Susuzluk gerçekten kapıda ama… « Hamle Gazetesi

Susuzluk gerçekten kapıda ama…

Bu haber 27 Haziran 2009 - 0:00 'de eklendi ve 1.015 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Küresel ısınma dünyayı pek çok bakımdan tehdit ediyor.
En büyük tehdit kaynağı da susuzluk…
Özellikle son 20 yıl içinde insan nüfusu ve buna bağlı olarak su tüketimi artarken, yağışlar azalmaktadır. Bu durum küresel su krizini gündeme getirmiştir.
Bu soruna kafa yoranlar var mı?
Vardır elbette.
Ama ülkemizde ne hükümetin ne de yerel yönetimlerin bu yönde ciddi çalışması olduğunu söyleyemiyoruz.
Bol bol laf üretiliyor…
 
xx           xx           xx
Su tüm canlılar için en önemli doğal kaynaklardan biridir.İnsan kullanımı, ekosistem kullanımı, ekonomik kalkınma, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi suyun gerekli olduğu birçok sektör vardır. Sürdürülebilir kalkınma için en önemli yaşamsal kaynaklardan biri sudur. 20. yüzyılda dünya nüfusu 19.yüzyıla oranla üç kat artmasına rağmen, su kaynaklarının kullanımının altı kat arttığı belirlenmiştir.
Siz Türkiye’nin “su zengini olduğunu” ve “su ile petrolü takas edip zengin olunabileceğini” söyleyenlere kulak asmayın.
Türkiye’de durum içler acısıdır.
Türkiye’de 10 yıl önce kişi başına su rezervi 20 bin litre saniye iken bu gün bu rakam bin 200 litre saniyeye gerilemiştir!
 
xx           xx           xx
Genellikle, bir insanın biyolojik ihtiyaçlarını karşılaması ve yaşamını sürdürebilmesi için,  günde en az 25 litre su tüketmesi gerektiği kabul edilir. Ancak, çağdaş bir insanın sağlıklı bir biçimde yaşaması için gereken içme, yemek pişirme, yıkanma, çamaşır gibi amaçlarla kullanılacak su dikkate alındığında, kişi başına günlük ortalama kentsel su tüketim standardı 150 litre olarak kabul edilmektedir. Dünya genelinde bölgelere göre kişi başına su tüketim miktarları sanayileşmiş ülkelerde 266 litre iken Afrika’da 67, Asya’da 143, Arap ülkelerinde 158, Latin Amerika’da 184 litredir. Türkiye’de ise kişi başına günlük su tüketimi ortalama 111 litredir.
Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8000- 10.000 m3   arasında olmalıdır. Kişi başına düşen yıllık 1430 m3’lük kullanılabilir su miktarıyla Türkiye, sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir.
 
xx           xx           xx
DSİ Genel Müdürlüğü verilerine göre,
Ülke- Kıta Ortalaması;  Kişi Başına Düşen Kullanılabilir Su Miktarı (yıllık) Suriye’de 1.200 m3, Lübnan’da 1.300 m3 ve Irak’ta 2.020 m3 iken Türkiye’de 1.430 m3’tür.
Buna karşılık Asya ortalaması 3.000 m3, Batı Avrupa ortalaması 5.000 m3, Afrika ortalaması 7.000 m3, Güney Amerika ortalaması 23.000m3 ve Dünya ortalaması 7.600 m3 olarak gösterilmektedir.
Rakamlar Türkiye’nin vehametini ortaya koyuyor.
Yine DSİ Genel Müdürlüğü verileri, 2030 yılında su kaynaklarımızın %100 verimle kullanılacağını öngörüyor. Ama 2030 yılında nüfusu 80 milyona ulaşacak olan Türkiye’nin, kişi başına düşen 1100 m3 kullanılabilir su miktarıyla, su sıkıntısı çeken bir ülke durumuna geleceği kaçınılmazdır.
Nitekim, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu da Türkiye’nin 2010 yılında, yani gelecek yıl yarısının susuz kalacağını söylüyor. Bakan Eroğlu, Ankara, Aydın, Çorum, Erzurum, Nevşehir, Sinop, Şırnak’ta su sıkıntısı çekildiğini belirterek, “2010 yılında bu kentlere 34 kent daha eklenecek.” diyor.
O 34 ilin içinde Muğla’da olabilir…
 
xx           xx           xx
Aslında Muğla’nın susuzlukta Şırnak’tan bir farkı yok. Tek farkımız, Muğla’nın Türkiye’de Rize ile birlikte en çok yağış alan illerden olması.
Ama yağışın getirdiği suya; yeryüzü suyuna hakim değiliz. Toprağımız geçirimli. Yağış, yeraltında kaybolup gidiyor.
Yerel yönetimlerimizde su ihtiyacının karşılanmasında en son başvurulması gereken yer altı sularına saldırıyor. Bu yüzden Muğla Belediyesi ile Bozüyük halkı arasında ‘su kavgası’ yaşanıyor. Bu kavganın Muğla-Bozüyük hattında sınırlı kalmayacağı vurgulanıyor. Doğrudur, yakın gelecekte su kavgaları bütün ilde yaşanabilir.
Ama çözüm Ankara’dan bekleniyor. “Su master planı yapılsın” filan deniyor…
 
xx           xx           xx
Gerçekçi olalım…
Çözümü Ankara’dan beklersek, damacana suyu ile banyo yapmaya başlarız!
Aslında pek çok ilden daha şanslıyız. Muğla kaynaklarına sahip çıkıp, yönetebilirse sorun yaşanmaz.
Bunun için belediyeler İl Özel İdaresi ile bir “Su Birliği” oluşturabilir.
Bu birlik, önce yer altı sularından ellerin çekilmesini sağlayabilir. Sonra yıllık yağışı içme ve kullanma suyuna dönüştürebilir.
Önümüzde iki örnek var. Birisi Marmaris’te Belediyeler Birliği’nin yaratığı baraj. Ötekisi de yine Marmaris’in Taşlıca Köyü’nde İl Özel İdaresi Bütçesi ile Türkiye’de ilk kez yapılan “geçirimsiz gölet”…
Her ilçede sahip olabileceğimiz Taşlıca Göleti benzeri göletler, su sorununu ortadan kaldıracağı gibi orman yangınlarına karşı daha etkin mücadele yapılmasını ve doğadaki canlıların da susuzluk çekmemeklerini sağlayacaktır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.