Tarihi kilise onlara emanet!

Bu haber 14 Aralık 2009 - 0:00 'de eklendi ve 856 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Güney Ege’nin öte tarafı da bu tarafı da kilise, cami dolu.
Karşı tarafta, 390 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan Rodos’ta o döneme ait kaderine terk edilmiş pek çok eser bulunuyor. Çoğu yok olmuş. Ayakta kalabilenlerde en ünlüsü Murat Reis Camii ve külliyesi…
İstanköy’de de durum farklı değil.
Aslında dillerimiz ve dinlerimizi alın geriye “aynı insan” kalıyor.
Onlar Osmanlı’dan kalan eserleri ortadan kaldırmaya çalışırken, biz Bizans’tan, Rumlardan kalanları yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz.
Ama aramızda bir fark var.
Biz de onların izlerini silmek gibi bir ‘Devlet Politikası’ yok. Ama onlarda var…
 
xx           xx           xx
Kültür varlıklarının korunması karşı tarafta da önemli. Onlarda bizim gibi tarihi yapıları elerinden geldiğince, restore ediyorlar.
Ama restore edilen yapı Osmanlı’dan kalma ise değişime uğratıyorlar. Sadece oralardaki bir avuç insanımızı değil, adeta eserlerimizi de ‘asimile’ ediyorlar!
Rodos’ta ve İstanköy’de Türk mimarisinin en güzel örnekleri bulunuyor. Yunan hükümeti Türk Vakıflarını baskı altında tutarak korumayı engelliyor. Yunan hükümeti, bazen göstermelik olarak restorasyon çalışmaları da yapıyor.
Ancak bu çalışmalarda Türk mimari tarzını değiştiriyor ve Bizans motifleri yerleştiriyor. Örneğin Rodos’ta  Tarihi Osmanlı Saat Kulesi’ni restore ederken, üzerine haç figürlerini konduruvermişler.
 
xx           xx           xx
Dediğim gibi bizde de olumsuzluklar var. İnsan malzememiz aynı…
Muğla’nın Datça İlçesi Merkezine 3 Kilometre Uzaklıktaki Kargı Koyu’nda Bulunan Tarihi Rum Kilisesi Ahır Olarak Kullanılıyor!
Muğla Valiliğinin veya Datça Kaymakamlığının orada kilise olduğundan haberi var mı bilmiyorum, ama Muğla’yı çok iyi bilmeme rağmen benim bile haberim yoktu. Basında yer alan haber ile öğrendim. Yetkililerimiz, Yunanistan makamları gibi davranmayıp, gerekeni yapacaklardır.
Çünkü biz Kayaköy için “Rumlardan kalma” demekten çekinmiyoruz. Oradaki iki kiliseyi camiye çevirme gibi bir niyetimiz yok. Kaynak bulunduğunda o iki kiliseyi yine kilise olarak restore etmek için yıllardır çabalıyoruz. Ama onlar, “Kültür Varlıklarına sahip çıkma” adına, restorasyon çalışmalarında eserlerimizi tahrip ederek kendi kültürlerinin parçası haline getiriyorlar.
 
xx           xx           xx
Muğla Ticaret Odaları geçen ay Rodos’ta ikinci “Türk İhraç Fuarını” düzenlediler.
Çok sayıda Muğlalı geçen ay bu vesile ile Rodos’a gittiler. Gidenler arasında “yetkili ve etkili” olanlar da vardı. Orada kaldıkları sürede bu olumsuzlukların farkına vardılar mı acaba? Fuar dönüşü kimsenin bu konuda tek bir söz etmemesi bana oldukça garip ve düşündürücü geldi…
Rodos’ta bir konsolosluğumuz var. Oradaki yetkililerle ve baskı altındaki soydaşlarımızla görüşüp “neler yapılabileceğini, yapılması gerekeni” öğrenebilirlerdi.
“Adamların niyetleri ortada, ne yapılabilir ki…” deme kolaycılığına kaçılmamalı. Adamların niyeti ortada ise orada fuar düzenlemenin de alemi olmasa gerek…
 
xx           xx           xx
Fuardan amacın sadece alış veriş yapmak, para kazanmak olmadığını; iki yaka arasında bir ‘dostluk köprüsü’ oluşturmak da olduğunu biliyoruz.
Nitekim böyle bir köprü, Antalya-Rodos arasında kurulmaya çalışılıyor.
Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Valiliği girişimleri ile gerçekleştirilen “Antalya’dan Rodos’a Dostluk Köprüsü” 9 Haziran’da Antalya’da başlıyor, 10-11 Haziran’da Rodos’ta devam ediyor ve 12 Haziran’da Rodos’ta bir konser ile noktalanıyor.
Oysa Muğla Rodos’a Antalya’dan daha yakın… Böyle bir köprüyü biz neden kurmuyoruz?
 
xx           xx           xx
Antalya’nın yaptığını biz de yapalım demiyorum. Ama biz ikincisi gerçekleştirilen “Türk İhraç Fuarını” bir festival havasında gerçekleştirebiliriz. 3 günlük fuardan daha uzun süre gerçekleştirilebilecek etkinlikler içinde panellere, söyleşilere yer verilebilir. O söyleşilerde, kültür varlıklarımızın karşılıklı sahip çıkılması gündeme getirilebilir. “Karşılıklılık ilkesi” anımsatılabilir.
Biz gidip kendi eserlerimizi, onlar gelip kendi eserlerini ayağa kaldırabilecekleri gibi AB fonlarından destekli bir ‘ortak proje’ ile hepsini ayağa kaldırabiliriz.
Bizim geçmişte Saburhane Meydanı’nda Rumlarla birlikte yaşamışlığımız ‘kompleksimiz’ değil, her zaman “övüncümüz” oldu…
Saburhane’deki iki kilisenin, Datça’da ahır olarak kullanılan kilisenin ibadete açılması bizi ürkütüp, korkutup, kaygılandırmaz, ama onlarda Rodos’taki, İstanköy’deki camilerimizi restore edip ibadete açabilmeliler…
Onlara “evrensel kültüre zarar vermenin” kimseye hayır getirmeyeceğini anlatabilmeliyiz…
 
xx           xx           xx
Türkiye’de Rodos ve İstanköy’den gelme yaklaşık 100 bin Türk’ün yaşadığını biliyor musunuz?
Rodos ve İstanköy’den göç eden Türklerin bütünleşmesi, yaşamını adada sürdüren Türklerle iletişimlerinin kopmaması ve kültürel yozlaşmanın önlenmesi karşılıklı hepimizin bir ‘insanlık görevi’ olsa gerek…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.