Tabiat, Ruhun Gıdasıdır

Bu haber 06 Ağustos 2019 - 0:13 'de eklendi ve 941 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

 

Bir nefes almak istiyordum. Kendime gelmek. Rahatlamak. Tabiat bütün güzellikleriyle sarmışken beni sevincin yerini yavaş yavaş hüzün alıyordu. Kimdim, ne işe yarardım; soruların tüm yanıtları içimdeki tabiatta saklıydı. Ben içimdeki tabiatı da öldürmüş müydüm? Bilmiyordum.”

 Denizdeyim, kendimi deryanın kucağına bırakıyorum. Maviliğin derya ile sema çizgisinde sonsuz ufuklara kavuştuğu bir sonsuzlukta. Yüzmeyi de pek bilmem oysa. Kıyı yüzücüsüyümdür. Bu sefer içimdeki kaçış duygusu tüm benliğimi sarıyor. Neden, niçin kaçtığımı da bilmiyorum. Sınırı belirleyen dubaları geçiyorum. Kulaç attıkça uzaklaşıyorum. Sahil görünmez oluyor. Gözlüklerim de olmadığından uzağı zaten göremiyorum.

Denizde, suların bedenimi, ruhumu hatta tüm benliğimi sarıp sarmaladığı huzur mekanında sadece rüzgarın sesini duyabiliyorum. Çok uzaklardan teknelerden motor sesleri geliyor. Belirsizlik ilk defa beni rahatlatıyor. Karada ise belirsizlikten, kararsızlıktan nefret ederim. Denizin kucağında, beni havaya kaldırıp kaldırıp attığı dalgaların eşliğinde yüzmeye devam ediyorum.

İçimden sayıyorum. Bir, iki, üç, dört, yüz, bin….. Nereye kadar gideceğimi bilmeden. Birden karşıda sahili görüyorum. Çocuk sesleri, insanların konuşmaları. Siluetler belirsiz ama karşı kıyıda yeşillik almış başını gitmiş. Belki buraya yüzlerce kez geldim ama ilk defa yeşil ile mavinin tonlarındaki ayrıntıyı ve yarattığı harikulade güzelliği ilk defa görüyorum. Oysa ben bir kaçışı yaşıyordum. Nereye kaçıyordum, kimden kaçıyordum. Bilmiyordum. Ama bu kaçış bana iyi gelmişti.

Denizden çıkıyorum. Güneş tam tepemde. Tenimdeki sızı, güneşin bağrında saatlerce kalmanın verdiği yanma duygusunu şimdi hissettiriyor. Her güzelliğin bir bedeli mi var? Olsun, varsın. Terliklerimi arıyorum. Bulamıyorum. Halbuki burada, şu şezlongun kenarında bırakmıştım. İşte benim havlum ama; terliklerim yok. Islak ayaklarıma kum tanelerinin yapışmasından da hiç hazzetmem. Ayağıma yapışan kumlar biriktikçe birikiyor. Terlikle kavga ediyorum. Ama terliği nereye koyduğunu bilemeyene kızamazsın. Terlikten çıkar bütün hıncını.

Neyse terlikle uğraşmayalım. Hemen güneş kremini sürüp rahatlamam gerek. Şu terlikleri nereye koymuştum? Aaa şezlongun yanına iliştirdiğim çantanın açık kalmış kenarından okumak için getirdiğim kitabı görüyorum. Ayağımdaki kumlar sevinmemi engelliyor. İki şezlong ötede terliklerimi görüyorum. Ama şezlonga boylu boyunca uzanmış iri yarı bir adamın bir ayağı terliklerimin tekinin üzerinde. Sıkıla sıkıla gidiyorum. Bakıyorum adam derin uykularda. Denizden çıkmışsın, gölge bir yerde uzanmışsın ve uykunun kucağında huzura ermişsin. Adamın biri gelecek, terliklerini alayım derken seni uykundan uyandıracak ve sen…..!. Gerisini getiremiyorum, tırsıyorum.

Ama şu terliklere ve ayağıma yapışan kumlara takılmış durumdayım. Ayağımdaki ıslaklık geçtiği halde bu kumlar ne diye terk etmiyor beni. İnadına 404 gibi yapıştı kaldı. Ve terliklerim.. Yavaşça eğiliyorum esaret altındaki terliğimi yavaşça çekiyorum, çekiyorum. Sarsmadan, sessizce. Allah’tan adamın ayağı, ayağımdaki kumlar gibi inatçı çıkmıyor. Terliklerime kavuşuyorum. Hemen suya değdiriyorum ayaklarımı. Kum taneleri de ben de özgürlüğümüze kavuşuyoruz.

Derken.. Kendimi yine denizin ortasında buluyorum. Çöllerde kalanlara mahsus bir serap anı yaşadım herhalde. Terliklerin başrolde olduğu bir serap. Buna serap da denmez ya. Olsa olsa kabus. Bir şeyler ayağıma değiyor. Korku deryaları aşırıyor. Sakinleşmeyelim. Paniklediğim an denizin ortasında bir denge kaybı boğulur, giderim. Yorgun muyum; daha değil. Nefesim de yerinde.

Nefesim de yerinde dedim ya. Bir nefes almak istiyordum. Kendime gelmek. Rahatlamak. Tabiat bütün güzellikleriyle sarmışken beni sevincin yerini yavaş yavaş hüzün alıyordu. Kimdim, ne işe yarardım; soruların tüm yanıtları içimdeki tabiatta saklıydı. Ben içimdeki tabiatı da öldürmüş müydüm? Bilmiyordum.

Bütün bu bilinmezlik içerisinde derin derin nefes aldım. Kafamı dolduran tüm ayrıntılardan hele hele terlikten, kum tanelerinden sıyrıldım. Denizin sonsuz maviliğinde derin bir nefes aldım. Derin derin nefes aldım. Tabiat beni kucaklıyordu ama daha henüz yanına almak istemiyordu. Ayağıma dokunup duran şey bir Yunus balığıymış meğerse. Şu yüzündeki gülümseyiş ve sevgi. Benimle konuşuyor sanki. Anlamıyorum. Birden uzaklaştı gitti. Yunus’u hayal etmek de güzeldi ama biraz saçmaladık herhalde.

Olsun varsın, biraz hayal kurmak da insanı rahatlatır. Hep terliklere takılıp kalacak değiliz ya. Ya biz ne zaman terliklerin egemenliği altında yitip gittik. Bu kadar ayağa mı düşecektik. Oysa Yunus balığı! Ne de güzel hayal kurduruyor, tüm sevecenliği, dostluğuyla. Fazla uzaklaşmamışım. Kıyıda yüzerken yüzüstü biraz dalıp gitmişim. Oysa deniz, gökyüzü ve bu muhteşem tabiata rağmen ben ruhumun gıdasını nerelerde arıyorum?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.