olarak bildiğimiz “Sivil mimarlık örneği” yapısında yapılan restorasyon yanlışını da ele alabilirdim…

Ama hafta sonunda hastane dışına çıktım!

Kendimi Hastanenin acil girişi tarafında otoparkta dikilirken bulunca bu defa aklıma Nazım Hikmet düştü. Nazım’ın Bursa Cezaevi’nden arkadaşı Balaban da geldi aklıma. En güzel “kadın şiirini yazan” hemşerimiz Nail Çakırhan da geldi… Nail Çakırhan da hapishane arkadaşıydı Nazım Hikmet’in…

Başımı şöyle göğe çevirmeye çalıştım, gözlerim kamaşıyordu gün ışığında. 190 gün sonra ilk kez güneşe çıkmıştım. Dilimde Nazım’ın “Bugün Pazar” şiiri;

Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. / Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün / bu kadar benden uzak / bu kadar mavi / bu kadar geniş olduğuna şaşarak / kımıldamadan durdum. / Sonra saygıyla toprağa oturdum, / dayadım sırtımı duvara. / Bu anda ne düşmek dalgalara, / bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. Toprak, güneş ve ben… / Bahtiyarım…

Ben de… Eşim, ben ve kızım…

 

xx           xx           xx

Halil Eğriboyun Muğla’nın yetiştirdiği ünlü gazetecilerden biridir. Bana “yerel gazetede haberciliği” öğretmiştim. Hocam olduğunu söylese inkar edemem. Kadere bakın ki dışarı çıktığımda gördüğüm ilk kişi oldu! Yatağan ADD Başkanı Turgay Mutlu ile ziyaretime gelmişlerdi. Hastane kapısında karşılaştık…

Ama Halil kendisi hiç “hapishane arkadaşım” olmadı, hapishane avlusunda birlikte volta atmadık, ama yaşamımızın kesiştiği zamanlar, olaylar olmuştur. Hastane avlusunda karşılaşmamız onlardan biri oldu.

12 Eylül’ün ağır günlerinde polis nezaretinde çağrılı olduğum Savcılığa giderken yardımcı olmak için yanımda gelmişti. Savcı İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi’nin iddianamesini yüzüme okuyup, “tutuklanmasına” deyince Halil Eğriboyun son gördüğüm kişi olmuştu.

Adliye’den (Büyükşehir Belediye Başkanlığı) Halil ve iki siville birlikte Cezaevi’nin (Muğla Müzesi ve Kültür Merkezi) kapısına kadar yürüdük.

Hastane önünde Halil Eğriboyun ile bunları anımsadık. 12 Eylül koşullarında Şili Devlet Başkanı Pinochet (Pinoşe) ile ilgili bir fıkra yazmıştım, Sıkıyönetim Mahkemesi üyelerinde ise faşist Kenan Evren’e hakaret ettiğim kanaati uyanmıştı…

 

xx           xx           xx

Halil Eğriboyun beraberinde Yatağan ADD Başkanı Turgay Mutlu ile bizden ayrılırken, “Sana bir ahiret fıkrası anlatayım mı?” diye sordu. Ben daha yanıt vermeden O anlatmaya başladı. Hep birlikte güldük. “İstersen köşende kullanırsın” dedi.

Halil heveslenme. Beni bir daha cezaevine bırakamayacaksın” dedim. Çok güldük.

O gün gökyüzünün altında, güneşin yakıcı sıcaklığını hissetmek güzeldi…

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
Sema karakuş 07 Nisan 2016 / 19:42

Yazınız çok güzeldi tesadüfen ilk andan beri yaşadıklatınıza tanık oldum bu gün hastaneye döndüğümde 11 nolu oda boştu alışmıştık size çok sevindim sağlıkla taburcu olmanıza sağlıklı mutlu günlerde tekrar (belkide Akçapınar tostçuda)karşılaşmak dilegiyle .GEÇMİŞ OLSUN